Söylediklerine Dikkat Et

Söylediklerine dikkat et; düşüncelere dönüşür. Düşüncelerine dikkat et; duygularına dönüşür. Duygularına dikkat et; davranışlarına dönüşür. Davranışlarına dikkat et; alışkanlıklarına dönüşür. Alışkanlıklarına dikkat et; değerlerine dönüşür. Değerlerine dikkat et; karakterine dönüşür. Karakterine dikkat et; kaderine dönüşür

Mahatma Gandhi

Çok sevdiğim ve doğruluğuna kesinlikle inandığım bir sözdür. Biz çoğu zaman hareketin  başlangıcını duygu veya düşünceler olarak değerlendiririz ama aslında başlangıç noktası kullanılan kelimeler. Kendi kaderimizi ve hatta çocuklarımızın kaderini kullandığımız kelimelerle belirliyoruz. Okumaya devam et Söylediklerine Dikkat Et

Huzur Odası

Son zamanlarda çokça karşıma çıkan veya şöyle de düşünebiliriz son zamanlarda farkındalığımın yüksek olduğu kelimelerden birisi Tekamül.

İnsan ne kadar sakin, dingin, sade ve yavaş olursa etrafını görmesi, duyması ve okuması da bir o kadar kolay oluyor. Ne yazık ki benim hayatım için bu kelimeleri kullanmak pek mümkün değil. Öncelikle kendi hareket hızımın fazla oluşundan, ardından buna bağlı olarak çocuklarımın hızlı oluşundan ötürü sakinlik, dinginlik dışarıdan pek bize uygun kelimeler gibi görünmüyor.

Şikayet etmiyorum çünkü bu yaşam şekli ve özellikle çocuklarım bana yeni beceriler kazandırdılar. Bir şekilde,  hayatı da hızlı okuma alışkanlığı edindim. Diğer yandan gürültü ve kargaşanın içinde hedefe odaklanmayı öğrendim, aynı anda birden fazla şeyi yapmaya mecbur kaldım. Dinginliğin dışarı kadar içerde olması gerektiğini anladım. Okumaya devam et Huzur Odası

Minimalist İtiraflar 4.Bölüm: Senin Patron Kim?

Düşünceler mi duyguları doğurur, yoksa duygular mı düşünceleri. İkisine de pek güven olmaz aslında ama asıl sorun kim kimi yönettiği. Çünkü patron kimse senin hayatını da o yönetiyor demektir.

Duygu merkezli insanların hayatı biraz daha dalgalı ve çetrefilli oluyor. Hissedilen duygu, nedeni, sonucu ya da dışa vurumu bazen birbirinden bağımsız olabiliyor. İşin garip tarafı; insan, çoğu zaman bu üç durumun birbirine bağlı olduğunu hiç fark etmiyor.

Satın alma güdüsünün altındaki asıl neden nedir? Duygu nedir? Alışveriş bir rahatlama yöntemimi yoksa, asıl varılacak sonuç istifçilik mi? Biriktirmek insanı ne kadar güvende hissettiriyor?  Ya da hayatında ki hangi boşluğu doldurmak için satın alıyorsun?

Evinde ki eşyalar dışında, hayatında, ihtiyacından daha fazla olan neler var? Diğer yandan kaybettiğinde yokluğunu fark etmeyeceğin nelere sahipsin?   Okumaya devam et Minimalist İtiraflar 4.Bölüm: Senin Patron Kim?

Minimalist İtiraflar 3. Bölüm: Tatil Dönüşü Kafama Taş Düştü

Olayın sadece ev ve eşyalarla ilgili olmadığını, hayata bakış açısıyla, yaşam tarzıyla ilgili olduğunu fark etmek gerekiyor. Bu nokta da temizlik ve düzenin hayatın her alanında uygulanması gerektiğini idrak edebilmen ve sonrasında, uygulama, alışma ve sürdürebilme aşamalarını adım adım geçebilmen gerekiyor.

Ben bu kadar çabaya ve zamana rağmen hala o aşamaya gelememiştim. Geldiğimi sanıyordum, elimden geldiğince eşyaları azaltıyor kalanları düzenliyordum ama yine de istediğim gibi olmuyordu. Okumaya devam et Minimalist İtiraflar 3. Bölüm: Tatil Dönüşü Kafama Taş Düştü

Minimalist İtiraflar 2. Bölüm: İlk Uyanış

Bir gün arabada giderken yine aynı eşya, yerleşme, alma satma mevzularından konuşurken ve ben hararetli bir şekilde her şeyin gerekli olduğunu savunurken, Hakan dedi ki ‘Ben minimalistim, ihtiyacım yok.’ O zamana kadar çok duydum, az buçuk da tahminim var ama kelimenin o andaki anlamını kestiremedim. ‘Yani?’ dedim   Minimalist ne demek?  ‘Benim yaşamak için çok eşyaya ihtiyacım yok. Sadece ihtiyacım olan şeylere sahip olmayı tercih ederim. ‘ dedi. Şöyle bir düşündüm aslında ben de onunla aynı fikirdeydim. ‘Bende minimalistim’ dedim. Bir kahkaha attı, bozuldum. Dedim ben de aynı şekilde düşünüyorum ama nasıl yapacağımı bilmiyorum. Okumaya devam et Minimalist İtiraflar 2. Bölüm: İlk Uyanış

Minimalist İtiraflar 1. bölüm: Eşyalarım Dünyaya Dağılmış

Bundan iki sene öncesine kadar eşya bağımlısı biriydim. Eşyaları canlı kabul eder ve onlarla aramda bağ kurardım. Bu kendimi bildim bileli böyleydi.

Geçen senelerde bir ara\ ilk günlüğüm elime geçti. İlkokul birinci ya da ikinci sınıf (ki ben yazmayı ilk öğrendiğimde başladım günlük tutmaya) aşağı yukarı şöyle yazmışım: ‘ Sevgili defterim, bugün okulda kompozisyon yarışmasında birinci oldum ve öğretmen bana kalem hediye etti, hem de arkasında silgisi var. Şimdi bu kalemle yazıyorum. Yoksa kıskandın mı? Kıskanma seni de çok seviyorum ben’  Diye devam ediyor.

Evet ben de epey gülmüştüm okuduğumda.

Okumaya devam et Minimalist İtiraflar 1. bölüm: Eşyalarım Dünyaya Dağılmış

21 Günlük İrade Oyunu

Ocak ayının başında,  değişim ve gelişim programımın yeni bir aşamasına geçtim. Bu programın başlangıcı birkaç yıl öncesine dayanıyor tabi ama benim şimdilik paylaşmak istediğim bu 2021 bölümü. Bana göre travma seviyesinde, korkutucu bir olay yaşadım ve dibe vurdum.  Biraz toparladım derken kısa bir süre sonra benzer bir olay daha yaşadım ve artık ipin koptuğu noktaya geldim.

O anda bir durup düşündüm; önümde iki seçenek vardı, ya bu olayı etiketleyip,  korkuyu besleyip, zaten yeterince olan diğer korkularımın yanına koyacağım ve en ufak bir çağrışımla bu olayı tekrar tekrar yaşayacaktım ya da bir şekilde isimsiz bir dosya olarak olduğu yerde bırakıp hayatıma devam edecektim. İnsan ipleri kopardığı zaman, yani kapasitesinin var olduğunu sandığı çıldırma sınırına gelince bir silkelenebiliyor. İşte bendeki de ona benzer bir şeydi. Okumaya devam et 21 Günlük İrade Oyunu

Keşke Ruhumla Yaşayabilseydim

Bir şeyi görmezden gelirsen onu yok edebilir misin? Bir taraftan benim her zaman savunduğum şey; karşındaki sen görebiliyorsan ve onu fark edebiliyorsan vardır. Diğer taraftan da senin görmemen, onun olmadığı anlamına mı  gelir?

Sen görüyorsan, görmek istiyorsan vardır. Bunun da nedeni senin ona iyi veya kötü ihtiyaç duyman, ya da hayatta varmak istediğin noktaya ulaşmak için oyunun bu aşamasını başarılı bir şekilde geçmek zorunda olmandır. Çünkü bu aşamayla kazanacağın güç ve stratejiye ihtiyacın vardır. Bu nedenle ‘Başıma geldi’ tabiri çok da anlamlı gelmez bana. Kimsenin başına bir şey gelmez, sadece kurulu sistemde oluşan küçük bir harekettir o ‘olay’ dediklerin. Senin, benim veya başkasının, zaman denilen mefhum uydurulmadan çok daha önce kurulan sistemi tamamen algılamamız mümkün değil. Anlamak bile demiyorum algılamak diyorum çünkü; insanın algıları, anlayışından çok daha ilerdedir. Her algıladığımızı, hissettiğimizi, fark ettiğimizi anlayabilecek kapasite de olsaydık eğer, bilmem ne olurdu. Döngülerimiz, korkularımız, alışkanlıklarımız, dürtülerimiz, ilkel ihtiyaçlarımız, egomuz, bilincimizin üstünden ziyade, altı yönetir bizi.    Gerçi üstü mü daha sağlam yoksa altı mı, o da ayrı bir konu tabi. Okumaya devam et Keşke Ruhumla Yaşayabilseydim

500 Sayfalık Kitap Yazmışım

Bloğumun ara yüzünü düzenlerken gözüme ilişti; ilk yazımı 18/07/2011 yılında yayınlamışım. Kayra 5 ay 3 günlükmüş. O günü olmasa da o anı hatırlıyorum. Evi, oturduğum masayı, hatta o an, fotoğraf olarak gözümün önünde. Aynı zamanda o andaki hayallerim de… O günden bugüne 9 yıl geçmiş ve toplamda 269 yazı olmuş. Hepsini gözden geçirsek ve toparlasak ortalama 500 sayfalık bir kitap çıkabilir. Diğer açıdan bakarsak ben kalın bir kitap yazmışım da haberim yokmuş. Okumaya devam et 500 Sayfalık Kitap Yazmışım

Farklı Renkte Nefesler

Dünya içinde dünya kurmayı becerebilenden daha zeki, daha becerikli bir insan var mıdır acaba?

Dünya içinde dünya kurabilmek ve bu dünyalar arasında bağımsız gezebilmek. Her dünya da yeni bir ruha sahip olabilmek. Bir dünyadan diğerine kolayca geçebilmek. Ruhları birbirine bulaştırmadan hissedebilmek. Güzel bir şarkının kalpteki ritmiyle, okunan iki cümlenin beyinde ki yankısıyla geçebilmek diğer tarafa. Aldığımız nefes renksiz olmak zorunda mı? Her dünyanın, her ruhun farklı renkte nefesi olsa olmaz mı? Okumaya devam et Farklı Renkte Nefesler