Can’ıma 3.yaş Mektubu

Can’ım, cancağızım. Bugün; sen dünyaya gözlerini açalı, üç koca yıl oldu. Seni dünyaya getirirken en büyük korkum; sana haksızlık etmek ve annelik dengesini kuramamaktı. Bu yazıyı yazarken bile her kelimeyi defalarca düşünüyorum;  yanlış anlaşılmamak için. Sen özel bir aile’nin kıymetlisi olarak dünyaya geldin. Evet, görünür de ikinci anneliğimdi, deneyimli olmam gerekiyordu ama öyle değilmiş. Her çocuk ayrı bir annelikmiş. Ben öyle zengin bir kadınım ki, abin de, sen de bana apayrı dünyalar verdiniz. Okumaya devam et Can’ıma 3.yaş Mektubu

Annelik Tutsaklığına Gönüllü Oldum Ben

İki gündür deli deli düşünceler var aklımda. Doğru ile vicdan arasında preslenmiş hissediyorum. Misyonum annelik…

Annelik; bir kadını tek başına büyüten bir sorumluluktur. Aynı zamanda da en büyük tutsaklık. Cesaretin beslenirken, özgürlüğün anlam değiştirir. Hareketin artarken, alanın daralır. İçine çektiğin nefes derinleşirken, boğulmaya başlarsın. Doğruların, yanlışlarınla dans etmeye başlar. Mükemmele ulaşma arzun, seni vicdan bataklığına sürükler. O öyle bir bataklıktır ki, gözün kapalı içinde bulursun kendini. Kimsenin eli ulaşamaz sana. Tek çaren kendini affetmektir, ama bunu asla beceremezsin. Okumaya devam et Annelik Tutsaklığına Gönüllü Oldum Ben

Acı Kahve Neden Lezzetlidir?

Bundan 4-5 yıl önce bir psikologla sohbet ederken konu döndü dolaştı ‘Anlam yükleme’ meselesine geldi. Bana ölümle ilgili bir örnek verdi. ‘Toplumların sosyal yapılarına göre, insanların, ebeveynleri’nin ölümlerine verdiği tepkiler farklılık gösterir. Bir Türk’ün annesi öldüğünde hissettikleri ile bir Amerikalı’nın annesi öldüğünde hissettikleri aynı değildir. Çünkü biz Türkler için anne, baba kavramları çok derin anlam ifade eder’ Okumaya devam et Acı Kahve Neden Lezzetlidir?

İpler Koparsa

 

Aylar oldu yazmayalı, okumayalı, düşünmeyeli…

Şu aralar uzun bir baygınlıktan sonra yeni yeni gözlerini açmaya çalışan ve şaşkın şaşkın etrafına bakınarak, kısık bir sesle ‘Neredeyim ben? Buraya nasıl geldim? ‘ diye söylenen biri gibiyim. Doğrulmaya çalıştıkça bir yerlerime acı saplanıyor.  Baskı altında sertleşip, dayanıklılığı artanlardan mıyım yoksa tam tersi deformasyon geçirip eciş bücüş olanlardan mıyım onu daha algılayamadım fakat fark ettiğim şeylerden birisi  yalnızlığın da en az baskı kadar insanı güçlendirdiği.

Okumaya devam et İpler Koparsa

Nereden Nereye? (2.Bölüm)

    …….

     Cuma günü yani iki gün sonra İstanbula geldi. Sonraki iki gün içerisinde okulla görüştü, ön kaydını yaptırdı, okulun hemen yanından güzel bi ev kiraladı ve döndü. Ben ise  10 yıl yaşadığım şehirden ayrılmak için toplanmaya başladım. Bir hafta içerisinde eşyalar ayrıldı, paketlendi. Yalnız değildim, iki tane yardımcım vardı Nur ve xanım. O bir hafta da, o evde yaşadıklarımızı sadece üçümüz biliyoruz.

Okumaya devam et Nereden Nereye? (2.Bölüm)

Nereden Nereye? (1. Bölüm)

Nereden nereye? Kaderde İstanbul gecelerinden yazı yazmak da varmış, Hakayde için. Aslında yirmi günde değişen hayatımızın hikayesini anlatmakla başlamak lazım ama korkuyorum.  Hikaye karışık, ben karışık, hayat karışık. Anlatacaklarımdan ziyade anlatmamam gerekenlerin dökülmesinden korkuyorum sanki. Ama diğer taraftan da bu dönemin bir köşede ayrıntıları ile kayıtlı olmasını istiyorum. Olur da gelecek de cocuklarıma vermem gereken hesaplar olursa en azından savunmam da kullanabilirim.

Okumaya devam et Nereden Nereye? (1. Bölüm)

Kendini Misafir Gibi Ağırlamak

Beynim çırpınıyor. Son günlerde kendimle ilgili hissettiğim en yoğun duygu bu galiba.

     Tatil kelimesinin tam anlamını merak etmiyor değilim. Hani şöyle bakınca karşılığı dinlenmek olmalı sanki. Hayatın büyük bir kısmında yerine getirilen sorumlulukların biraz daha geri plana atılıp, fiziksel ve zihinsel olarak bir dinginlik dönemi olması gerekiyor. Bu duruma göre ben kesinlikle tatilde değilim.

Okumaya devam et Kendini Misafir Gibi Ağırlamak