İpler Koparsa

 

Aylar oldu yazmayalı, okumayalı, düşünmeyeli…

Şu aralar uzun bir baygınlıktan sonra yeni yeni gözlerini açmaya çalışan ve şaşkın şaşkın etrafına bakınarak, kısık bir sesle ‘Neredeyim ben? Buraya nasıl geldim? ‘ diye söylenen biri gibiyim. Doğrulmaya çalıştıkça bir yerlerime acı saplanıyor.  Baskı altında sertleşip, dayanıklılığı artanlardan mıyım yoksa tam tersi deformasyon geçirip eciş bücüş olanlardan mıyım onu daha algılayamadım fakat fark ettiğim şeylerden birisi  yalnızlığın da en az baskı kadar insanı güçlendirdiği.

Okumaya devam et İpler Koparsa

Nereden Nereye? (2.Bölüm)

    …….

     Cuma günü yani iki gün sonra İstanbula geldi. Sonraki iki gün içerisinde okulla görüştü, ön kaydını yaptırdı, okulun hemen yanından güzel bi ev kiraladı ve döndü. Ben ise  10 yıl yaşadığım şehirden ayrılmak için toplanmaya başladım. Bir hafta içerisinde eşyalar ayrıldı, paketlendi. Yalnız değildim, iki tane yardımcım vardı Nur ve xanım. O bir hafta da, o evde yaşadıklarımızı sadece üçümüz biliyoruz.

Okumaya devam et Nereden Nereye? (2.Bölüm)

Nereden Nereye? (1. Bölüm)

Nereden nereye? Kaderde İstanbul gecelerinden yazı yazmak da varmış, Hakayde için. Aslında yirmi günde değişen hayatımızın hikayesini anlatmakla başlamak lazım ama korkuyorum.  Hikaye karışık, ben karışık, hayat karışık. Anlatacaklarımdan ziyade anlatmamam gerekenlerin dökülmesinden korkuyorum sanki. Ama diğer taraftan da bu dönemin bir köşede ayrıntıları ile kayıtlı olmasını istiyorum. Olur da gelecek de cocuklarıma vermem gereken hesaplar olursa en azından savunmam da kullanabilirim.

Okumaya devam et Nereden Nereye? (1. Bölüm)

Kendini Misafir Gibi Ağırlamak

Beynim çırpınıyor. Son günlerde kendimle ilgili hissettiğim en yoğun duygu bu galiba.

     Tatil kelimesinin tam anlamını merak etmiyor değilim. Hani şöyle bakınca karşılığı dinlenmek olmalı sanki. Hayatın büyük bir kısmında yerine getirilen sorumlulukların biraz daha geri plana atılıp, fiziksel ve zihinsel olarak bir dinginlik dönemi olması gerekiyor. Bu duruma göre ben kesinlikle tatilde değilim.

Okumaya devam et Kendini Misafir Gibi Ağırlamak

Milyon Yüzlü Kristal

Kişisel gelişimin en önemli ve en zorlu ayaklarından birisidir iletişim konusu. İnsanların birbirini anlayabilmesi aslında sonsuz kombinasyonda biri yakalamak gibi bir şey.

Daha her insanın mavi dediği şeyin aynı mavi olup olmadığını bile bilmediğimiz bir dönemde anlaşabilmek kadar mucize bir şey olabilir mi?  Zaten bilim adamlarına bakarsan mavi diye de bir şey yok. O sadece bir frekansmış. Okumaya devam et Milyon Yüzlü Kristal

Neden Cıncık Boncuk?

Kelime: Boncuk

       Çoğu insanın takıntılı olduğu, sevdiği, dayanamadığı objeler vardır. Kiminde ayakkabı, kimin de mum, kiminde saat, kiminde çanta, kiminde defter. Normal alışverişin dışında, bunlar, ayrı bir dayanılmazdır. Aldıkça alası gelir insanın. Her renkten, her boydan, her markadan, her çeşitten olsun istersin. Para harcarken az da olsa çalışan kontrol mekanizması bu objeyle ilgili çalışmaz. Kimileri bunu anlamsız bir müsriflik olarak görür. Kimileri ise cinsiyetçi bir alışveriş hastalığı. Bu takıntılarla ilgili biraz soru sorulduğunda genellikle insanlar ‘çok hoşuma gidiyor, dayanamıyorum, kendimi kontrol edemiyorum, cebimde ne varsa vermeye hazırım, alamazsam uykularım kaçar’ gibi cevaplar verirler.

     Bu konuyla ilgili benim asıl merak ettiğim konu ise; o tutkuyla bağlı olunan objenin beyindeki anlamı nedir.

Okumaya devam et Neden Cıncık Boncuk?

Çöp Kraliçesinin Sihirli Tüneli

              Dünyaya hep, boyumuz hizasında  yatay eksenden bakıyoruz.  Oysa hafif bir açı değiştirdiğimizde birden bire her şey değişebiliyor. Serbest zamanlarda, kafam yukarılarda gezmeyi seviyorum.

      Biz aşağılarda koştururken tepemizde duran ve bazen farkında bile olmadığımız binalarda kimler yaşıyor, neler oluyor, merak ediyorum.

Okumaya devam et Çöp Kraliçesinin Sihirli Tüneli

Sabır, Öfke, Vicdan Üçgenindeki Anneler

Kafamızdaki ‘olmalı’ şablonları biz bu hale getiriyor. Muhteşem bir kadın, mükemmel bir anne, mükemmel bir eş, mükemmel bir evlilik, mükemmel çocuklar, mükemmel aile, mükemmel iş, mükemmel arkadaşlar….

      Yok güzel kardeşim öyle bir şey yok. Ne mükemmel bir anne, ne çocuk, ne eş ne evlilik, ne patron, ne arkadaş yok. Var oluşda öyle bir kelimenin anlamı yok zaten. Herkes ve her şey kusurlu. Bu hedef ve beklentiler bizi kendimizden geçiriyor işte. Elimizdekinin kıymetini anlamıyoruz, yaşadığımızdan zevk almıyoruz, başarılarımızın tadını bile doyasıya çıkaramıyoruz.

Okumaya devam et Sabır, Öfke, Vicdan Üçgenindeki Anneler