Ruhuna İşleyen Keyif

Kayra’ya yemek yedirirken masallar uyduruyorum. Kayra’nın maceraları: Kayra denizaltında, Kayra uzayda, Kayra çiftlikte… Kahramanın hep kendisi olduğu bu masallara bayılıyor. Oğluşki’nin maceralarında “Kayra anneannesinde” bölümündeyiz bu sefer.

Kayra’nın annesinin maceraları da fena değildi bir zamanlar… Küçükken anneanneme gittiğimizde kapıdan içeri girer girmez “Bizim karnımız aç” dermişiz. Annem evde özellikle doyurur götürürmüş, ama ne olursa olsun o kapıdan girer girmez acıkırmışız.
Anneannemin yoğurtlu ekmeği vardı. Ne kadar tok olursan ol yerdin. Lise yıllarına kadar o yoğurtlu ekmekten vazgeçmedim. Yıllar sonra artık müstakil evle baş edemeyip bir apartman dairesine geçtiler ve bizim yoğurt işi bitti. Bir daha hiç eski tadı alamadım. Meğerse keramet sütçüdeymiş. Sütçü değişince bizim süzmenin tadı bozulmuş. En azından öyle bir bahane buldular.
Bir çocuğun uzaklarda tek başına büyümesi çok zor. Bakım kısmı bir şekilde halledilebilir belki, ama sevgi kısmı büyük eksiklik her zaman. Şimdi Kayra anneannesinin tabiriyle sevgi okyanusunda. Halaları, dayısı onu birkaç saat görebilmek için saatlerce yol geldi.
Dedeleri, teyzesi, anneannesi, babaannesi çıldırıyorlar onu severken. İşte bir çocuğa ne kadar iyi bakarsan bak, ne kadar eğitim verirsen ver, ne kadar uğraşırsan uğraş bu sevginin verdiği enerjinin yerini doldurabilmek mümkün değil. Oğluşki inanılmaz mutlu ve keyifli.
Eskiden herkes bir evde yaşardı ve o gürültü patırtının içinde çocukların nasıl büyüdüğü anlaşılmazdı. Bir süre sonra evler ayrıldı, haftada bir iki görmeye başladı çocuklar dedelerini, ninelerini. Bizimki en beteri, ülkeleri ayırdık. Aylarca göremiyorlar birbirilerini. Bir geldiğinde gülümsüyor, diğerinde emekliyor, üçüncüde yürüyor ve konuşuyor çocuklar. Aralar yok. Ortak zamanlar sayılı. Anılar eksik.
Nineler pasta börek yapar, dedeler dua öğretir, bakkala götürür, sakız, balon alır, bisiklete bindirir. Az da olsa çok da, çocuklar bu ritüelleri yaşamalı. Büyüklere ait kokular kalmalı burunlarında. Kiminin yeşil sabunu, kiminin gül kokulu esansı.
Artık mutfaklardaki tel dolaplar kalmadı ya da dedelerin yelek ceplerinden çıkan saatler. Şimdiki modern dede ve ninelerin de miras bırakacakları kendilerine has kokuları olmalı.
İnsan büyüdüğü zaman kendi kendine ben kimim diye sorduğunda, peşinden bu kokular geliyor çünkü.
Anne ve babanın yeri ayrıdır ama bir çocuğun hayatında, annesini babasını şikâyet edecek yüksek merciler bulunmalı. Çocuk, anne babayı çocuk rolünde görmenin hazzını yaşamalı.
Ebeveyn çocuğunu eğitim sorumluluğu ve gelecek kaygısı gölgesinde seviyor. Bunlardan ötürü sadece çocuğunu sevmeye konsantre olamıyor. Her adımını planlı atmak zorunda hissediyor kendini. Oysa bir üst kuşakta bunların hiçbirisi yok. Onlar torunlarına ateş topuna dönüşmüş saf sevgiyle bakıyorlar ve dokunuyorlar. Bu enerjinin yüksekliği, aralarında kuvvetli bir bağ oluşturuyor.
Kayra, mutfakta arabasına kurulmuş bir şekilde yemek yapan anneannesini izliyor. “Agu bugu”larıyla sohbete katılıyor. Yemek kokuları içinde yeşil soğan kemiriyor. Belki ileride bunları bilinçli olarak hatırlamayacak ama şu anda bu keyif onun ruhuna işliyor.
Bu yüzden de belki her zaman aç girecek bu mutfaktan içeri, kim bilir?

“Ruhuna İşleyen Keyif” için bir yorum

  1. En sevdiğim bölümü anneannene kapıdan girerken hep aç olman.Sağolsun benim çocuklarımda hep yapardı onu .Ellerine sağlık yazıyı beğendim …Kayra adına da çok sevindim ne güzel.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir