Vay Benim Halime

Hamileliğimizin 34. haftasını tamamladık. Neredeyse aşağı yukarı 3,5 – 4 haftamız kaldı. Bu süreç nasıl geçti anlamadım desem yalan olur. Beklediğimizin üzerinde problemle karşılaştık. Ne çok yavaş ne de çok hızlı kendi kıvamında yaşadık denebilir. Hamilelik Kayradaki gibi hayatımın merkezinde değildi ne yazık ki. Çünkü o döneme göre sorumluluk miktarım daha fazlaydı ve dengeye ihtiyacım vardı. Dengeyi bozduğum kimi zamanlarda yere yapıştım, kimisinde de göklere uçtum.
Bu dönemde artık yeter dedim, son bir ay bari tadında yaşayım bu dönemi. Sadece mutlu olduğum şeyleri yapayım, biraz daha fazla dinleneyim, mecburiyet duygumu körelteyim.
Elimden geldiğince de bunları yapmaya çalışıyorum ama sorun şurada benim kavramlarda arıza var.
Yatmak benim için hiçbir zaman dinlenmek anlamına gelmiyor. Photoshopta afiş yapmak beni dinlendiriyor. Kafamda problemlerden uzaklaştığım anda yeni projeler üretmeye başlıyorum. Yeni yeni fikirler geliyor aklıma. Hevesleniyorum, onları geliştirmeye çalışıyorum ama uygulamaya gücüm yetmeyince bu problem haline geliyor.
Bulunduğum çemberden çıkıp sağa sola bakmaya başlıyorum. Benim çember çıkışım internet odaklı tabi. Yeni bloglar keşfediyorum, aktivite sayfaları buluyorum, makaleler okuyorum. Uyuyormuşum da yeni uyanmışım, çok geç kalmışım, hiçbir şeyden haberim yokmuş duygularına kapılıyorum. Bu da kendi çapında problem haline geliyor.
En son artık kendime hafif şiddetli kronik depresyon teşhisi koymaya karar verdim. ( Hafif mi? ) Geriye dönüp bu ne kadardır sürüyor diye düşünsem aşağı yukarı 4 yıl öncesine yani Kayranın doğumuna kadar uzanır herhalde.
Her zaman tetikte olma ihtiyacı, hiçbir şeyin bizim kontrolümüzde olmadığı öğretisi, her an her şey olabilir deneyimi, mükemmel diye bir şey yoktur düşüncesi zamanla her olayı, sonunda çözülmesi gereken bir problem paketine soktu. Farkında olmadan zaman içerisinde bu bakış açısı karakterime işlemeye başladı ve sonunda da karakterim bu tür yeni özellikler kazandı.
Bu yazıyı yazarken kendi kendime düşündüm. Neden buraya yazıyorum? Bu yazı bir nevi iç sesimle olan sohbetim. Neden herkes buna şahit olsun ki? Özelimi mi ortaya döküyorum? Aslında amacım bu değil.
Bu hafta okuduğum bloglarda öyle yazılara rast geldim ki, dedim ‘ Benim düşündüğüm hissettiğim ne varsa yazmış’ Örneğin hamilelik şekeriyle uğraşan bir kadının bir yazısı vardı adım adım duygular aynı. Bu bir nevi insana yalnız olmadığını hissettiriyor sanki.
Biz kadınlar doğduğumuz andan itibaren, içgüdüsel olarak, her ne kadar özel olmak, farklı olmak, tek olmak, en değerli olmak için çaba sarf etsek te aslında yalnızlıktan da hiç hoşlanmayız. Özellikle de problemleri paylaşarak halletmeyi severiz.
Bende bunları hissederken, eminim ki benim gibi çok kadın var. Bu yazıları okurken empati kurabiliyorlar. Birbirimizden haberimizin olması şart değil.
Benim alanım her zaman kadınlar ve çocuklar oldu. En tahammül edemediğim şey ise kadınların aptallaşması, zayıf olanın acizliği ve kabullenişliği, biraz gözü açık olanın da beyni yerine cinselliğini kullanarak hedefine ulaşma çabası. Bu kadınların elinde yetişen çocukları gördükçe içim acıyor.
Yapılabilecek çok şey var. Herkesin bunun bir ucundan tutması gerekiyor. Yeter ki kadın gücünün farkına varsın. Ama dünya da birbirine en fazla zarar veren tür gene kadınlar. Hatta bazen aynı şeyleri yaşayan kadınlar birbirini daha çok ezme eğiliminde olur.
Ya da karşısındaki kadında kendi zayıflığını gören kadın kadar tehlikeli biri yoktur. Kendinde kabullenemediği ya da baş edemediği zayıflığı gördüğü anda ezmeye, kapatmaya, yok etmeye çalışırken diğer kadını parçalar.
Hamilelik bir kadının dünyada başına gelebilecek en güzel şeylerden birisi. Ne kadar problem olursa olsun yine de özeldir. Benim kalpten inandığım bir şey vardır. Hamilelikteki annenin ruh hali ve düşünce yapısı, yaşam şekli, uğraştığı problemlerin hepsi doğacak bebeğin karakterinde büyük ölçüde etkilidir. Kayra da bir nevi ben buna şahit oldum. Ama şu anda balacam için bu inancım beni biraz korkutuyor. Eğer haklıysam vay benim halime.
Balacam biraz asabi, az biraz huzursuz, mükemmeliyetçi, devamlı acelesi olan, geceleri uyuyamayan, teknoloji düşkünlüğü daha fazla olan, sosyal sorumluluk duygusu fazla gelişmiş, problem çözme odaklı, sağlığına düşkün bir karaktere sahip olacak sanki.
Son birkaç haftada bunların negatiflerini telafi edebilir miyim çabam pek de anlamlı değil ama haydi hayırlısı…
Not: Şöyle yazının geneline bakınca gülesim geldi. Anlattığım ruh halimi çok güzel ifade eden bir yazı olmuş.
Başta anlattığım gibi, kafamı toparlamak, keyif almak için başladığım bu yazının sonu bile çözülmesi gereken bir problem teşhisi ile tamamlandı. Kesin kronik depresyondayım

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir