Yemek İsyanı

Nereden ve ne zaman kulağıma çalındı bilmiyorum ama kahvaltı ve akşam yemekleri bir ailenin iki temel taşıdır derler. Hatta yakın zamanda okuduğum bir makaleye göre dünyada ki en mutlu çocuklar Hollandalı çocuklarmış. Bunun da nedenlerinden birini, diğer ülkelere göre her sabah ailece kahvaltı yapma oranının daha yüksek olmasına bağlamışlar. Ailenin bir masa etrafında toplanması, aynı şeye odaklanması, yemek sırasında edilen sohbetler ister istemez bağ oluşturuyor demek ki. Bu anlattığım aslında çok da yeni bir bilgi değil on kişiden dokuzunun mutlaka bildiği bir şeydir ama benim asıl takıldığım konu uygulama aşamasında çıkan problemler.

Ben kendim yemek pişirmeyi, yemeyi, yedirmeyi ve özellikle de kahvaltı yapmayı seven biriyim. Yemek olayı alışveriş aşamasından yemek aşamasına kadar bir öyküdür benim için. Pişirmekten, masa hazırlamaya kadar her anından ayrı bir zevk alırım. Farklı lezzetlere açığımdır. Hem pişirme konusunda hem yemek konusunda denemeyi severim. Farklı malzemeler kullanmayı, kendime göre tarifler uydurmayı da severim.

Amma velakin bütün bunların bir işe yaraması için bunları yiyecek insanların olması gerekiyor. Ne yazık ki benim evimde yaşayan üç erkeğin de bu konuyla ilgili problemleri var. Şöyle rahat rahat yazabilseydim, içimi dökebilseydim, yıllardır biriktirdiğim kurtlarımı atabilseydim pek iyi olurdu tabi ama ne yazık ki özel hayata saygıdan ve birazcık da darbe korkusundan dolayı yapamıyorumJ İleri gidersem muhtemelen bloglarımı dumanla yazmaya başlayabilirim.

Aslında ben bu yaşadıklarımda ve duygularımda yalnız olduğumu da hiç düşünmüyorum.

Her insanın ayrı bir kahvaltı alışkanlığı var. Kimi uyku zamanını kahvaltıya tercih eder, kimi uyanır uyanmaz bir şey yiyemez, zaman geçmesini bekler, kiminin öğrencilikten kalma, kiminin bekarlıktan kalma bir geçiştirme huyu vardır, kimi aheste aheste kahvaltı yapmayı sever, kimi de ben gibi yalnız da olsa hiç üşenmeden o masayı güzelce kurar, oturur kendini ağırlar sonra toplar.

Şimdi uzmanlar böyle dedi diye millet huyunu mu değiştirsin.

Ben kayra ve Can için hiç hazır mama kullanmadım. Daha doğrusu ihtiyaç hissetmedim. Belirli bir süre anne sütü aldırlar sonra da hazır gıdaya geçtiler. İkisinde de asla blander kullanmadım. Dişleri varken de, yokken de taneli yediler. Can için çok olmasa da Kayra’nın damak tadı için çok uğraştım. Her şeyi ilk buharda pişirdim, ayrı ayrı tattırdım. İki yaşına kadar şeker vermedim. Çok fazla ekmek ve karbonhidrat yüklemedim. Özendim yani. Can için aynı şeyleri söyleyemicem o masa da ne varsa onu buldu önünde. Şekerde yedi, dondurma da yedi. Yemedi aç kaldı.

Şimdi ikisinin de yemek huyları nasıl acaba?

Kayra şimdilik yemek seçen, gerçekten aç değilse kolay kolay yemeyen, yeni tatlar konusunda tutucu, denemekten hoşlanmayan, çok fazla su içmeyen, kolay kolay acıktım veya susadım demeyen, uyandıktan bir süre sonra anca kahvaltı yapan, ağzına meyve süremeyen, dondurma ve saf çikolata dışında kesinlikle tatlıdan hoşlanmayan, abur cubura düşkün olmayan, ekmek ve makarna hastası ve bunun yanında, evde kesinlikle ağzına sürmediği yemekleri başka yerlerde tabak tabak yiyen bir herif.

Can ise psikolojisine göre yemek seçen, yani bugün yemediğini yarın iki tabak yiyen, tatlı ve abur cubur düşkünü, yeni tatları denemekten hoşlanan, kendi yemeyi seven, meyve hastası, ekmeğe düşkün olmayan, uyanır uyanmaz soluğu mutfakta alıp acıktım diyen, yemek konusunda mekan ayırt etmeyen bir herif.

Evet aralarında yaş farkı var ama karakterleri ve damak tatları belli. İleride ne olacaklar gerçekten hiçbir fikrim yok.

Ben saatlerce özene bezene değişik değişik yemek yaparım. Bir heves masaya koyarım herkesin surat ayrı bir çeşit olur. Yapacak bir şey yok, yiyen yer yemeyen aç kalır felsefesi ile de aç kalırlar.

Kahvaltı dersen ikiye ayrıldı denebilir. Can ve ben keyif kahvaltısı yapan tipler, baba ve kayra sabah sabah pek bir şeyler yemekten hoşlanmayan tipler.

En sonunda canıma tak etti. Diyete girdim. Kendim diyette olduğum için de yemek pişirmeyi hiiiç canım istemiyor. Onlara da mümkün olduğunca sevdiği şeyleri yapıyorum. Öyle bir aya her gün farklı yemekmiş, yok efendim on beş çeşit çorbaymış, karnıbaharın kırkbin türlü haliymiş hiç gerek yok.

Bir süreliğine herkes biraz dinlensin bakalım.

Uzmanlara gelince; evet bence de haklısınız, size tamamen katılıyorum ama her şey kitaplardaki gibi olmuyor kardeşim. Hala bir tarafım çocukların sağlıklı yemek alışkanlıklarını evde edindikleri, ne görürlerse onu yedikleri, damak tatları evin yemek kültürüne göre geliştiği tezini savunsa da uygulama da problemler olduğunu düşünüyorum. Bunun yanında da evin yemek kültürünü oluşturan ve yönlendirenin anne değil tamamen baba olduğuna inanıyorum. Anne istediği kadar pişirsin, baba yemezse o yemek yenmez. Anne istediği kadar özene bezene masa hazırlasın baba (evdeyse eğer) o masaya oturmazsa, kimse oturmaz.

Hiç bir erkekte bir tatil gününde sabah 7de kalkıp, keyifli keyifli  ‘hadi ailece kahvaltı yapalım’ demeyeceğine göre şimdi 7 ile 11 arasında bir kahvaltı saati seçmek mi gerekiyor, yoksa self servis kalkan yesin mantığı mı gütmek gerekiyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir