Hangisini konuşalım derken hiç konuşamazsak?

İnsan beyninde en az 8 çeşit zeka olduğu kabul edilmekte artık. Bunun müzik zekası, görsel zekası ,doğa zekası … bir sürü çeşit var.Böylece IQ ölçümlerinin de havası pek kalmadı tabi. Yani bir konuda becerisi olmayan bir kişi başka konuda süper zeka olabilir.Adam dil öğrenme konusunda biraz zayıftır ama mesela güzel yazı yazıyordur yani bilinmez ki:) Ben kelimelere aşık bir insanım.Bence kelimeler yaşıyorlar.Hangi dilde olduğu  önemli değil.Sözlüklere bayılıyorum özellikle etimolojik sözlükler. Birsürü dil bilsem ve etimolojik sözlüklerini toplasam keşke. 

    Yabancı dil konusunda,  pek şanslı bir çocuk değildim. Okullardaki eğitimlerde çok yeteli değildi.Belirli bir yaştan sonra, dil öğrenmek çok zor. Ama tabi ki ben  pes etmedim. Üniversiteyi bitirdikten sonra, kalktım İngiltereye gittim.Üç ay dil kursu için.Ama orada da gördüm ki, bu da pek yeterli değil ve sistem biraz ticari.Hani hiç mi bir şey kazanmadım,  tabi ki çok ama çok şey kazandım. En azından geyik yapacak konuma gelmiştim yani.Geldikten sonra da dili aktif kullanamadığım için, tabi ki unuttum. Azerbaycana geldikten sonra, Rusçaya merak sardım.İnanılmaz bir dil.Bence dünyada rusça ve arapça İngilizcenin  çok üzerinde bir dil. Kalite açısından.Bir süre kursa gittim, bir noktaya geldim, sonra da bir üniversitenin hazırlık bölümüne gittim. Rusça ingilizce tercümanlık bölümüydü.Hedefim bitirmekti ama oğluşki geldi.

    Benim ‘çocuklarda yabancı dil eğitimi’ merakım etrafımdaki çok dilli ailelerin çocuklarıyla başladı. Kayradan önce. Burada Rusça ve Azerice ortak ana dil. Bu kişi bir Türkle evliyse eğer bu çeşit üçe çıkıyor. Evet genelde evde babanın dili konuşuluyor, özellikle de Türkse.Çünkü genelde bu çabayı kadınlar veriyor.Erkekler pek kendini yormuyor. Bunun da bence temeldeki nedeni; kadının daha fazla konuşmaya ihtiyaç hissetmesi ve çocukla baba arasında ki köprüyü kurma görevi.Tabi bu sadece bir gözlem. Çocuk en az iki dil, iki kültür arasında büyüyor.Bu onun için şans mı şanssızlık mı bilemiyoruz ama bence şans.
   Bu konuda çok araştırma yaptım ve bir çok fikirle karşılaştım ama sonuç olarak baskın ve net bir yargı yok. Bence çocuk eğitimiyle ilgili sonsuz kombinasyon var.  Profesyonel eğitimciler var, kişisel gelişimciler, doktorlar ve yaşayanlar, her kesimden yazılar okudum ,dinledim her kesimin içinde de farklı fikirler ve deneyimler var. Yani şu doğru ya da bu doğru denemiyor. Sadece ortak yargı 7 yaşından önce en az bir yabancı dile adım atılması gerektiği.
    Yazarı rus, eğitimci bir annenin makalesine göre, yeni doğanların beyninde nörofizyolojik mekanizma faalmiş ve bu mekanizma sayesinde dil otomatik olarak kaydolurmuş.0-5 yaş arası çok kritikmiş ve çocuğa ne verirsen ver, şartsız, yargısız kaydedermiş.İlerde de bu bilgiyi geri çağırıyormuş.Bu anne çocuğuna bu şekilde japonca ve ingilizce öğretmiş.
    Diğer bir eğitimciye göre 3 yaşına kadar çocuğa dokunmayacaksın,kendi ana dilini oluşturacak ve ondan sonra ana dilini şablon olarak kullanarak yabancı dil öğrenecek.Yoksa dilleri birbirine karıştırıp geç konuşma olabilirmiş.
    Başka birine göre de; çocuğa yüklenmeden, dillere adım atılmalı ama bunun kesin şartları var, örneğin bir dilde aynı kişi konuşmalı, özellikle de anne baba dil değiştirmemeli, çok dikkatli olunmalı. Bir süre diller karışabilir ama sonradan hepsi yerine oturacaktır. 
    Bize gelince kafam çok karışık.Ben yabancı dil konusunda, birden fazla dili vermek istiyorum.Bu kadar dil deneyimimden öğrendiğim şey, bir kültürü ancak kendi dilinde alabilirsin.Çeviri diye bir şeyin özellikle kritik konularda tatmin edici olduğunu düşünmüyorum.Bunun nedenini sayfalarca anlatabilirim. Kayranın da bu yaşadığımız dünyada, burnuna dayatılan kültürü almasından ziyade, daha özel, daha köklü ve onu daha çok zenginleştirecek kültürlere ulaşmasını istiyorum.Kendisi bunu tercih eder veya etmez  tabi ki ama bir dilin ona fazla geleceğine inanmıyorum. Bunların dışında, bir dilin ancak, en az altı ay yaşamak koşuluyla, konuşulduğu yerde öğrenileceğini biliyorum.Bunun için burada olmamızın avantajını kullanarak rusçaya adım atmasını istiyorum, eğer kendisi severse. İngilizceye de adım atması gerektiğini düşünüyorum, olmaz sa olmaz. Ama bunları nasıl ne zaman hangi sırada yapıcaz bilmiyorum.
Bence çocuğu yormadan, süre çok uzun olmadan,kafasını karıştırmadan ,bunu bir oyun olarak algılamasını sağlayarak dillere adım atılabilir. Kısa masallar, şarkılar, oyunlar.Haftada bir saat mesela. Gittiğimiz GYMBOREE Amerika kökenli olduğu için, dil ingilizce tamamen.İster istemez ingilizce hayatımıza giriyor. Ama çok dikkatli gitmeyi ve en ufak bir aksaklık yada sıkıntı gördüğümüz anda kesmeyi düşünüyorum.Ana dil konusundaki gelişime destek faaliyetlerimiz devam edecek. 
  Bütün bunların sonucunda kafam karışık olmasına rağmen, içgüdülerim ne kadar erken başlanırsa o kadar başarılı olunacağını söylüyor  ama kesinlikle şartlara uyarak.Bunun bir formülü yok ve tamamen çocuğa göre ve sizin çocuğunuzu ne kadar tanıdığınızla orantılı olarak sonuç değişebilir.
   
  

Müzikli Güneş

Müziğe merakım yeteneksizliğimden geliyor. Aynı şey resim içinde geçerli ama onu şimdi karıştırmayalım. Sanırım yeteneğimin olmasını istediğim ve gram zerresinin olmadığı iki alan bunlar.Ama sanıldığı gibi yeteneğim yok diye pes etmedim, etrafın bütün olumsuz baskılarına rağmen  bunu kendime kanıtlamam gerekiyordu ve kanımın son damlasına kadar uğraştım.Önce gitarla başladım, olmadı. Sonra yan flüte geçtim (29 yaşında) o aslında olacaktı  ama hocanın tayini çıktı. En son dedim telli olmadı, üflemeli olmadı tamam benim enstrümanım piyano.Onun hazin hikayesini hiç anlatmayım ama tahmin edersiniz 31 yaşından sonra o hiç olmadı. İkna oldum yeteneğim yokmuş.Şimdi düşünüyorum hadi Kayranın varsa. Tabiki bu yeteneği ortaya çıkarmak lazım. 
      Şaka bir tarafa müzik konusu gerçekten çok derin ve ilginç bir konu.Hamilelikte klasik müzikle başlıyoruz olaya. Eşimin hamileliğimizde en çok kafasına takılan soru ‘bebekler nasıl duyuyor? Bence duymuyorlar’. Tabiki araştırldı ve   bebeklerin titreşim yoluyla frekansları  algıladıkları sonucuna varıldı. Kayra karnımdayken babasının sesine tepki verirdi.Hatta birgün konuştu konuştu tekme gelmedi, en son sinirlendi ‘bak 3e kadar sayıyorum dedi, biiirr ikiiii ses yok ve üççç bir tekme, ama sadece o kadar. Eşimin suratındaki dehşet ifadesine çok gülmüş ve kayranın ne kadar şakacı olduğunu o zaman anlamıştım. Baktık ki duyuyor, kanıtladıkta bizde işi riske atmamak için, tabiki hamilelikte müziklerimizi dinledik.
   Çok önceden, beyin yapısını araştırırken okuduğum makaleye göre;  müziğin ses frekansları  suda titreşimler yayıyor ve insan vücudunun %80inin su olması nedeniyle, insan, vücudunda oluşan titreşimler sayesinde kendini mutlu, eğlenceli,huzurlu hissediyormuş. Bebekler içinde aynı şeyin geçerli olma ihtimali yüksek gibi sanki.İşin bilimsel boyutunu bilmiyoruz tabiki ama. 
  Müziğin öyle ya da böyle bütün bebekler ve çocuklar için hayati önem taşıdığına inanıyorum.En başta yazdığım yazılarda ki işitsel algılama ne kadar artarsa beyin gelişimi bir o kadar hızlı olmalı.Yine tam kaynağını hatırlamamakla birlikte bir yerde müziğin 8 yaşına kadar çocuklardaki sağ ve sol lob arasındaki bağı kalınlaştırdığı ve bu sayede çocukların ilerki yaşlarında beyinlerinin her iki bölümünüde dengeli kullandıklarını okumuştum.İlla ilerde müzisyen olmasına gerek yok, bir çocuğun müzik eğitimi alması için. 
  Sergeat ve Thatcher e göre ”Tüm yüksek zekalı insanlar illa müzikal değillerdir ama tüm müzikalitesi yüksek insanlar yüksek zekalıdır”  ben erken dönemde verilecek bir eğitimle çocukların müzikalitesinin yükseltilebileceğine inanıyorum.
         Bu nedenle üzerime düşeni yapıp deli gibi müzik,masal,çocuk şarkıları araştırmasına girmiş durumdayım.Müzik marketlere gidip, ben bebek müzik cdlerine bakayım dedim baktım ki deli gibi bir piyasa var.Ohh dedim süper.Geçtim tezgahın başına Ben bir ”ninni cd si alayım,bir iki masal cd si alayım,bir iki de zeka geliştirici bebek klasik müziği alayım ” hakanın delici bakışları arasında, bir taraftan Kayrayı çekiştirirken topladım hepsini ”ama aşkım almamız gerekiyor” ‘Aşkım ben sana alma demiyorum ama önce bi bak iyimi kötümü, bir iki al dene araştır, sonra istediğin kadar al’  ‘ yok canımmm çocuk müziği nasıl kötü olabilir ki?’ 
Aman Allahım hemde nasıl kötü olabilirmiş. Ninni cd sini bir açtım bırak uyumayı çocuk gözü açık kabus görür o müzikle, klasikleri açtım, hepsi zaten dönencesinde ve müzikli oyuncaklarda çalıyor.Hele bir güneşimiz var bir tane, bu oyun halısının içinden çıktı ilk zaman zorla dinletiyordum çocuğa, gel zaman git zaman tepesine astım ona da hareket verdiniz mi çalıyor susuyor.kayra bunu keşfetti,tamda ayaklar havaya zamanında , bir tekme, bitene kadar kımıldamıyor, bittimi bir tekme daha, bayıldı buna ve 3-5 gün ben aynı şarkıyı saatlerce dinledim daha da çook dinlicek gibiyim.Neyse dedim masal cd sine bakayım. Bu kadar mı kötü olur,ne seste bir renk değişimi, tonlama, ne arka fonda müzik ama en azından okuyanın sesi korkutucu değildi.Yazık genç bir kız, sanırım kolundan çekip getirmişler şunu iki oku diye.Ben anladım ki masalı yaşlılar okuyacak. Rusçaya merak sardığım zamanlarda onların masal cdlerini dinliyordum inanılmaz profesyonellerdi. Efektler,birkaç kişi okuyor, müzikaller. Çocuğa rusça dinletesim geldi bir ara.Neyse, sonra baktım, bizim Adile Naşiti buldum ne dua ettim kadına üç Kulhu bir Elham okudum ha. Kadın ne güzel okumuş ya. Bir ara taklitmi diye de baktım ama kendi sesi sanırım.D&R larda satılıyormuş şiddetle tavsiye ederim. Sonra çocuk şarkılarında Banu Kanıbelli diye bir bayan buldum onunda sesi güzel 2 cd si varmış alamadım ama netten dinledim. Araştırmalarım devam ediyor bu konuda.Tabi bunları halledene kadar napayım napayım.Aslında güzel bir albüm yaptım şöyle karışık 100 150 şarkılık ama sıkıldık biraz. Dedim evet radyo devrimi yapıyoruzzz.
   Süper, bayılırdım ben eskiden. Çocuğun işitsel algısı ne kadar gelişirse, soyut düşünme , problemi beyinde üç boyutlu canlandırma ,matematik hafızası,dil zekası  bir o kadar gelişiyor. Görsel olarak, tv de görüntüyü dayatıyorsunuz,dışına çıkamıyor,kendi bişey ekleyemiyor ama işitsel olarak, beyni daha özgür ve hayal edebiliyor. Tv de bir merkeze odaklanıyor kalıyor,kareler çok hızlı geçiyor ve gerçek yaşama döndü mü, çocuk aynı hızı bekliyor bu nedenle de konsantre olamıyor, bir oyuncakla uzun süre oynayamıyor , çabuk sıkılıyor. Tabiki faydalı çizgi filmlerin faydalarını tamamen göz ardı etmiyoruz ama önemli olan limit  sanırım.  Türkiyede çocuk radyosu tahminimce yok, ya da bizim tarzımıza uygun bulamadım ben , şimdilik ulusal radyolarla devam ediyoruz ama inşallah kısa zamanda masal, şarkı, ninni, bilimum diğer çeşit müziklerden bir sistem kurucaz oğluşkiyle. Müzik konusunda tek hayran olduğum kadın Angelika Akbar. Şimdilik bu konuya giremeyeceğim  yoksa yazı bitmicek ama sayfasındaki annesinin mektuplarını okumanızı isterim ben bayılmıştım,çocuk ve müzkle alakalı.  İçim ne doluymuş benim. Başka zaman bir müzik sofrası daha açarız….

Sana alalım ama ikimiz oynayalım olur mu?

  Oyuncaklar hayatıma, evlendikten sonra, arkadaş gezmeleri sırasında, çocuk hediyeleriyle girdi.Girdiğimizde aman bir şey alıp çıkalım değil de,  faydalı olsun, eğitici olsun diye inceleyerek almaya çalışıyorduk.Eşimde bu konuda benimle aynı fikirdeydi.Gel zaman git zaman oğluşki geldii.ben oyuncakçılarda kendimi kaybetmeye başladım.Ondan da alalım, bundan da alalım bu çok güzell.. Tabi sonradan öğrendiğime göre benim gibi ebeveynler oluyormuş, normalmiş yani. hamile olmadan önce de eşimle konuşuyorduk,yok o kadar oyuncak alınmayacak, tek tek alınacak.Hatta ben arkadaşlarım çocukların oyuncak alışverişinden şikayet ettiğinde akıl verirdim ukala ukala. ‘ bence çocukların bu kadar oyuncağı olması  doğru değil,siz anlaşma yapın her yeni oyuncak almak için bir oyuncağından vazgeçsin, bir kısmını saklayın unutsun ,özlesin sonra çıkarın ,fakir çocuklara vermeyi öğrensin, çok oyuncak çocuğu tatminsiz yapar, kıymet bilmez vs vs’ Ne kadar akıllıca akıllar vermişim  şöyle bakınca ama sorun uygulanabilirliği zor(muş). Bizde ise kayra 5.ayında ve bir sepet oyuncağı var şu anda bu da kendimi zaptedebildiğim yada eşimin beni zaptedebildiği kadarıyla yoksa durum vahimdi.
Çocuk doktoruna gittik,bekleme salonuna park yapmışlar.masalı elektronik oyuncaklar,heryerde düğmeler var . Dönenler, yananlar,kayanlar ohoo insan deli oluyor.Hepsine basasım geldi kayra kucağımda bak kayra derken kendim o bahaneyle hepsine bastım.Pek kayranın dikkatini çekmedi ama  hakanın bakışlarını çözsen mektup çıkardı sanırım.Yakalanmış çocuk gibi hemen kalktım.Kendi kendime kesin bunlardan almak lazım baksana ne kadar faydalı görünüyor diye telkin veriyordum.Bir taraftan da Montessori eğitimini savunuyorum araştırıyorum ,ahşap oyuncak taraftarıyım ama kafam karıştı.Oyuncakçıda ilk hedef renkli olanlar.En sonunda hakan dedi ki karar ver sen bu çocuğu nasıl büyüteceksin .Bu tarzda büyüteceksen alalım değilse ahşaplara bak.Bence sen önce tarzına karar ver dedi.Beynimde şimşek çaktı.’Oyunacakta tarzını belirle’ hmm ama nasıl.
  Bu arada da internetten Ankara da montessori okullarını araştırırken ‘Binbir çiçek çocuklar evi’ diye bir eğitim kurumu buldum.O telaşın içinde görüşmeye gittik Hilal hanım o gün çok yoğun olduğu için ertesi güne randevu verdi bize.  İnanılmaz tatlı bir hanım ve bilgili.Konusunda uzman ve belliki yaptığı işe aşık,zevkle yapıyor.bize 1,5 saatini ayırdı.Benim sorum evde ‘Kayra için şu anda yapabileceği şeyler neler’ di. Bize çok faydalı şeyler anlattı ama özü şuydu.oyuncak çok önemli değil, o oyuncağı kullanma şekli önemlidir, belirli bir yaşa kadar sadece bir iki oyuncak yeterlidir,kesinlikle dijital oyuncaklardan uzak durun (oppsss) , En verimli oyuncak evde ,ev şartlarında , doğal yapılan oyuncaklardır. Oyun hamurlarına değişik kokular katın,esanslar,kimyon,tarçın gibi, pet şişelerine değişik şeyler koyun,makarna vs,ses tüpleri olsun.Mutlaka aynası olmalı, kendini görebileceği.Daha birçok fikir verdi bize.
Oradan çıktığımızda benim durumumu hayal edebilirsiniz sanırım.Tamam hepsini anladım.kesinlikle katılıyorum,oyuncak tarzımı da belirledim.
  Ben oyun halısının tepesine bir sürü şey asıyordum  algısı çoğalsın diye, meğersem bebek hepsine kısa süreli baktığı ve diğerine geçtiği için konsantre süresi kısalıyormuş ve dikkat dağınıklığı artıyormuş.Belirli saatte sadece bir parçayla oynayacakmış onu iyice inceleyecek,Kurcalayacakmış ki merak ve keşfetme yeteneği artacakmış. Dijitallerde faydası olduğu kadar zararı varmış.Hatta yatağının tepesine astığımız dönenceye bile 5 dk dan fazla bakarsa otistik özelliklere kayabilirmiş.Bunları da başka bir çocuk gelişim uzmanından öğrendim.Otistik olacak değil,otizm davranışlarına meyilli olabilirmiş.Mesela cee oyunu bilimsel bir oyunmuş,tül oyunu bebekler için çok önemliymiş.Bunları da Ankara Üniversitesi Gelişimsel Pediatri bölümü uzmanlarından öğrendim.
  Şimdi piyasada bir sürü oyun kitabı var.Bir tane de ben aldım tabi ki. Burada yüzlerce oyunlar var her yaşa göre.Sanırım gelişim için illa pahalı ve renkli o cezbedici oyuncaklar önemli değilmiş.Materyalsiz de yüzlerce oyunlar var, ve ev şartlarında yapılabilecek oyuncaklar.Evet hepsi inanılmaz çekici,ticari zeka ürünü. Anneler içinde çocuğun önüne renkli bir şeyler atıp o alemde boğulurken iş yapmaya zaman kalıyor.Bizim içinde biraz kolay oluyor.Bilinçsiz oyuncak yarardan çok zararlıymış.Bence bütün anne babalar oyuncak tarzınızı belirlemeli.(Ama ara sıra da renklilerden alsak birşey olmaz dimiii, çıngırak falan)

Masajı kim sevmez ki?

Azerbaycan da bir adet var, bebek masörleri.İlk geldiğim zaman duyup da şaşırdığım şeylerden biriydi.Bebek doğduktan bir süre sonra çağırıyorlar eve geliyor,ayda bir falan, zeytinyağı veya susam yağı ile bebeğin masajını yapıp gidiyor.O zamanlar bebek cahili olduğum için bu bana buluş gibi gelmişti , ne süper bir şeymiş dedim. Kara deftere not aldım ‘çocuk olunca masaj yaptırılacak’
     Bebek bakım kitapları alırken de aynı zamanda bebek masaj kitabı da aldım bir tane.Ayrıca Akıllı bebekler akademisi kitabı da bebek yogası diye bir dizi hareketlerin olduğu bir kart  vermişti. Baktım içindeki hareketlerin çoğu aynı.Tabi bu da yetmedi en sonun da tesadüfler eseri işinde uzman bir fizyoterapist hanımla tanıştık, o eşime ve bana birkaç derste yapmamız gerekenleri ve ne işe yaradıklarını ayrıntılı olarak  gösterdi.

   Bu kadar çaba tamam da bunun faydası ne? Bazı  insanın bakış açısına göre gereksiz geliyor, kimine göre zaman kaybı, kimine göre de ‘yapılsa iyi olur tamam da kim uğraşacak onunla’. Ama bence bu bebeğin gelişimi için gerekli olan en önemli şeylerden birisi.
   Bir önceki yazımda bebeklerin beyinlerindeki sinir bağlantılarından ve gerekli uyarımlardan bahsetmiştim.Görsel,  işitsel ve tensel uyarımlar.Bebeğe bu konuda ne kadar çok uyaran gönderirsek sinirlerin bir o kadar düzenli aktif hale geçmesini sağlayabiliriz demiştik.İşte masaj ; tensel temas ağırlıkta olmak üzere bunların bir çoğunu kapsıyor.Düşünsenize  kim hoşlanmaz masajdan.Kaslarınızın ne kadar gevşediğini, sinirlerinizin ne kadar yumuşadığını ve kendinizi ne kadar mutlu hissettiğinizi aynı şey bebekler içinde geçerli ama onlar için bunlardan çok daha fazlası var. Bebeğin vücudunda çok hafif sinir uçları var beyne giden ve siz elinizle dokunduğunuzda genelde daha güçlü olanları uyarıyorsunuz. Ama masaj sırasında birçok noktayla uzun süre temas ettiğiniz için daha çok uyaran gönderiyosunuz.Hatta bazı uzmanlara göre hafif bir keseyle bastırıp çekmek koşuluyla ,yada hafif bir diş fırçasını vücudunda gezdirmekle bu hafif sinir uclarını daha çok uyarıyorsunuz ve beynin daha fazla aktif hale geçmesini sağlıyorsunuz. Biz annemin yıllardır çekmecede duran iki başlıklı yüz temizleme aletini kullanıyoruz.Başlığın biri vibrasyonlu o kayranın ‘bam bam’ abisi diğeri de ‘fırça kardeşi’ .onlar her gün bizi ziyarete gelir ve bir sürü güzel şeyler anlatırlar, kayrayla sohbet ederler.Kayrada bayılıyor buna.Sırt masajı, omiriliklerin etrafına parmak uçlarıyla yapılan hafif masaj da sırt ve boyun kaslarının güçlenmesini sağlıyor. Masajın faydası saymakla bitmez bizce. Kayra ve ben çok seviyoruz.Sindirim sisteminin çalışmasını sağlıyor ve gaz problemi pek yaşamıyoruz  ( bizim kabızlığımıza pek etkisi olmadı ama olanlar varmış) Stress yaratan hormonları azaltıyor.Masaj yaparken devamlı konuştuğunuz için hem sizinle güzel vakit geçiriyor hem yavaş yavaş vücudunu tanımaya başlıyor.

   Biz kayrayla 40 günlükten itibaren öğleden sonra güneş çıktığında camın önüne tezgahı açıyorduk.Yağlarımız, bam bam abimiz , fonda sakin bir müzik.Kayra oyun halısının içinde, tepesinde vazgeçilmez kelebeğimiz , yarım saate yakın zaman geçiriyorduk. Sonrada güzel bir ikindi sütü emiyorduk ve tatlı bir uykuya dalıyorduk.Hala devam ediyoruz tabi ki şimdi tezgahı yere kuruyoruz.

 Bebek yogası kartında aylara göre hareketleri de değiştirerek anlatıyor. Ayak ve bacak masajları emeklemeye yürümeye hazırlık,el masajları ince motorlara hazırlık.Yüz masajı konuşma ve mimik hareketlerine yardımcı oluyor.Ayak altı masajı en önemlilerinden biriymiş ,  refleksoloji uygulaması bütün vücuduna etki ediyormuş okuduklarıma göre.Piyasada birkaç tane bebek masaj kitabı var ben Altın yayınlarının ‘Bebekler için masaj’ kitabını aldım işimizi gördü.

   Ben bebeğimde ve etrafımdaki uygulayan bebeklerde masajın çok faydalı olduğunu gördüm.Onun mutlu ve huzurlu uyuması beni en çok mutlu eden şeylerden biri ve bu çok işe yarıyor.

Akıllı Bebekler Akademisi

‘Çocukluk dönemlerinde öyle zamanlar vardır ki, beyinde bazı kapılar açılır ve gelecek içeriye alınır. Bu kapılar en fazla doğumla 3 yaş arasında açılır ve geleceğin büyük bir bölümü içeri girme şansını yakalar’                                              Graham Greene


Küçük siyah bir not defterim vardır ve içinde  her zaman alınacak bir kitap listesi vardır. O dönem ki ilgi alanıma göre değişir. Yurt dışında olunca;  her canınız sıkıldığında kitapçıya gidip,  canınızın istediğini alamazsınız.Bu nedenle de orada burada duyduğum kitap isimlerini not alırım her zaman.  Hamile olduğumu öğrendiğim  zaman hazırlıksız yakalandım böyle bir listem yoktu ama   tabi ki soluğu kitapçıda aldım ve ne kadar hamilelik kitabı varsa aldım.9 ay boyuncada okudum.bebeğin fiziki gelişimden, zeka ve  ruhsal gelişimine kadar. Elimden geldiğince de hamileliğimi mutlu düzenli geçirmeye çalıştım.Kitaplarda yazılanların hepsinin doğruluğunun kesin olduğunu bilemeyiz ama ya doğruysa:) Elimden geldiği kadar, mantığıma yattığı kadar, zevk aldığım sürece birçok uyarıyı dikkate almaya çalıştım.Bir bilginin doğru olabilirliği birkaç farklı kitapta bulunmasıyla artıyordu.Bazen etrafımdan tepki aldım, hatta bazen de dalga geçtiler, kimi de her şeyi kendi haline bırakmam gerektiğini, çok gereksiz çaba harcadığımı söyledi ama ben kendimi öyle rahat, mutlu ve güvende hissediyordum.Tabi ki en büyük şansım beni her zaman destekleyen ve benimle aynı fikirde olmasa bile bunu  kibar yollarla dile getiren bir eşimin olmasıydı.Doğumun son zamanlarında da bebek bakım kitapları okumaya başladım.Çaktırmadan etrafımdakilerden okuduğum bazı şeyleri soruyordum,  kimi aynı şeyleri söylüyordu kimi farklı.Bu benim ilk bebeğimdi, ilk deneyimimdi ve birazda olsa önümü görmek istiyordum, basit hatalar yapmak istemiyordum.Tabi ki her şey asla kitaplarda yazıldığı gibi değil.Ben sadece alternatif bilgi birikimim olsun istedim.Annem yanımızdaydı ve bize inanılmaz yardımcı oldu ama her şeyi bizim elimizden alıp kendi yaparak değil,biz çabalarken destek olup yetemediğimiz ya da acemi olduğumuz yerde müdahale ederek.

 Bizim için bebeğimizin üç çeşit gelişimi vardı. Fiziksel gelişimi ve bakımı,zeka gelişimi ve ruhsal gelişimi.Biz onun benim karnımda tercihleri olan bir birey olduğunu kabul ettik.Amacımız kendi isteklerimize göre onu şekillendirmek değil, amacımız onun yapısına,  karakterine göre kişiliğinin sağlıklı bir şekilde gelişmesini sağlayabilmekti.
  Bu konuda bu son okuduğum Mehmet Öz’ün kitabında çok güzel bir benzetme var.

‘Bize göre bir çocuğun gelişimi; uzun ve nasıl akacağı genelde belirsiz bir nehirde kayıkla ilerlemek gibidir.Kılavuz olarak siz , yönün ve hızın ayarlanmasına yardımcı olursunuz. Çocuğunuz da arkasına yaslanıp her şeyi izleyerek öğrenir.Böylece bir gün kendi kendine kürek çekip dümen kullanmayı öğrenecektir.

* Kayığınızı,  yani çocuğunuzun genetik yapısını göz önünde bulundurun.

* Kürekler, sizin davranışlarınız, hareketleriniz ve sözlerinizdir.

* Nehir çocuğunuzun içinde yaşadığı ortamı temsil eder.

* Sizin nihai hedefiniz , yolcuyu nehirde , bir aşamada dümeni devralabilecek kadar ileri götürmektir.’

Bu benzetme her başlık altında detaylı açıklamalarla devam ediyor.Benim hissettiğim şeyi daha güzel anlatabilecek bir benzetme olamaz sanırım.

  Bu yolculukta benim ilk hedefim 0-3 yaş arası gelişimleri.yukarıda belirttiğim üç başlık altındaki gelişim.Bunun içinde destek alabileceğim materyaller,eğitim kitapları, oyuncaklar, çocuk kitapları, müzik.En önemlisi bunları içinde barındıran bir ortam sağlayabilmek.

   Girişteki alıntıyı Akıllı bebekler akademisi adlı bir kitaptan yaptım.Yazarları Dr.M. Semih Summak ve Dr. Elçin Gören Summak. ‘Bebekler için beyin ve çoklu zeka geliştirme rehberi’ diye geçiyor.İlginç bir kitap.içinden alınabilecek çok şey var.Bu kitaba ve okuduğumun birkaç kaynağa göre de bebekler doğduklarında beyindeki sinir hücrelerinin çok büyük bir kısmı bağlanmamış oluyormuş.Zaman içerisinde, çok hızlı bir şekilde ,bulunduğu ortama ve aldığı uyaranlara göre bağlanıyormuş.Bir süre uyarılmayan sinir hücreleri ise etkisiz hale geçiyormuş. Sinir hücrelerini çözülmüş örgü iplerine benzetiyor kitapta.Bu algılamalar ise tatma,duyma,görme ve ten yoluyla oluyor. 3 yaşında artık bağlantılar tamamlanmış oluyor ve siz bu bağlantıları geliştirmeye başlıyorsunuz. Başka bir kaynakta okuduğum makalede de ‘ İnsanlar 3  yaşına kadar gelişim için bir şey yapmıyor , 3 yaşında elinde kalanlarla eğitime başlıyor’ diye yazıyordu.Uyarılmayan ve etkisiz hale geçmeyen sinirler kendi hallerinde bağlantılar oluşturuyorlarmış.

  İşte en baştaki parçanın anlatmak istediği nokta buydu.Ben buna yürekten inanıyorum ve bu yönde de elimden geleni yapmak, sanırım bebeğim için yapabileceğim en önemli şey diye düşünüyorum.

 Son olarak bunları yapan herkesin çocuğu süper zeka oluyor yapmayanların ki salak oluyor diye bir düşünce tarzı oldukça cahilce olur. Ama  yine de böyle düşünen insanların çok olduğunu biliyorum.Bunu  açıklamayı her ne kadar  yazdıklarıma hakaret saysam da sanırım gerekli.Biz ; ben ve benim gibi düşünen ve uğraşan anneler çocuklarında olmayan bir şeyi oldurmaya, az olanı çoğaltmaya, çocuğa bilgisayar programı gibi bir şeyler yüklemeye çalışmıyorlar. Çocuklarını süper zeka yapmaya da çalışmıyorlar. Sadece onlarda var olan kapasitenin (bu ne kadarsa) yeteneklerin (bu nelerse) ortaya çıkması için,aktif hale gelmesi için destek oluyoruz,yol açıyoruz, rehberlik ediyoruz. Bunların hiçbiri yapılmamasına rağmen zeki olan çocukların anneleri biz yapmadık salak mı oldu yerine,biz yapmadık bu kadar zeki birde ilgilenseydik neler olurdu acaba diye düşünebilir sanırım.Eski kuşaklarda bunları tetikleyen bazı ortamlar kendiliğinden bulunuyormuş ama şu anda bu ortamı sağlamak için çaba sarf etmemiz gerekiyor.


By By Toyss :((

 Geçmişe biraz ara verip bugünden devam edelim. Gerçi bugün pek canım yazmak da istemiyor ama ilk günden işi savsaklamak istemiyorum.Çok fazlada kendimi kasmak istemiyorum çünkü benim en güzel yaptığım işlerden biri hobilerimi fobiye dönüştürmektir.Bir işe eğlenmek için başlarım sonrada o işin en iyisini yapmalıyım diye kısa bir sürede  canını çıkarırım sonrada ya sıkılır ya yorulurum. Bu işinde bu hale gelmesini istemediğim için sakin sakin gitmek en iyisi.
 Bugün bebeğimle kreşe gittik. Aslında kreş de demek yanlış Azerice Bahçeye gittik.Dünyada Gymboree diye bir eğitim kurumu var. Baküde de  şubesi var.Geçen hafta deneme dersine gittik,  Kayra çok sevdi. Herşeyi çok dikkatle izledi, hiç huzursuz olmadı ki uykusu olmasına rağmen.Yaz sezonu sadece müzikli oyun dersi.Ders ingilizce,  şarkılar söyleniyor,tüller,  ziller değişik tarzda müzikler. Bebekler annelerin kucağında hopluyor zıplıyor birbirini inceliyor,  en komiği de bu sanırım:)Kayranın eline verdiğimiz zilleri, çıngırakları çok zor aldık,  birinde de ağladı vermek istemedi.

  Aileleriyle birlikte olan insanların bebekleri,  kalabalık ortamlarda büyüyor. Sık görmese bile yine de bebekler o sevgiyi hissediyor. Mıncıklanıyor, şımartılıyor ama bizim gibi uzaklarda yaşayanlar için durum farklı. Biz bir haftadır Kayrayla beraberiz, evden çıkmıyoruz.  Pazar günü babamız dışarı çıkardı, hava bulanınca arabadan inmeden eve  geldik tekrar. Bunun için bu oyun dersi bizim için çok önemli.Hem benim içinde değişiklik oluyor hem de eğleniyoruz oğluşumla birlikte.Eylülde asıl gurup başlayacakmış o daha güzel oluyormuş sanırım , sabırsızlıkla bekliyoruz.Kayraya en çok güldüğüm an elinden oyuncak alınıp da by by toyss dedikten sonra hocaanın arkasından  gözlerini ayırmadan baakışı :)Dili olsa çok şey söyleyecekte kıza:)

  Ayrıca bugün babamızda akşam yürüyüşe çıkardı bizi ama Kayra siteden çıkar çıkmaz uyudu:)En azından hava aldı.

  Şu aralar Mehmet Öz ve Mıchael Roizen’in ‘Siz Çocuğunuzu Büyütürken ‘diye bir kitabı var elimde.Seri bir şekilde okuyamasam da çok eğlenceli, hoşuma gitti.

” Çocukların beyninin her şeyi sünger gibi emdiğini duymuşsunuzdur.Yani, olabildiğince bulaşık çıkarın.Sözcükleri, sesleri, tatları, renkleri, biçimleri, kokuları, tüm dünyayı döküp saçın! ”

Kayranın Yolculuğu

  Yıllarca aşık olmadan evlenmem dedim.Birisi var dedim beni arıyor onu bekliyorum gelecek.Bana kimse inanmadı.Eşimle ilk karşılaştığımız zamanda işte dedim geldi.O benim diğer yarım, şimdi tamam olduk dedim ama yanılmışım tamam olmamışız bunu 2 yıl sonra anladık tabi.Hastaneye gittik kulak burun boğaz bölümüne kontrolden geçmek için.bu arada sıramızın gelmesini beklerken de baktım karşımda laboratuar var aşkım gel dedim beklerken bi kan verelim test yaptıralım gebelik testi.aslında şüphelenmemizi gerektirecek bir şey yoktu ama o anda kulağıma bi sesler geldi sanki.Aşkım da  ikilemedi ‘olur’ dedi. Biz kanı verdik, kontrole girdik. o arada oyalandık ve sonucu aldık.ilk önce  Aşkım baktı anlayamadık derken ben elimde sonuç ortada koşturuyorum biri bunu söylesin bana:)böylece Kayranın karnımda iki haftalık olduğunu öğrendik.İnanılmazdı o an.gittik bir pembe bir mavi iki patik aldık.akşamda ailelerimizi yemeğe götürerek patikleri verdik.Herkes inanılmaz mutluydu.
  Biz planladığımız gibi ege turumuza başladık.3000 km 20 gün.muhteşem bir tatildi. Kayra her şeyin tadını alsın diye tabi ben nerenin neyi ünlüyse mutlaka yedim.20 günde de 3 kg alarak döndüm.Sonra Baküye evimize geldik.İki ay kadar bulantılarım sürdü ama çok ciddi bir problem hiç yaşamadık ve rüya gibi bir hamilelik geçirdik.Haftanın iki günü hamile kursuna gittik oğlumla.sporumuzu yaptık meditasyonumuzu yaptık,sonra derslerimizi aldık,biyolojik yapıdan, bebek bakımından, psikoloğa kadar.diğer 3 günde normal sporuma gittim son haftaya kadar.Bu arada rusça derslerime devam ediyordum..Kayranın karnımda duyduğunu biliyordum. Onun da ben ne yaparsam yaptığına,bilginin genetiğe geçtiğine ve bebeğin  genetik yapısı oluşurken hamilelikte annenin ilgilendiği şeylerin çok önemli olduğuna inanıyorum.Tabi gelecek zaman bize bunların etkili olup olmadığını gösterecek:) Bu arada da tezhip derslerim devam ediyordu kayraya müzik dinletmeyi de unutmadım tabi.Rüya gibi bir hamilelik geçirdik tabi bunda aşkımın hakkını vermek lazım o aklımın ermediği sabrının da.39.haftada kayra geldi.biz normal doğuma hazırlamıştık ama kayra bize şaka yaptı.korkuttu bizi.Acil sezeryana girmek zorunda kaldık.Annemin bileti iki gün sonraydı ve yetişemedi.arkadaşlarımız vardı yanımızda.Eşimi doğuma almadılar.O zamanlar biraz zor geçti ve aylarca da etkisinden kurtulamadım.Benim hayallerim planlarım çok farklıydı.eşim yanımızda olacaktı.Fotoğraflar çekilecekti,ilk doğduğu an videosu çekilecekti.Herşey kafamda planlıydı ama hiçbiri olmadı.kayranın kıyafetlerini bile zor aldırdık yukarı.Hatta oğluşumun şapkasını takmamışlar o anda kimin olduğunu bilmediğimiz bir kız şapkası takmışlar oğluma ve ilk fotoğrafları da öyle çıkmış.büyüyünce bize çok kızacak ki benim gibi her an elinde fotoğraf makinesiyle gezen bir anne için utanç verici bir durum.

      Ama ne olursa olsun  yanımda inanılmaz güzel bir melek yatıyordu.Akşam eşimi aldılar yanımıza ve kayra ilk defa babasına gözlerini açtı baktı ve kapattı.iki gün boyunca da bir daha  gözlerini açmadı.

Kayra dünyamıza evimize hayatımıza hoşgeldi.

Biz Geldik

  Merhabalar efendimmm
Biz geldik ,biz kimiz? 5 aylık oğlum kayra ve ben.
Bloglarla yeni tanışmış biri olmama rağmen benimde kesinlikle bloğum olmalı diye düşündüm.Neden çünkü anlatacak çok şeyim var,paylaşacak çok şeyim var,öğrenecek çok şeyim var, birilerine faydalı olacağını düşündüğüm de bir iki kırıntı bilgim var,oğlum için geleceğe yazmam gereken mektuplarım var,fikirlerimi derlemek adına yazdığım, bir iki denemem var paylaşabileceğim,fotoğraflarım var severek çektiğim,yani sonuç olarak hayata dair söylemek istediğim kelimelerim var.
    Önce fikir oluştu hadi dedim, bloğumu yarım saatte oluşturdum ama gerisi gelmedi.Nereden başlamam gerektiğini bilemedim.Dedim ki bir iki örneğe bakayım insanlar neler yapmış.Kapağı bir kaldırdım ki ohooo ben çok cahil kalmışım, millet uçmuş.Sadece anne-bebek konulu aşağı yukarı 200-300 blog buldum, taradım.Onları görünce daha çok kafam karıştı.Nereden başlayacağımı bilemedim, çünkü paylaşmak istediğim o kadar çok şey var ki..Aşkım dedi ki ilk adımını bi at bakalım neler olacak.Oradan da gazı alınca düşündüm ben bu bloğu düşüncelerimi paylaşmak için açmıyor muyum o zaman ilk olarak şu andaki duygularımla başlayım.
      Kafamda şu anda belirlediğim bir sistem yok kendimi akışa bırakmak istiyorum ve yavaş yavaş günlük yazılar paylaşarak başlamak istiyorum.Umarım uzun vadede ortaya güzel bir şeyler çıkar.