images (1)

Bakü Vision

Dün itibariyle Eurovision’un sadece bir şarkı yarışması olmadığını öğrendim. Bütün dünyada televizyon karşısında günlük bir farklılık olarak algılanan ve birkaç saat süren yarışma bu ülke için çok daha fazla anlam ifade ediyor. Diğerleri için birkaç saatlik bir eğlence sona ererken Azerbaycan için bir yıllık bir dönem kapandı. Bu şehir bugün farklı bir güne uyandı. Anlatacaklarım abartılı gibi gelebilir ama bu şehirde yaşayan ve ucundan kıyısından bu işin iç yüzünü bilenler dediklerimin ne kadar ciddi olduğunu daha iyi anlarlar.

Bu hikâye  tam bir yıl önce,  Azerbaycan’ın bu yarışmada birinci olduğu gecenin sabahında başladı. Sanki  bu başarı önceden biliniyormuş ve bütün planlar yapılmış gibi şehirde bir hareket başladı. Önce kimse pek bir şey anlamadı. Çünkü bu ilk defa yaşanan bir birincilikti. Aradan birkaç ay geçtikten sonra en alakasız insan bile bu farklı hareketi hissetti. Çünkü şehir her şeyi ile neredeyse yeniden yapılanmaya başladı. Sadece yarışma değil görücü hazırlığıydı yapılan. Tüm dünya ilk defa Azerbaycan’ı bu kadar yakından görecek ve fikir sahibi olacaktı. Yıllar önce Türkiye’yi  bir arap ülkesi zanneden cahil insanlar, aynı şekilde bu ülke hakkında da yalan yanlış şeyler düşünüyor veya hiçbir şey bilmiyorlardı. Bunu çok iyi bilen ülke için büyük bir fırsattı bu yarışma.

Sistemli bir şekilde koca şehir neredeyse bir anda büyük bir şantiyeye dönüştü. Yollar, köprüler, binalardan tutun da alışveriş merkezindeki çalışan temizlik işçisinin kostümüne varana kadar her şey ama her şey nasibini aldı bu değişimden. Kimi inşaat hiç yoktan başladı, yarım olanlar ise yaklaşık iki kat performans ile hızlandı. Yetişemeyecek olanlar için estetik olarak geçici çözümler üretildi ve yarışmadan 3-5 gün öncesi hedef tarih olarak belirlendi. Turistler gelmeye başladığı anda her şey duracaktı, trafikte dahil olmak üzere, ki nitekim de her şey aynen planlandığı gibi oldu.

Bir yıl boyunca zorlu kış şartlarına rağmen, hiç durmaksızın, bütün yollar alt yapılara varana kadar yenilendi. Şehir merkezindeki dev gökdelenler, en azından dış cepheleri bitirilerek ışıklandırıldı.  Alt geçitler ve köprüler tamamlandı. Yurt dışından iki bine yakın son model ticari taksiler getirtildi. Merkezdeki bütün binaların dış cepheleri gözden geçirildi. Tarihi binalar restore edildi. Çöp kutularından, çöp kamyonlarına kadar bir çok şey yenilendi. Büyük oteller çevre düzenlemelerine varana kadar her şeyleriyle bu güne hazırlandı. Bütün park, bahçe çalışanları yeni kıyafetler ile donatıldı. Sahil parkına trenler getirildi. Teleferik yenilendi ve daha şu anda aklıma gelmeyen birçok şey yapıldı. Tabi bu süreç, ulaşımı büyük oranda etkilediği için uzun bir süre insanları kızdırdı ama içten içe herkes bu değişimin ne kadar önemli olduğunun bilincinde idi.

Son olarak ise yarışma için sekiz ayda muhteşem bir bina inşa edildi. Hatta bu inşaat sırasında şehirdeki diğer inşaatlarda yüksek kapasiteli vinç kalmadı. Birkaç yılda bitebilecek  bir proje büyük çaba sonucu sekiz ayda tamamlandı. Başta Türk olmak üzere birçok yabancı firmanın desteği ile.

Tabi ki bu aşamalar birçok insan için oldukça sıkıntılı geçti. Çoğu insanların işleri aksadı, halk kimi zaman isyan noktasına geldi ama yine de her şey tamamlandı. Son bir ay içerisinde her yer Eurovision logosuyla donatıldı. Ondan bağımsız bir şey görmek imkansız hale gelecek miktarda kullanılan bu logo beyinlere kazındı. Ertesi gün bir sihirli elle hepsi kazınsa sanki şehir kel kalacakmış gibi hissediliyordu.

Son 10 gün, şehir merkezinde, nerdeyse karnaval havasında geçti.  Dev ekranlar kuruldu, aralıksız canlı konserler verildi. Trafik bölge bölge kesilerek insanlar taksileri kullanmaya yönlendirildi. Kapanan yollardan sadece taksilerin geçmesine izin verildi.

Zaten yarışmaya katılan her ülkenin bir büyük otobüsü, küçük minibüsü ve bir de özel koruması olduğuna göre, bu üç aracı yarışmacı sayısı 46 ülke ile çarpıp trafiğin ne hale gelebileceğini siz düşünün.

Tabi ki her şey süt liman değildi. Halk efsaneleri suikast söylentileri, huzursuzluk çıkarmak isteyen insanlar, haber yaratmak isteyen yabancı yayınlar ile güvelik ihtiyacı da had safhada idi. Bu da bence gayet titizlikle, insanları tedirgin etmeden, daha çok sivil olan ve toplum içine karışan güvenlik elemanları ile başarılı bir şekilde sağlandı. Olan olayların da diğerleri tarafından provokasyon malzemesi olarak kullanılmasına izin verilmedi. İnsanların gereksiz yere huzursuz edilmeleri engellendi. Pekte iyi niyetli oldukları düşünülmeyen yabancı insanlara, imajı zedeleyecek ve bu çabaya gölge düşürecek  malzeme verilmedi.

Dün gece Bakü, benim gelin kızım, uzun yıllardan sonra ilk defa bütün güzelliği ve ihtişamı ile dünyanın gözleri önündeydi. En az kendi ülkem kadar onunla gurur duydum. O salondaydım hem de salonun tam göbeğinde. Bir elimde Azerbaycan bayrağı diğerinde dev bir Türk bayrağı vardı. Milliyetçilik duygularım, bayrağımı sallamanın verdiği keyifle tavan yaptı.

Çıkan dedikodulara rağmen, çok dikkat etmediğiniz sürece anlayamayacağınız ve nerdeyse kişi başına üç tane düşen sivil güvenlik görevlileri ile gayet rahattık. On sekiz bin seyirci ve ne kadar olduğunu tahmin bile edemediğim görevli olmasına rağmen gayet profesyonelce planlanan ve uygulanan organizasyon sayesinde en ufak bir izdiham ve sıkışıklık yaşamadan geceye başladık ve bitirdik.

Dünkü ihtişamlı gece, bu sene, sanıldığı gibi sadece bir ses yarışması değildi. Azerbaycan için çok önemli bir sınavdı ve bence bu ülke bu sınavdan alnının akıyla çıktı.

Bir yıl içinde, doğrusuyla yanlışıyla harcanan bu kadar çaba için ve buz dağının su altındaki kısmını kendi penceremden birazcıkta olsa ifade edebilmek için, bunları anlatmak istedim. Tabi ki ülkemin daha güzel bir derece alması bu yazıyı daha da süslerdi ama napalım. Artık bir daha ki sefere…

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir