Yemek İsyanı

Nereden ve ne zaman kulağıma çalındı bilmiyorum ama kahvaltı ve akşam yemekleri bir ailenin iki temel taşıdır derler. Hatta yakın zamanda okuduğum bir makaleye göre dünyada ki en mutlu çocuklar Hollandalı çocuklarmış. Bunun da nedenlerinden birini, diğer ülkelere göre her sabah ailece kahvaltı yapma oranının daha yüksek olmasına bağlamışlar. Ailenin bir masa etrafında toplanması, aynı şeye odaklanması, yemek sırasında edilen sohbetler ister istemez bağ oluşturuyor demek ki. Bu anlattığım aslında çok da yeni bir bilgi değil on kişiden dokuzunun mutlaka bildiği bir şeydir ama benim asıl takıldığım konu uygulama aşamasında çıkan problemler. Okumaya devam et Yemek İsyanı

Bir Depresyon Hikayesi

Son birkaç aydır yaşam felsefem ‘Kaliteli Yaşam’. Aslında bu felsefe benim için çok da yeni değil. On sene öncesinde de aynı felsefeyle yaşıyordum. Kayra’nın doğumundan sonra odak noktam ona kaydığı için kendimi geri plana atmıştım ta ki bu seneye kadar. Son yedi sene benim için ruhsal, psikolojik ve bedenen oldukça  ağır geçti. Son dönemlerde ise artık bünyem hiçbir alanda buna dayanamaz hale geldi. Bedenen ve psikolojik yorgunluğumun yanında da ruhsal olarak kendimi kaybetmeye başlamıştım. Okumaya devam et Bir Depresyon Hikayesi

Özel Anne-ler

Bu yazı, geçenlerde yazdığım ‘Kayra’nın Annesi Olmak‘ ile başlayan ANNE yazı dizisinin ikincisi. Bu sefer konumuz Özel Anne olmak. Tabi ki her anne kendine göre özeldir ama benim kast ettiğim özel bir çocuğa sahip olan anneler. Örneğin ben gibi.

Anne olacağımı öğrendiğimde ki saftrik heyecandan başlasak bu yazı bitmez tabi ki. Altı yıllık annelik hikayemi anlatmaya kalksam ortalık darmadağın olur, toparlayamayız. En iyisi başlangıcı ve bitişi belli olmayan bir yol izlemek sanırım. Tıpkı duygular gibi.

Her zaman için en zor olan, anlatılamayacak ve kesinlikle anlaşılamayacak olanı ifade etmeye çalışmaktır.  Peki bu çaba nedendir? Kim bilir? Belki küçük bir umut, kimi zaman sessiz bir çığlık, kimi zaman deşarj olma ihtiyacı, kimi zaman ben de insanım isyanı. Çok mu gerekli? Hayır ama neden olmasın?

Okumaya devam et Özel Anne-ler

Kayra’nın Annesi Olmak

Bir süredir kafamda yazıp, çizip duruyorum bu konuda ama bir türlü sığdıramadım. Beynimin, ruhumun, tüm benliğimin içinde, damarlarımda dolaşıyor bu annelik. Evet, Can’ın da annesiyim, o ayrı bir keyif ama Kayra’nın annesi olmak kendi içerisinde bir dünya.  Kolay mı? Kesinlikle hayır. Ama tarif edilemeyen başka duygular yüklü bu cümlenin altında. Belki de hayatın bütün gerçekliği, acımasızlığı, doyulmaz sevgisi, çaresizliği, seçilmişliği, başarısı, azmi, kayboluşu, zorluğu, nadideliği var. Okumaya devam et Kayra’nın Annesi Olmak

Teknoloji mi Daha Çılgın, Yoksa Anneler mi?

Teknoloji mi daha çılgın kadınlar mı onu bilemiyorum, Hangisi, hangisinden daha hızlı güncelleniyor onu da kestiremiyorum ama   iki dakika yerlerinde dursalar bi kesin ben de yetişicem.  Bir koşturma halindeyim. Bundan bir on yıl önceki performansım olsa hepsi benden sorulurdu ama hamlamışım galiba. Nefesim kesildi, başım döndü, ekrana balık gibi bakıyorum. Okumaya devam et Teknoloji mi Daha Çılgın, Yoksa Anneler mi?

Feng Shui ‘Olmaz’ Dedi

Sonun da köşemi buldum. ( Gerçi Feng shui ‘olmaz’ dedi ama ne yapayım.)

Mekanlar çok önemli benim için. Bulunduğum ortama ne olursa olsun kendi kokumu yaymam lazım. Bir şekilde kendimce yerleşmem lazım. Bu huyum yüzünden hayatım boyunca az eşya taşımadım aslında. Üniversite de yurttan pikapla çıkan tek kişi bendim. Babamdan kalma iki demirli, dolaplı, dört raflı eski bir kitaplığım vardı. O kitaplık benimle birlikte yıllarca gezdi. Tabi ki yurda da taşıdım. Yanına olmazsa olmaz masamı kurdum. Mekan neresi olursa olsun eşyalar aynıydı. Yatağım, masam, kitaplığım ve duvar takvimim. Üniversiteden döndüğümde tabi ki kitaplığım üçe katlanarak bekar odama kuruldu. Bu sefer ek olarak bir de spor aleti eklendi. İşte dünyam tamamdı. Okumaya devam et Feng Shui ‘Olmaz’ Dedi

Hoş mu Geldin Göreceğiz

2017 geldin bakalım. Ne deyim, iyi ettin, hoş geldin. Ben anlamadan on dört günü sulamışsın bile. Yarım geçmişte, yarım gelecekte olduğu için seninle pek ilgilenemiyorum. Aslında çok da mahcubum ama ne yapayım, ne geçmişin muhasebesi bitiyor, ne geleceğin dizaynı. Tek başıma olsam hadi neyse öyle böyle yapıcam bir şeyler ama göbekten bağlandığım nefesler var. Son zamanlarda anı an da yaşamak delik balona üflemek gibi sanki. Üstün bir çaba ama elde olan renkli balonu yalayıp atmosfere karışan hava. Hava dediysek basite alma, aslında her gün benden azalan bir parça.  Sen de diğer yıllar gibi ağır ağır azaltacaksın ömrümü, farkındayım. Merak ettiğim aldıklarının yerine koyacakların. Birimizden biri önce bitecek o belli. Sen mi benim sonumu göreceksin yoksa ben mi senin sonunu onu bir Allah bilir işte. Diğer yıllarla tanışırken sermayeyi bol yatırdım. Umutlarımı, hayallerimi, dileklerimi, içimde ne kadar iyi niyet varsa döktüm masaya. Ama çoğunun sonunda  açık çıktı hesapta. O yüzden bu sefer sana karşı temkinliyim. Önce senin elindekileri görelim. Eğer sen bana ve dünyaya karşı iyi niyetliysen bütün dileklerim senindir.  Öyle bir niyetin yoksa da savaşıcaz demektir.  Hafife de alma derim, sağ olsun 2016 dan epey deneyimliyim. Okumaya devam et Hoş mu Geldin Göreceğiz

2016 Kelimeleri

Değişim, gelişim, güç, sabır, irade, öz sorgulama, denge, arınma, yenilenme… bunlar benim 2016  kelimelerim. Benliğimdeki anlamları üzerinde çalışacağım, zor, çok zor kelimeler.

    Değişim, ancak refah bölgesini terk edebilenlerin yapabileceği bir şeydir. Refah bölgesi sahip olduğumuz, alıştığımız her şeydir. Oturduğumuz evden, işimizden, yaşadığımız şehirden, mutfakta kullandığmız   tabaklara kadar bize ait olan, neredeyse bizi biz yaptığına inandığımız her şey bu bölge içerisine girer. Bir de içimizdeki refah bölgesi var tabi. Sahip olduğumuzu düşündüğümüz karakterimiz, güvendiğimiz arkadaşlarımız, ailemiz, huylarımız, iyi veya kötü alışkanlıklarımız. Bir şeyleri değiştirebilmek için öncekilere olan bağımlılık derecesini kontrol edebilmek gerekir. Okumaya devam et 2016 Kelimeleri

Parça Pinçik

Acaba 15 gündür yazdığım yarım yazıları birleştirsem nasıl bir şey çıkardı ortaya. Yok hiçbirinin sonu gelemedi bir türlü. Neden? çünkü çocukları uyutup işlerimi halledip yazmaya konsantre olana kadar gözlerim kapanıyor. İte kaka yarım sayfalık kelime avlıyorum hikayelerin gerisi rüyalara. Kayra’nin   çişi- ateşi, canın gazı – bezi derken zaten tek parça uyku kavramım da yok. E doğal olarak rüyalar da parça pinçik. Anlayacağınız yazıların sonu rüyalarda bile bitmiyor. Okumaya devam et Parça Pinçik