Sınırsız Hayal Defteri

Eski eşyalarımı karıştırırken küçük defterlerimden birini buldum. Sayfaların arasından, bundan tam on yıl önce, üniversite de katıldığım kişisel gelişim kurslarından birinin notları çıktı. Orada sekiz tane güzel soru sormuşlar ben de tane tane cevaplamışım.
 Sorulardan bir tanesini görünce gülümsedim. “ Böyle giderse 10 yıl sonra nasıl bir hayat yaşıyor olacaksınız?”  “ On yıl sonra sevdiğim bir işi yapacağım, kendi işyerimi kuracağım, beğendiğim bir şehirde yaşayacağım ve tabiî ki sevdiğim insanlarla birlikte olacağım” demişim ama eksik yazmışım, anne olacağım demeyi unutmuşum. Bu listedekilerden sevdiğim işi yapmak dışında hepsini gerçekleştirdim. Eksik konu hakkında da hala çalışıyorum.

Üst Bilinçli Yaşamak

Bir ben var benim tanıdığım, eşimin tanıdığı başka bir ben, ailemin tanıdığı birkaç tane daha ve tanımadığım onlarca kişinin hayalinde onlarca ben daha. Benler çoğalınca mı gerçek ben oluyorum yoksa hepsi bana ait farklı parçalar mı? Acaba ben biliyor muyum ki kim olduğumu?
İnsanın kendini tanıması mümkün müdür gerçekten bilemiyorum. Bu bir bakıma, devamlı yuvarlanan bir topta köşe aramaya benziyor. Yine de insan bu çabasından vazgeçmiş değil ve dünyanın sonu gelene kadar da vazgeçmeyecek. İçindeki KORKU isimli duygunun kaynağı da bu bilinmeze ulaşamamak ya zaten. Bu  bir de MERAK duygusuyla birleşince ortaya felsefe çıkıyor işte. Bilimlerin şamar oğlanı. Gelen sataşır giden sataşır ama sonunda da çoğu bir yerinden bulaşır. Okumaya devam et Üst Bilinçli Yaşamak

Pratik Yaşama Sanatı

        Evimize karla geldik, Baküye kar getirdik. Düzenimizi kurmak sandığımdan da zor oluyor. Oğlum kalabalığa, ben de özgürlüğe çok alışmışız anlaşılan. Bu aralar hayatımdaki her şey indirim sepetindeki kıyafetler gibi birbirine girmiş durumda. Neyin ucunu çekince elime ne gelecek pek bilemiyorum. Aynı zaman diliminde yapmam gereken o kadar çok şey var ki.
    Zamanı iyi değerlendiren insanlara gıpta ediyorum. Aynı anda o kadar çok şeyi bir arada yapabiliyorlar ki. Gayet sakin ve keyifli görünüyorlar. Onlar bunu yaşam tarzı haline getiriyorlar. Kendimi düşününce çoğu insana göre çok da kötü  sayılmam ama yine de yapılacak çok şey var.

Satır Arasındaki Felsefe

Bazı insanlar vardır, konuşurken kendinizi hipnotize olmuş gibi hissedersiniz. Sohbeti hiç bitmesin istersiniz. Hayatına bakarsınız, anlattıkları ile birebir örtüşür. Konuşurken de tıpkı yaşarken olduğu gibi oldukça sakin, düzenli ve sabırlıdırlar. Kelimelerini seçerek konuşurlar ve size bir şey anlatırken kabul ettirmek için çabalamazlar. Sadece inandıklarını paylaşmak isterler. Hayatı keskin köşelerden yakalamazlar, daha yumuşak ve esnek bir bakış açıları vardır. Bu, kendilerine ait fikirleri olmadığı anlamına gelmez. Sadece şartlanma ve önyargılarının olmaması, ayrıca ego seviyelerinin düşük olması, fikirlerinin daha geniş alana yayılmasını sağlar. Bu yüzden de sabit fikirlilikten kurtulurlar.

Alışkanlığa Mola Vermek

Evimdeyim, hatta kaderimi yazdığım masanın başında. Lisede, üniversiteye hazırlanırken oturdum ilk bu masaya. Geleceğe dair hayallerimi bu masada kurdum. Üniversiteye başlayınca evime taşıdım. Yıllarca başında sabahladım. Şimdi yine eski günlerdeki gibi, masam camın önünde, manzaram heybetli Hasan Dağı ve ben yine yazıyorum. Yalnız bir fark var eskiyle aramızda. Bu sefer arkamda yatan oğluşkinin nefesi eşliğinde yazıyorum. Hayallerim, nefesim ve kaderim artık üç kişilik.

Limonu bilmeyene ekşi nasıl anlatılır ki? Daha önce kıyaslayacak bir şeyi olmayana yeni bir şey nasıl ifade edilebilir. Peki, eğer her şey kıyaslanacak kadar birbiriyle bağlantılı ise farklılık bunun neresinde? Beyin bir önceki bilgiye çengel atmadan yeni bilgiyi kaydetmez. Okumaya devam et Alışkanlığa Mola Vermek

Lafın Beli Kırıldı

İnsanların karakterini çözmek aslında çok kolaydır. Birkaç tavır ve hareket, üzerine birkaç da cümleyi dikkate aldınız mı tamamdır. Büyük bir bölümü çözülür.
Bir insan, ilk on dakika içerisinde başka birinin özel hayatı hakkında iştahlı bir biçimde konuşmaya başladıysa ve siz uyarıp konuyu kapattığınızda suratını asıp kıvranıyorsa, o insandan uzak durmak gerekir.
Bu durum cinsiyetten ziyade eğitim, kültür ve ahlak seviyesi ile ilgilidir. Birçok toplantıda bu konu hakkında ilginç sohbetlere şahit oldum. İnsanlar sohbet arasında başkaları hakkında konuşmanın ne kadar kötü olduğundan bahsediyorlar, sonra güya örnek verme amacıyla birilerini çekiştiriyorlar ve Okumaya devam et Lafın Beli Kırıldı

Sistemi Sıraya Dizdiler

Adım atmak için dengenin bozulması, ilerleyebilmek için hep tek ayağın boşlukta olması gerekir.
Hiç risk almayan, hayatında hiçbir problem olmayan, kendini hiç boşlukta ve kararsız hissetmeyen insan ilerleyemez. Olduğu yerde, iki ayağının üzerinde sapasağlam durur. Sapasağlam durmak bazen hayatın önünde set olur.
Kaliteli yaşayarak hayatta ilerleyebilmek gerçekten emek harcayarak mümkündür. Herkesin kendine göre bir yaşam tarzı vardır. Fark şurada; kim hayatını yaşıyor, kim tüketiyor. Bunu da ancak insanın kendisi değerlendirebilir. Ömrünün sonuna geldiği zaman arkasına dönüp baktığında gerçekten gülümseyerek, mutlu olarak hatırladıkları ve aynı Okumaya devam et Sistemi Sıraya Dizdiler

Meleğin Kanadı Suratıma Çarptı!

Çizgi filmlerin çocuklar üzerindeki etkileri hâlâ tam anlamıyla çözülemedi. Faydalı mı, zararlı mı net bir karar yok ortada. Bununla birlikte şu da bir gerçek ki insan kaç yaşına gelirse gelsin, beynindeki bazı kavramların fotoğrafları çizgi filmlerden kalma.
Mesela iyilik ve kötülük denildiği zaman, benim aklıma ilk olarak sağ tarafta kanatları pırpır eden, tepesinde ışıklı daire olan, bembeyaz bir dişi, kötülük denildiği zaman da sol tarafta, rengi kırmızı, elinde bir orak, yüzünde burun hizasına kadar maske olan bir erkek geliyor. Sevap-günah denildiği zaman da ellerinde birer defter, kalem, görüntü tamam işte. Okumaya devam et Meleğin Kanadı Suratıma Çarptı!

Kim Kimin Balyozu?

  35’e kadar insan geleceğe bakarak ilerliyor, 35’ten sonra ise geçmişi peşinde sürüyerek. Önemli olan peşinden sürüdüğün çuvalın boyutu ve ağırlığı. Ağır bir çuvalla çok ileri gidilemez. O zaman iki seçenek var; ya çuvalı ağırlaştırmayacaksın ya da taşımayacaksın.

Şöyle bir bakarsak, güzel olaylar ve sevilen dostlar baskülde hafif ama pahada ağır şeyler. Kötü olaylar ve sizden nefret eden insanlar ise baskülde oldukça ağır gelen şeyler. Tabii bunların da kendine göre bir kıymeti vardır.

Korku Biriktiriyor

Benim kuşağımda pazar gecesi demek, banyo demektir. Annem elinde havlu peşimizden koşardı. Arada bir sinirlenip “Hadi demekten dilimde tüy bitti” derdi. Dildeki tüyün nasıl bittiği en büyük merak konusuydu. Bazen anneler çok anlaşılmaz olabiliyor. Ara sıra Kayra da bana garip garip bakıyor. Sanırım onun annesi benimkinden çok daha garip.

Bu pazar gecesi, adettendir diye, Kayra’nın da banyo gecelerinden biri. Bizim için çok zorlu bir saat, çünkü banyo yapmaktan hiç hoşlanmıyor.
Kayra artık büyüyor ve korkuları başlıyor. Bir noktaya kadar bebekler hiçbir şeyden korkmuyor. Deneyimleri yok, bilinçlerinin altı-üstü tertemiz ama bir noktadan sonra aniden korkular başlıyor. Farkındalık artıyor, seçim hakları doğuyor, artık birey olduklarını göstermek istiyorlar. Tercihler yapıyorlar ve doğal olarak da onları bir nedenden ötürü korkutan bir şeyi tercih etmek istemiyorlar. Siz buna zorlarsanız, inatlaşma başlıyor bu sefer korktuğu için değil, inatlaştığı için istememeye başlıyor.
Düşünüyorum taşınıyorum, Kayra’nın korkularına neden arıyorum, bulamıyorum. Kendime dönüyorum. Düşünüyorum ben nelerden ve neden korkuyorum. 
İnsan hayatında, sağa sola sert bir şekilde çarpmasın, yanlış ve tehlikeli yollara sapmasın diye, doğuştan gelen “bariyer duygular” vardır. Bu birkaç çeşit duygu, farkında olmadan insanı yönlendirir.
İnsan sadece aklıyla karar veremez. O farkında olmadan arka planda, “bilinçaltı komutanlığında” çalışan istihbarat askerleri vardır. Bu askerler devamlı akla gizli bilgi aktarır, kimi zaman bazı duygularla onu yönlendirebilirler.
Korku bu bariyer duygulardan biridir ve devamlı bilinçaltıyla birlikte çalışır. Çok ileri gitmediği sürece birçok korkumuzun farkında olmuyoruz aslında.
Kayra büyürken korkularını biriktirmeye başladı, ben de onunla birlikte sahip olduğum ama fark etmediğim duyguları güncellemeye başladım. Meğer ne kadar çok şey varmış. Asansörde kalmaktan korkuyorum, düşüp bir yerimi kırmaktan korkuyorum, deprem, sel, yangın gibi felaketlerden korkuyorum, hasta olmaktan korkuyorum, birilerinin Kayra’ya zarar vermesinden korkuyorum… Bu liste uzayıp gidiyor.
Bunlar sadece bendemi var acaba diye sağıma soluma baktığımda, aslında birçoğunun her insanda olduğunu görüyorum. En basitinden, hiçbir şeyden korkmam diyende bile yakınlarını kaybetme korkusu var. Biz fark etmesek de devamlı bu duygularla yaşıyoruz.
Bir bakıma güvenliğimizi sağlıyor bu duygular. Daha dikkatli ve bilinçli yaşıyoruz. Kendimizi daha çok koruyoruz. Ama duygunun miktarı, gerekeni aşınca işte o zaman işler karışıyor. Fobiler meydana çıkıyor.
Birkaç gün önce bir programda söylüyorlardı; yükseklik korkusunun asıl nedeni boşluk ve düşme hissiymiş. Onun da temeline inince, kendini güvende hissetmeme duygusuna kadar gidiyormuş. İnsanoğlunda akıl almayacak, yüzlerce fobi çeşidi var. Hepsine mantıklı açıklamalar bulmak imkânsız. İş dönüp dolaşıp yine bilinçaltı komutanlığında bitiyor.
Fobiler zamanında çözülemezse, ilerleyip takıntılara dönüşebiliyor. İş içinden çıkılamaz bir hâl alıyor ve ne yazık ki insanların hayat standartlarını çok fazla etkiliyor.
Korku insanın hayatında olmazsa olmaz, yaşamın büyük bir bölümünü yönlendiren, çoğu zaman kötü hissettiren ve elimizde olsa silmek isteyebileceğimiz bir duygu.
Bütün bunların yanında insanoğlunun inanılmaz zevk aldığı da bir duygu. Birçok spor dalı bu temel üzerine kurulmuş. Film sektöründe en çok iş yapan grup, korku filmleri.
Bu insanların hayatlarındaki korku miktarı yetmediği için takviye isteği mi, yoksa bir şekilde baş etme yöntemi mi onu daha çözebilmiş değilim.
Şu aralar Kayra’nın bizi çok uğraştıran kokularından birisi de çığlık. Özellikle kadın çığlığı. Gerçi bu devirde kadın çığlığından ürkmeyecek erkek yoktur ama hiçbiri bizimki gibi ağlamıyordur sanırım.
Kayra’ya korkularıyla baş edebilmeyi nasıl öğretmeliyiz? Devamlı suya sokup çığlık atarak, üzerine mi gitsek acaba, yoksa bir süre bunlardan uzak durup, unutması için dua mı etsek…
Hayatı boyunca daha ne korkular biriktirecek, ben de bundan korkuyorum işte!