Neden Cıncık Boncuk?

Kelime: Boncuk

       Çoğu insanın takıntılı olduğu, sevdiği, dayanamadığı objeler vardır. Kiminde ayakkabı, kimin de mum, kiminde saat, kiminde çanta, kiminde defter. Normal alışverişin dışında, bunlar, ayrı bir dayanılmazdır. Aldıkça alası gelir insanın. Her renkten, her boydan, her markadan, her çeşitten olsun istersin. Para harcarken az da olsa çalışan kontrol mekanizması bu objeyle ilgili çalışmaz. Kimileri bunu anlamsız bir müsriflik olarak görür. Kimileri ise cinsiyetçi bir alışveriş hastalığı. Bu takıntılarla ilgili biraz soru sorulduğunda genellikle insanlar ‘çok hoşuma gidiyor, dayanamıyorum, kendimi kontrol edemiyorum, cebimde ne varsa vermeye hazırım, alamazsam uykularım kaçar’ gibi cevaplar verirler.

     Bu konuyla ilgili benim asıl merak ettiğim konu ise; o tutkuyla bağlı olunan objenin beyindeki anlamı nedir.

Okumaya devam et Neden Cıncık Boncuk?

Kalk da Yola Devam Edelim

Ruhumun geride kalmış parçalarını toplamakla meşgulüm. Çünkü onlar olmadan yola devam edemiyorum. Her biri bir tarafa dağılmış. Geri dönüp onları aradığımda, bir kaçını yol kenarında, yaşadığım talihsiz kazaların başında buluyorum. Çok azı ise mutluluk anlarına yapışmış, beni bekliyor. Herkesi toparlamalıyım ki yola devam edelim. Okumaya devam et Kalk da Yola Devam Edelim

Pamukların Arasında Biriken Duygular

Kelime: Biriktirmek. Her baktığın köşeden farklı ışık alıyor. Görünümü sade olsa da, içeriği kalabalık bir kelime.

Geçenlerde gittiğimiz sahil, kabuk doluydu ve daha çok iri olanlar siyah renkliydi. Önce  desenini beğendiklerimden bir iki tane aldım sonra orta boy ve küçüklere dadandım.  Tabi ellerim yetmeyince arabadan küçük bir poşet bulduk. Kabukların üzerindeki farklı desenleri gördükçe torbaya atıyordum. Kum gibi, o kadar çok kabuk vardı ki hepsini toplamak mümkün değildi ama kendimi de durduramıyordum. Biraz daha, biraz daha diyerek ilerliyordum. Okumaya devam et Pamukların Arasında Biriken Duygular

SaskınHakayde KayraCan’a Benziyor

Saskınblog ile ilgilenirken Hakaydeyi biraz ihmal  ettim. Aslında kafamda sürekli yazıyorum ama bir türlü gölgesini düşüremiyorum sayfalara.

Saskınblog ile Hakayde’nin farkı nedir? Saskın benim küçük oğlan. Şımarık, hareketli, meraklı, umursamaz, başıboş, zeki, renkli, eğlenceli. Hakayde ise ağabey. Büyük, ağır, olgun, derin, düşünceli, karamsar, duygusal, küskün, gözlemci, ayrıntıcı, evhamlı. Okumaya devam et SaskınHakayde KayraCan’a Benziyor

Hoş mu Geldin Göreceğiz

2017 geldin bakalım. Ne deyim, iyi ettin, hoş geldin. Ben anlamadan on dört günü sulamışsın bile. Yarım geçmişte, yarım gelecekte olduğu için seninle pek ilgilenemiyorum. Aslında çok da mahcubum ama ne yapayım, ne geçmişin muhasebesi bitiyor, ne geleceğin dizaynı. Tek başıma olsam hadi neyse öyle böyle yapıcam bir şeyler ama göbekten bağlandığım nefesler var. Son zamanlarda anı an da yaşamak delik balona üflemek gibi sanki. Üstün bir çaba ama elde olan renkli balonu yalayıp atmosfere karışan hava. Hava dediysek basite alma, aslında her gün benden azalan bir parça.  Sen de diğer yıllar gibi ağır ağır azaltacaksın ömrümü, farkındayım. Merak ettiğim aldıklarının yerine koyacakların. Birimizden biri önce bitecek o belli. Sen mi benim sonumu göreceksin yoksa ben mi senin sonunu onu bir Allah bilir işte. Diğer yıllarla tanışırken sermayeyi bol yatırdım. Umutlarımı, hayallerimi, dileklerimi, içimde ne kadar iyi niyet varsa döktüm masaya. Ama çoğunun sonunda  açık çıktı hesapta. O yüzden bu sefer sana karşı temkinliyim. Önce senin elindekileri görelim. Eğer sen bana ve dünyaya karşı iyi niyetliysen bütün dileklerim senindir.  Öyle bir niyetin yoksa da savaşıcaz demektir.  Hafife de alma derim, sağ olsun 2016 dan epey deneyimliyim. Okumaya devam et Hoş mu Geldin Göreceğiz

O Tek Nefes, Ruhumun Rüzgarı

Kelimelere acıktım. Yazmaya acıktım. Beynim gurulduyor ama yiyecek kelime bulamıyorum. Bulduklarımı yazamıyorum, yazacaklarıma kelime yakıştıramıyorum. Ortalık ne çok dağılmış, toplayamıyorum.

Bütün rollerimi çantamda taşıyorum. İşte fena olanda bu zaten. Çantamın içi klasik kadınsı.  Hani seslilerin sesinin, diğerlerinin cisminin el yordamıyla takip edildiği çantalardan. Kadınların kollarını dirseklerine kadar sokup kafalarıyla gölgelere klavuzluk ettiği çantalardan. Okumaya devam et O Tek Nefes, Ruhumun Rüzgarı

Bilgece Yaşamak

Bilgece yaşam, kaliteli yaşamın yaş almış halidir. Bilge kelimesini severim. Anlamını, tınısını,kokusunu ve rengini. Her kelime de bu kadar özellik olmaz.

Bu kelime sandık gibidir. Bilginin sandığı. İşte bilgelerde tıpkı bu sandık gibi ortada durmaz, kapağı her zaman açılmaz, açıldığında içinden çıkan her kelimenin özenle elde tutulması, korunması gerekir. Her önüne gelen açamaz bu tür sandıkları.

Bilgece yaşam!! Zor be.Yaş ister, deneyim ister, ruh ister, akıl ister, sevgi ister, arınmak ister,incelik ister, yalnızlık ister. Diyorum ya zor. Okumaya devam et Bilgece Yaşamak

Hayata Bir Ters, Bir Düz

Çoğu zaman hayat o kadar gürültülü akar ki, zamanla uyum sağlarsın kargaşa yaşama.  Zaman gelir de ortalık birden bire sessizlik kokarsa da, şaşırıverirsin o anda. Çoğu zaman sessizliğin hayır alâmetlerini soruşturasın gelir. Sanki bugüne kadar ters giden kargaşa değilmiş gibi, huzurun yönü sorgulanır. “Fırtınadan önceki sessizlik” damgası yapıştırılır zamana. Oysa hayatın düzü huzur, sessizlik,  sakinlik. Okumaya devam et Hayata Bir Ters, Bir Düz

Melekten Rehber

Bu gece her şey karanlıkta yanan mumlara benziyor. Dizilmişler yan yana beni bir yere götürüyorlar. Kafamı yukarı kaldırdığımda her yer simsiyah. Adımlarımın mum ışığındaki gölgeleri yalnız olmadığımı hissettiriyor. Aklım kork diyor, kalbim güvendesin. İçimdeki titreme nefesimi kesiyor. Mum alevinden ötesi, karanlık. Aydınlığa mesafe uzun. Okumaya devam et Melekten Rehber