Büyüyünce Bilge Olsunlar

Ben her insanın dünyaya bir misyonla geldiğine inanırım. Biz o kadar büyük bir sistemin, o kadar küçük bir parçasıyız ki. Bu sistemin düzenli çalışabilmesi için de her bir parçanın üzerine düşeni yapması gerekiyor. Bireysel olarak aslında hiçbir anlamımız yok, bütün olduğumuzda varız.

İnsanoğlu olarak kendimizi haddinden fazla önemsiyoruz. Önce kendi dünyamıza dalıp, bireyselleşip, diğer bir deyişle bencilleşiyoruz. Sonra da o kendimize yarattığımız dünyayı şişire şişire kendimizi koca bir balonun içinde buluyoruz. Ne dışarı çıkabiliyoruz, ne de içeride yaşayabiliyoruz. Çünkü yaradılış olarak dokunma ihtiyacımız var. Biz izole yaşayamayız. Bu doğamıza aykırı ama buna rağmen yaşam felsefemiz zamanla “Ben” ekseni etrafında dönmeye başlıyor.

Doğaya, kendimize ve diğer canlılara saygı konusu, gitgide gereksiz bir olguya dönüşmeye başladı. İşin kötü tarafı yetiştirdiğimiz çocuklar, bu konuda bizden daha beterler. Çünkü onları hayatımızın, evimizin ve bütün dünyanın bir tanesi olarak yetiştiriyoruz. Değerlilik oranlarının yüksekliği, dış dünyayla iletişimlerini sınırlıyor. Eğitimli, kültürlü ve bilinçli aileler sözüm ona, doğaya saygılı, bilinçli çocuklar yetiştirdiklerini düşünürlerken diğer taraftan da mükemmelleştirdikleri çocuklarının devamlı şişen egolarının farkına varmıyorlar. Her şeyin en iyisini giyen, en iyisini yiyen, en iyi okullarda okuyan, son teknolojiye sahip olan, isteyip de elde edememenin ne demek olduğunu bilmeyen, bir şeyler için bedel ödemenin ne demek olduğunu bir türlü anlamayan ve öyle ya da öyle bir şeylere bağımlı olarak yetişen çocuklar.

Artık doğru yanlış çizgisini aşmış durumdayım ben. Bazen tersini savunurken yanlışı yaparken buluyorum kendimi. Teorik bilgiyle uygulamanın arasına sıkışmış kalmış durumdayım. Eski ve yeni arasında duran koskocaman teknoloji bulutunda boğuluyorum.

Ben nasıl çocuk yetiştirileceğini bilemiyorum. Ben kendimi zor yetiştiriyorum zaten, hala da başarmış sayılmam.

Doğru ve yanlış arasında ki çelişkilerim çocukları salak ediyor. Deneme yanılmayla çocuk büyütülmez ama elimizde problem ve çözüm kombinasyonları o kadar fazla ki, neye göre ne yapmalıyız, sonucunda ne olacak, bazen hiçbir fikrim olmuyor. Yanlışlarımı çok sonra görüyorum ama o yanlışı yaparken ki şartları biliyorum. Akıntı çok kuvvetli. Toplum, yaşam şartları, ekonomik koşullar, değişen yargılar, daha farkında bile olmadığım bir sürü etken. Her biri ayrı bir yere sürüklüyor.

Ben çocuklarımı doğanın içerisinde hayvanlarla, çiçek kokularıyla, bol oksijenle, diğer çocuklarla büyütmek isterken: taş kutuların içerisinde, aromatik kokularla, nefes terapileri peşinde koşarken, ticarethanelerde ki oyun salonlarında büyütüyorum ve bunlar için param olduğuna da ayrıca şükreder haldeyim. Halbuki asıllarının paraya ihtiyacı yok.

En sonunda gelinen çözüm, ister istemez hedefleri küçültmek. Eskisi gibi oğlum iyi okullarda okusun, iyi bir meslek sahibi olsun, yuvasını kursun, zengin olsun gibi hayaller yerine: Mutlu, sağlıklı ve huzurlu olsun, kendisine saygısı olsun (ki o zaman her şeye saygı duyar), özgüveni sağlam olsun, her anlamda kimseye bağımlı olmadan kendi kendisini idare edebilsin, kendini ve sevdiklerini koruyabilecek kadar güçlü olsunlar.

Eminim ki her anne babanın duasıdır bunlar, diğerlerinden önce ya da sonra. Cepteki dualar. “Bunlar olsun zaten ama diğerleri de olsun….”mırıltıları kulağımda.

Aslında benim, bütün bunların yanında en büyük duam şudur: Sistemdeki misyonlarını, zaman kaybetmeden fark edecek kadar, bilge olsunlar. Asıl mutluluğu işte o zaman bulacaklardır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir