blg-26-770x513

O Benim Abim

Dört yaşındaki bir çocuk, sekiz yaşındaki down sendorumlu abisini arkadaşlarına nasıl anlatabilir?

Mevzu derin ama oldukça da mühim. Bu hikayede herkese birer hisse düşüyor sanki. Kahramanlar dörtlük Can ve sekizlik Kayra.

Zamanın birinde, annesi, küçük oğlu Can’ı okuldan almaya, büyük oğlu Kayra ile birlikte gitmiş. Can’ın okulunun güzel bir bahçesi varmış ve çocuklar okul çıkışı bu bahçede oyun oynamayı çok seviyorlarmış. O gün de çıkışta bahçede diğer çocuklarla birlikte oyun oynamaya başlamışlar. O sırada evinden kaçan tasmalı bir kedi bahçenin ortasında ki ağaca tırmanmış. Kayra ve Can bunu fark edince (ki kedinin onların korkusundan ağaca çıkma ihtimali de yüksek tabi laf aramızda) kafaları yukarıda ağacın altında zıplayıp duruyorlarmış.. Bir taraftan da diğer çocuklara haber vermeye çalışıyorlarmış. Fakat işe bak ki, Kayra’nın konuşması, diğer çocukların ilgisini kediden daha çok çekmiş. Can’ın sınıf arkadaşları başlamışlar Kayrayı incelemeye.

Konuşmasını anlamayınca çıkardığı sesleri taklit etmeye ve gülüşmeye başlamışlar. Çünkü küçük çocuklar farklı durumlarla karşılaştıklarında ya ondan korkar ya da eğlenmeyi seçerlermiş. Bazen de korkmamak için eğlenmeye çalışırlarmış. Onlar yetişkinler gibi her şeyi çok fazla enine boyuna düşünmez, yargılamaz, vicdan yapmaz, analiz etmezlermiş.

O anda da Kayrayı anlayamayınca kendilerine farklı gelen bu durumla eğlenmeyi seçmişler. Fakat bu seçim Can’ın hiç hoşuna gitmemiş. O anda arkadaşlarına bir tepki de verememiş ve görmezden gelmiş. Çocukları uzaktan dikkatle izleyen  anne hemen devreye girmiş. Çocukların yanına yaklaşmış, seviyelerine inmiş ve demiş ki –Kayra sizler gibi konuşamıyor ama bir şeyler anlatıyor. Onu ben ve Can anlayabiliyoruz. Ne demek istediğini bize sorarsanız size söyleyebiliriz-

Sonra çocuklar Kayra’nın yanına koşmuş, gelmiş ‘eve’ diyor demişler. Galiba ‘evet’ diyor. ‘Bak gördünüz mü artık siz de anlıyorsunuz’ diyerek çocukları onaylamış anne. Çocuklar bu duruma çok sevinmişler. Çünkü kendilerince bir şeyler keşfetmişler.

Diğer taraftan Can’ın durumu da hiç hoşuna gitmemiş annenin. Öğretmenine anlatmış olayı ve bir öneri de bulunmuş. Elinde Down sendromu ile ilgili bir kitap olduğunu, bunu sınıfta okurlar ve üzerine sohbet ederlerse,  hem diğer çocukların farklılıklarla ilgili bilgi sahibi olabileceğini hem de Can’a iyi gelebileceğini söylemiş. Can’ın ev dışında ki bir ortamda abisinin durumuyla ilgili tutumunu da çok merak ediyormuş. Acaba sessiz kalıp diğerleri gibi sadece kitabı mı dinleyecek, yoksa devreye girip konuşacak mı, emin değilmiş.

Öğretmen hanım oldukça zeki, işini ve çocukları çok seven ve idealist bir öğretmenmiş. Hemen bu durumun kazan kazan sistemi olduğunu ve herkesin bu işten bir şeyler kazanacağını anlayarak öneriyi kabul etmiş. Ertesi güne planlarını yapmış, çocukların en verimli ve konuşkan oldukları sohbet saatini seçmiş.

Kitabı eline almış ve daha okumaya başlamadan farklılıklarla ilgili girmiş konuya. Hemen arkasından topu ‘Can’ın abisi Kayrayı tanıyor musunuz? Sorusuyla atmış havaya. Bütün çocuklar ‘evet’ diye bağırırken, kim tutmuş dersiniz havada ki topu? Tabi ki küçük Can.

‘O benim abim’ diyerek başlamış konuşmaya ve bu sohbet tam 35 dakika sürmüş. Eğer kaydı alınsaymış TEDKİDS konuşması olabilirmiş sanki. Öğretmenden alınan havadislere göre Can uzun uzun abisini anlatmış.

‘Siz onun sesler çıkardığını sandınız ama o aslında size bir şeyler anlatmak istiyordu’ demiş bir önceki günün bahçe kahramanlarına hitaben. Evdeki hayatından örnekler vermiş:’ O bazen oyun oynamayı bilemiyor, ona göstermek gerekiyor, mesela üzerime çıkıyor, öyle oynamak istiyor. O zamanlarda kaçmanız gerekebilir. Bazen de ne istediğini tam anlatamayabiliyor, o zaman ona soru sormak gerekiyor. Sürekli soru sorarak ne demek istediğini anlayabilirsiniz. ( Çünkü Kayra evet, hayır, değil gibi kelimeleri rahat kullanabiliyor.) Sallanan şeyleri seviyor, sallanan şeylerle onu çekebilirsiniz. Ki annesinin dediğine göre Can Kayra üzerinde bunu çok iyi kullanıyormuş. Elindeki başka bir şeyi almak için, dikkatini başka yöne çekmek, sıkıntılı durumlardan kurtulmak için iyi bir malzemeymiş.

Ayrıca arkadaşlarına Kayranın bazen tehlikeli şeyleri anlayamadığını ve bunun için ona anlatmak gerektiğini de ifade etmiş. Bazı durumlarda ne yapması gerektiğini karıştırabildiğini söyleyip Kayra’nın yaramazlıklarına örnekler vermiş.

Bu konuşmayla Can herkese göründüğü kadar zayıf ve hassas olmadığını, birçok şeyin gayet farkında olduğunu ve güçlü bir çocuk olduğunu göstermiş. İçinde birikenleri teker teker dökmüş ortaya ve küçük bir topluluk önünde ki en uzun konuşmasını yapmış. İşin ilginç tarafı, Can daha önce sınıf arkadaşları da olsa, kalabalık karşısında çok heyecanlanıp hiçbir şey anlatamayan bir çocukmuş.

Sınıfta ki diğer çocuklar ise hem arkadaşlarını anlamışlar, hem Kayrayı daha çok sevmeye başlamışlar, hem de farklılıklardan korkmamaları gerektiğini görmüşler. Sevgili öğretmenleri ise çocuklarına, hepsinin olmasa bile bir çoğunun karakterine işleyecek olan bir iz bırakmanın haklı gururunu yaşamış. Çünkü o, çocuklar için, empati kurmayı öğrenmenin, sayılardan – renklerden çok daha önemli ve öncelikli olduğunu bilen iyi bir öğretmenmiş.

Ne Can, ne Kayra, ne diğer çocuklar, ne de aileleri o gün yaşanan küçük hikayenin aslında herkesin hayatına dokunan önemli bir renk olduğunu bilmiyorlarmış, hiçbiri bunu fark edemezmiş.

Bu hikayenin ne kadar kıymetli olduğunu bilen, bu günü sarıp büküp bohçaya kaldıracak ve hayatları boyunca ara ara çıkarıp hatırlayacak olan sadece iki kişi varmış; anne ve öğretmen…..

 

Not: Engelli kardeşi olan bir çocuğun öğrenebileceği en kıymetli şeylerden birisi, duygusal kaosa, acitasyona girmeden, utanmadan, saldırmadan, yargılamadan, ezilmeden, baskı veya tehdit altında hissetmeden, haksızlığa uğradığını düşünmeden, kardeşiyle dış dünya arasında denge kurabilmesidir.  Farklılıkların insanları korkutabileceğini, korkan insanların saçma sapan tepkiler verebileceğini öngörerek insanlara yaklaşmak, hem kendisine hem de kardeşine daha keyifli toplulukların kapısını açar. Can bu konuda ilk adımı çoktan atmış da haberimiz yokmuş…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir