images

Ruhsuz Robot

Babam comodor 64’ü aldığında ilkokul dönemlerimdeydim. Basit bir oyun bilgisayarıydı veya atari mi demek  daha doğru olur bilemiyorum. Hayal meyal hatırladığım, yanında küçük bir teybinin olduğu ve tornavida ile akıl ayarlarını yaptığımızdı. Neden yapıyorduk, neyi ayarlıyorduk, aklı neden karışıktı hiç bilmiyorum. Ardından hatırladığım ise  ilk bilgisayar oyunum River Raid’di. Ben bir uçağım, uzun bir nehrin üzerinden uçar, deli gibi gemi vururum. Ara sıra benzinim biter takviye alırım, alamazsam da zaten düşer ölürüm. Bir de net hatırladığım ilerleyen bölümlerde incecik bir kanalın olduğu, bir türlü orayı geçemediğim ve çok fena sinir olduğumdu.  

O zamandan bu zamana da derlesek toplasak beş oyunu geçmemiştir oynadığım. Hiç bir zaman oyun manyağı olmadım zaten. Ara sıra beynim çok yorulduğunda veya sinirlendiğimde deşarj olmak için oynamışımdır en fazla. O da toplasanız 15 dakikayı geçmemiştir, çünkü sıkılırım. Bu nedenle de oyun kültürüm oldukça zayıf denebilir.

O zamanlarda sevdiğim oyunlardan birisi de Pacman’di. İnsanların ne kadar telaşlı, yüzeysel, programlanmış yaşadıklarını düşününce birdenbire gözümün önüne bu oyun geldi. Tıpkı Pacman gibi dedim kendi kendime. O da bir labirentin içinde bir telaş oraya buraya koşturuyor. Ara sıra can alıyor, diğerlerini yiyor, bazen de yeniliyor. Çok sıkıştığı zaman bir yerlerden kaçıyor veya önündeki koridordan başka kaçacak alternatifi kalmıyor. Bir kısım insanın yaşam tarzını çok güzel ifade eden, felsefi bir oyunmuş meğersem bizim pacman.

Kayra’nın parmaklarını güçlendirmek için tahta bir çerçevenin içerisine enine ve boyuna lastikler çaktık. Bu çok sevdiğimiz bir uzmanın, bence gerçekten çok zekice bir tavsiyesi idi. Biz çerçeveyi tutarken oğluşki de parmaklarını lastiklerin arasından geçiriyor ve çekiyor. Onun için hem eğlenceli bir oyun, diğer taraftan da faydalı bir aktivite oluyor. Onunla bu oyunu  oynarken, birden aklıma çocukluğumuzdaki ip geçirmece oyunu geldi. Bir kişi iki elinin parmaklarına geçecek şekilde ipi birbirinin içinden geçirir, diğeri ise ipi farklı bir şekilde alarak kendi eline aktarırdı.  İp açılana kadar oyun devam ederdi. Şimdi düşününce meğersem ne kadar profesyonelce tasarlanmış bir oyunmuş. Çocukların hem parmaklarını ustaca kullanmalarını, yani ince motor becerisini geliştiriyor, diğer taraftan da üç boyutlu düşünerek problem çözmeyi sağlıyormuş. Aynı anda hem fiziksel hem de zihinsel gelişim için inanılmaz bir araçmış. Şöyle biraz daha düşününce buna benzer onlarca oyun geldi aklıma. Beynimde çoğunun teker teker hangi gelişimler için faydalı olduğunu bulmaya çalıştım.

Bu oyunlar kendi kendilerine mi çıkmış, yoksa gizli eller tarafından tasarlanıp sokaklara mı salınmış kestiremedim. Daha da ütopik düşünerek, çocukların bulundukları dönemde, ihtiyaç duydukları gelişim şekline göre, içgüdüsel olarak uydurmuş olmaları mümkün müdür acaba? Bir tarafım yok canım olur mu öyle şey derken, diğer tarafım, kesinlikle saf insanın içgüdüleri ve sosyal zekâsını birleştirdiği zaman imkânsızı başarabildiğini söylüyor.

O zamanlarda çocuklar sınırsız hayal gücü ve malzemeyle kendi kurdukları oyunda başrolde olurken, şimdi başkalarının kurduğu sınırlı hayallerin ortasında ruhsuz robotlara dönüşüyorlar. Fiziksel ve zihinsel gelişim sıfır. Sosyal zekâ eksilerde.Bunlardan da beteri gerçeklik algısından arıza sesleri geliyor.

Çok eskiden okullarda fizik, kimya dersleri verilirken çocuklara öğrendikleri formülün doğadaki karşılığı da öğretilirmiş. Edebiyat derslerinde, kelimeleri mısralarda dans ettiren müzikler dinletilirmiş. Tarih derslerinde ise, dünyanın biyografisi seyrettirilirmiş.

O dönemlerde yetişen insanlar donanımlı ve sosyallermiş. Kaliteli nefesle yaşarlarmış.

Bu dönemdeki eğitim mantığı, yiyecek paketlerini açıp yemek yerine ambalajlarını yalamaya benziyor. “Bak çocuğum bunun içinde peynir var ama senin görmene gerek yok, tatmana da gerek yok, paketi yala içindekinin de adını bil yeter sana.” diyen bir eğitim zihniyeti bir süre sonra çocukta kalsiyum eksikliği çıkınca apışıp kalıyor.

Eğitim ve oyun bir çocuğu dengede tutarak hayata adım atmasını sağlayan iki bacak gibidir. Eğitim bacağına sözüm ona nedeni bilinmeyen kramplar girip çocuğu sendeletirken, oyun bacağını kökünden kesmeye çalışmak pek akıl alası bir hareket olmasa gerek.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir