10.000 den Fazla Fotoğraf İçinde…

Ben çocukken bizim evde garip bir makine vardı. Babama ne olduğunu sorduğumda,  o yaşa göre anlayabileceğim bir dilde bana, fotoğraf tabletme makinesi demişti. O zaman benim için inanılmaz sihirli gelirdi o makine.

Babam, ben küçükken nasıl fotoğraflarımı çektiklerini, gece ben uyuduktan sonra annemle birlikte onları nasıl kağıtlara bastıklarını tıpkı bir hikaye gibi anlatırdı. Çocuk kafasıyla düşündüğümde, ne inanılmaz bir şeydi fotoğraf.

Biraz daha büyüdüğümde ise, o fotoğraf albümlerini karıştırmak, evde yalnız kaldığımda en sevdiğim şeylerden biriydi. Hatırlamadığım ya da doğmadan önceki dönemlerin fotoğrafları, tanımadığım dedelerin, ninelerin fotoğrafları, anne babamın benden önceki zamanları… Hayalimde başka bir dünya yaratır, hepsini birer birer yerleştirirdim oraya.

Hatta babamın eski bir fotoğraf kitabı vardı, şu anda bile kitabın kapağı gözümün önündedir. Anlamasam da severdim resimlerine bakmayı. O kitap hala depodaki kitaplarım arasındadır.

Fotoğraf kendimi bildim bileli farklı bir kavramdı benim için. Hiçbir zaman sıradan bir hobi olmadı ama buna rağmen hiçbir zamanda tam profesyonel uğraşım haline gelemedi ne yazık ki.

Babamdan ilk fotoğraf makinesi istediğimde 11-12 yaşlarımdaydım. Paranı biriktir alalım dedi. Aylarca kumbaramda bozuk para biriktirdim. Sonra baktım ki epey oldu, babama götürdüm “tamam dedim hazır param hadi gidip alalım”. Babamla birlikte o zaman şehrimizin tek fotoğrafçısı olan Üçyıldıza gittik.  Babam bana güzel bir makine aldı. Sanırım fiyatı benim biriktirdiğim paranın üç – dört katına tekabül ediyordu. Ama olsun fark etmezdi ben kendi paramla almıştım onu, hayatımda ilk defa bir şey almak için aylarca sabrederek para biriktirmiştim. Babamın verdiği paranın benim için pek önemi yoktu.

İlk Fotoğraf makinem.  İçine film yerleştiriliyordu, tırtıklı sarma düğmesi vardı  filmi ileri sarmak için, bir de boyuna geçirmek için uzun ipi. Benim için çok havalı bir makineydi.

Sadece 36 poz hakkım vardı, bu nedenle her şeyi istediğim gibi çekemezdim.  İyi karar vermeliydim ve bir kerede çekmeliydim. Öyle şimdiki dijitaller gibi elli tane çek içinden birini seçersin diye bir lüksüm yoktu.

36 poz bittiğinde ise çok dikkatli bir şekilde filmi geriye, karanlık kutusuna sarmalıydım ki, eğer başaramazsam ve kapağı açtığımda film ışık görürse bütün fotoğraflarım yanardı.

Bu çok önemli, dikkat edilmesi gereken profesyonel bir aşamaydı. Sonra koşa koşa filmi fotoğrafçıya götürür ve ertesi güne kadar beklerdim. En heyecanlı ve sabır isteyen bölümü de buydu zaten. Nasıl çıktı fotoğraflar acaba? Şimdi ki gibi üzerinde dijital ekran yok ki anında bakasın söyleyesin. Kağıda basılmalı, eline almalısın anca o zaman görebilirsin.

Fotoğraf çekmek emek ister, sabır ister, dikkat ister. Ertesi günü bir hevesle gider zarfın içerisinde alırdım fotoğrafları. Kapının önüne çıkar çıkmaz açar bakardım. Genelde birkaç tanesi de yanmış ya da eksik olurdu nedense. Sonra da getirir tek tek albüme yerleştirirdim. Başarının sonu.

O yaştan sonra 3-4 tane daha makinem oldu. Hepsi de dijitaldi. Ama hiçbiri ilk makinemin heyecanını veremez sanırım. Onu kendi paramla almıştım ya.

Yıllar sonra tıpkı babam gibi, bende Kayranın her hareketini fotoğrafladım. Tek farkımız benim bebeklik fotoğraflarım, albümlerdeydi Kayranınkiler ise ne yazık ki dijital ortamda.

Bu rahatlığın bir dezavantajı olarak 4 yıl içerisinde, sadece Kayranın, 10.000 den fazla fotoğraf ve video birikmiş. Onun dışındaki çekimleri de eklersek sayı inanılmaz derecede artıyor.

Can bebek doğmadan önce yapılması gereken işler listesindeki maddelerden bir tanesi de fotoğraf arşivlerinin düzenlenmesiydi. Çünkü biliyorum ki yenileri eklenecek ve benim bu düzenleme için uzun bir dönem zamanım olmayacak. Bu nedenle iki gündür fotoğrafların içerisindeydim.

Son 5 yılın binlerce fotoğrafı. Her biri tek tek ekrandan geçti ve  hayallerimden. Anılar tazelendi, unutulanlar hatırlandı, gidenler anıldı, üzüntüler depreşti, bazen bir karede dakikalarca donup kaldığım da oldu. Fiziksel değişimimizi hiç irdelemeyelim…

Bu dönem için biraz ağır olduğunu kabul ediyorum. Zaten hormonlar oynamış, duygu karmaşası had safhada. Hayatımızın yeni bir boyuta geçmesine iki hafta kala, Kayrayı tekrar büyüttüm geldim bu zamana.

Gün gelecek çocuklarımla ve bu kadar çok fotoğrafın anlamsızlığını savunan eşimle (ki bazen hak vermiyor değilim)  birlikte tekrar oturup bakacağız bu karelere.

Onlar da benim küçüklüğümde olduğum gibi hayatlarını anlattığımız masallardaki eksik kareleri bu fotoğraflardan tamamlayacaklar. Bu karelerden kendilerine hikayeler uyduracaklar belki. O hayaller o kadar canlı kalacak ki beyinlerinde, hatırlanması mümkün olmayan zamanlarını, ben hatırlıyorum demeye başlayacaklar.

Belki de onlara bırakabileceğimiz en değerli şey sadece bu dondurulmuş zamanlardır…

NOT: Deneyimlerime dayanarak Fotoğraf çekmenin bir çocuk üzerindeki pozitif etkilerini her zaman savunurum. Belirli bir yaştan sonra bir çocuğun mutlaka basit bir makinesi olması gerektiğini, fotoğraflarının kağıda bastırılıp, albüme yerleştirilmesi gerektiğini….

Bu da başlı başına bir eğitim yazısı konusu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir