Bir Depresyon Hikayesi

Son birkaç aydır yaşam felsefem ‘Kaliteli Yaşam’. Aslında bu felsefe benim için çok da yeni değil. On sene öncesinde de aynı felsefeyle yaşıyordum. Kayra’nın doğumundan sonra odak noktam ona kaydığı için kendimi geri plana atmıştım ta ki bu seneye kadar. Son yedi sene benim için ruhsal, psikolojik ve bedenen oldukça  ağır geçti. Son dönemlerde ise artık bünyem hiçbir alanda buna dayanamaz hale geldi. Bedenen ve psikolojik yorgunluğumun yanında da ruhsal olarak kendimi kaybetmeye başlamıştım. Gözümü açtığımda kendimi ağır bir depresyonun ortasında buldum. Bütün kaslarım, kemiklerim, sinirlerim alarm durumuna geçmiş ve hep bir elden bana bir şeyler anlatmaya çalışıyorlardı. Ama o kadar zayıf düşmüştüm ki, farkında olmama rağmen bir şeyler yapmak için enerjim yoktu. Sağlıklı düşünemiyordum, devamlı negatif düşünüyordum, herkesi suçluyordum, sürekli  yorgun hissediyordum, ani ve sert tepkiler veriyordum, hiçbir şeyden zevk almıyordum, gelecek beni haddinden fazla endişelendiriyordu, kimseyi görmek ve konuşmak istemiyordum, kafa sesimi susturamıyordum, kendimi kaybolmuş hissediyordum.Kendimi haklı görüyor, üzerimde gücümün üzerinde yük olduğunu hissediyor ve kendim için üzülüyordum. Çıkış yolu yoktu sanki. Artık hayata objektif bakamıyordum. Karamsarlığım kontrol edilemez bir hal almıştı. Etrafımdaki insanlar da bunu görüyordu ama müdahale edemiyorlardı. Psikolojik destek almam gerektiğini, hatta ilaç kullanmaya başlamam gerektiğini düşünüyordum ama uzman bulamıyordum. Bu durum ne zaman başladı onu bile hatırlamıyordum, tek bildiğim benim böyle bir insan olmadığımdı.

Ve bir gün bir fotoğrafta kendi yüzüme baktım. Değişik geldi. Sevmedim kendimi ve  hop dedim ne oluyoruz. İçimdeki yorucu karamsar canavarın uyuduğu bir boşluk buldum ve kımıldanmaya başladım. Beni benden iyi bilen yoktu. Zayıf ve güçlü yönlerimi kim daha iyi bilebilirdi ki. Nasıl olacağını bilemiyordum ama bu işi kendim halletmek zorundaydım. Ama bir sorun vardı. Ben bunu düşünmeye başladığım anda diğer yarım uyanıyor ve güçlü bir şekilde beni aşağı çekiyordu. ‘yapamazsın, tek başına bunu beceremezsin, yardım almalısın, durumun çok ağır, başaramazsın’ nidaları beynimde yankılanmaya başlıyordu.  Bu bir süre devam etti, bir tarafım ayaklandıkça diğer tarafım kendine acıyor ve beni karanlığa boğuyordu. İyimser tarafım ‘olsun’ diyordu ‘bu da bir gelişme sayılır devam et, pes etme’.

Bir plan yapmak ve strateji belirlemek zorundaydım. Bir yerden başlayıp kendimi bu girdaptan çıkarmalıydım. Bedenimin yorgunluğu mu ruhumu hasta etmişti yoksa ruhumun bakımsızlığı mi bedenimi yere sermişti bilmiyordum. Birinden birini toparlayabilirsem güç kazanırdım ve diğerinin onarımını hızlandırabilirdim.

Nerden baksan 18 yaşımdan beri kişisel gelişim üzerine okuyordum ve beynimin nasıl çalıştığını çok iyi biliyordum. Bunlar yeterliydi ama başlangıç için bir miktar güç ve irade gerekiyordu.

Bedenime müdahale etmem ruhuma müdahale etmekten biraz daha kolay geldi. Ve meşhur pazartesilerden birinde diyete başladım. Dıştan içe doğru gidecektim.

Bugüne kadar zayıflama ilgili duyduğum, bildiğim, gördüğüm ne varsa döktüm ortaya. İlk önce bunun çok hızlı ve kolay olmayacağını kabul etmeliydim. Bunun için de kendime uzun bir vade belirledim. Neredeyse altı aya kadar sürecek düzenli bir beslenme programı. Bu arada da vücudumu korkutmamalıydım eğer aç kaldım paniğine girerse ya daha çok yerdim ya da metabolizmam kendini kitler ve kilo vermemi engellerdi. Beynimi kandırmalıydım yani. Sadece karbonhidrat ve şekeri kesmek bir de su miktarını artırmak başlangıç için yeterliydi. Öyle oldu. Sonra yavaş yavaş sebze meyve oranını artırmaya ve yağı azaltmaya başladım.

Bir süre sonra fark ettim ki, beynim ‘diyet’ kelimesi yerine ‘sağlıklı beslenme’ tanımını daha çok seviyordu. Çünkü diyetin bir sonu vardı, tehlikeli olabilirdi ve bu iradeyi biraz daha zorluyordu. Ama sağlıklı beslenmek bir alışkanlıktı. Diyetin sonunda kilo alma ihtimalim vardı ama sağlıklı beslenme de böyle bir ihtimal yoktu. Böylece beslenme konusunda ki sınır ve zaman olayını ortadan kaldırmış olduk.

Kilo  vermeye böylelikle de  keyfim yerine gelmeye başlamıştı. Fakat bu iş sadece beslenmeyle olacak bir şey değildi teknoloji ve spordan da yararlanmak lazımdı. O arada bir arkadaşımdan Buzlu lipoliz diye bir şey duymuştum. Bölgesel olarak yağların parçalanmasına yardımcı olan zararsız ve çok da pahalı olmayan bir işlemdi. Denemekte fayda var dedim. Denedim ama diğer insanlara göre çok yararını göremedim. Bu işi sporla halletmem gerekiyordu. Zaten sağlıklı yaşamın ve benim hayatımın için de spor olmazsa olmazlardandı. Bu da birçok şey gibi çocukların doğumundan sonra hayatımda geri plana atılan zevklerimden biriydi. Artık başlamanın zamanı gelmişti. Yoga mı plates mi diye düşünürken Fly yoga ile karşılaştım. İkisinin arası bir şeydi ve bayıldım. Haftada üç gün  bir saatten fazla fly yoga yapmaya başladım.

Sonra fark ettim ki  Fly yoga beklemediğim bir şekilde psikolojime de iyi gelmeye başladı. Çok kolay değildi ve ciddi anlamda güç gerektiriyordu. Beni fiziki anlamda sınırlarımı zorlamaya itiyordu. Harekete ilk baktığımda mümkün değil yapamam dedirtiyor ve yaptığımı görünce de mutlu ediyordu. Aslında bir nevi kendimle mücadele etmemi sağlıyordu. Kaslarımda ki yanma hissi ve acısı diğer taraftan kendimi güçlü ve mutlu hissettiriyordu. Fly yoga kısa sürede vazgeçilmezim oldu.

Diğer taraftan sırtımda ciddi bir kireçlenme ve kas iltihaplanması vardı. Kollarımı rahat kullanamıyordum. Yılların birikimi olan bir yorgunluk ve kemikleşen kas iltihapları alarma geçmişti. Bunun için ciddi bir tedavi masajına ihtiyacım vardı. Şansıma da iyi birini buldum ve neredeyse 10 günlük bir masaj kampına girdim. Bu arada da bir aylık maydanoz detoksuna başladım.

Artık kendime odaklanmayı başarmıştım. Vücuduma bakarak, beynime kendime değer verdiğim mesajını iletiyordum. Bu mesajı alan beynim artık karşımda değil yanımda olmaya başlamıştı. Zayıflıyordum,  güçleniyordum, ağrılarım azalıyordu ve iyi yol alıyordum. Kendimi mutlu, güçlü, başarılı ve iradeli hissediyordum.

Kendime etrafımda hayali bir çember çizdim. Bir süreliğine dünya bensiz de yapabilirdi. Etrafıma güvenebileceğim ve sorumluluklarımı kısa sürelerle devredebileceğim birilerini buldum. Böylece belirli sürelerle de olsa yalnız kalabiliyordum bu çok iyi geliyordu. Bana kendimi onarmam için gereken zamanı tanıyordu.

Bu arada da fırsat buldukça yazıyordum, araştırıyordum ve kendime yeni bir şeyler katmayı seviyordum. Bu takıldığım noktalardan beni uzaklaştırıyordu. Araştırmalarım yavaş yavaş kaliteli ve mistik yaşamın gerekliliklerine doğru gidiyordu. Müzik, aromaterapi, sağlıklı beslenme, kuantum, astroloji… Konu oldukça kapsamlıydı.

Sorunlarım bitti mi? Tabi ki hayır. Bitmeyecekte. Çünkü bu yaşamın bir parçası. Sadece benim için birkaç nokta vardı. İlki etrafımdaki hayali koruma kalkanım çok incelmiş ve hassaslaşmıştı. Karşılaştığım her durum haddinden fazla canımı acıtır hale gelmişti. Yılların biriken toksinleri artık hasta etmeye başlamıştı. Sinirlerim gereğinden fazla yıpranmıştı.

Kaliteli yaşam felsefesiyle birlikte sorunlar yerine bir süre kendimle uğraştım, bu sürede de yavaş yavaş koruma kalkanım kalınlaşmaya başladı. Bana zarar verdiğini düşündüğüm insanları hayatımdan uzaklaştırdım. Beni negatif etkileyecek haberlerden uzak duruyorum. Bir süreliğine, kendimi yeterince güçlü hissedene kadar kendi dünyamda olmayı tercih ediyorum. Hala zaman zaman bir tarafım beni aşağı çekmeye çalışıyor. Olmadık zamanlarda bütün problemleri getirip ortaya koyuyor. Hala ufak tefek kontrolsüz tepkilerim oluyor. Ama toparlama sürem biraz daha hızlandı.

Bakış açımı kontrollü değiştirebiliyorum. Halledemediğim konuları bir süreliğine demlenmeye bırakabiliyorum. Kendimi daha hafif, güzel, rahat, mutlu ve güçlü hissetmeye başladım. Ama hala çok yolum var. Belirlediğim altı aylık zamanın yarısına anca gelebildim daha. Kafamdaki yapmak istediğim şeyleri düşünürsek belki altı ay da yetmeyebilir. Daha bu depresif dönemin ailem üzerinde bıraktığı etkileri temizlemem ve ilişkilerimi toparlamam gerekiyor. İş çok yani ama problem yok, yola devam.

Peki tüm bunları neden yazdım. Bu kadar özele girmek doğru muydu? Aslında bunun doğru veya yanlışlığını çok da umursamıyorum. Birkaç tane yazma nedenim vardı. İlki ve en önemlisi kendim bu süreci unutmamak için kaydetmek istedim.

İkincisi benim yaşadığım ve bazı kaynaklarda doğum sonrası depresyon dedikleri, benim tükenmişlik sendromuna daha çok benzettiğim, genel ismiyle de depresyon  denilen, hayat kalitesini düşüren saçma sapan ruh halini birçok kişinin yaşadığını biliyorum. Etrafımda da gayet net görebiliyorum. Hatta hangi aşamasında olduklarını bile kestirebiliyorum. Ben daha tam sayılmasa da hallettim, çemberden çıkmayı başardım, ‘belki siz de kendinize göre bir yol bulabilirsiniz’ diyebilmek için yazdım.

Sonuncusu da  bir süredir benim kötü olduğumu düşünüp, davranışlarıma anlam veremeyen, nasıl destek olacaklarını da bilemeyen aileme ve dostlarıma iyiyim artık demek için yazdım.

Aynı şekilde beni pek sevmeyen, tahammül edemeyen hatta çok fena gıcık olan insanlara da üzgünüm ama artık daha da bir gıcığım demek içinJ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir