Atıyla birlikte yüzebilir mi acaba?


Hamile olduğumu öğrendiğimde havalara uçmuştum. Hamileliğim de süper geçti. Son ana kadar çok mutluyduk ve heyecanlı.Ama doğumumuz pek hayalimizdeki gibi olmadı.Birden fazla risk altındaydık ve doktorlar eşime oğluşu son anda kaybetme ihtimalimiz olduğunu söylemiş .Bana sözle  demeseler de ben bir şeylerin ters gittiğini hissediyordum. Doktor bir taraftan beni çekiştiriyor, bir taraftan birilerine talimatlar veriyor, hastanede bir koşturma, bir taraftan beni makineye bağladılar, bebeğin kalp atışlarını dinliyorlar.Yoğun ısrarlarla eşimi o odaya aldırabildik. Ama ikimizde birbirimizden şaşkın.Güçlü görünmeye çalışan ama ne olacağını bilmeyen iki surat. Hemşirenin biri bir kolumdan bir şeyler yapıyor, diğeri bebeğin kıyafetlerini soruyor,doktor son yapılan test sonuçlarını inceliyor.Beni neredeyse sürükleyerek   ameliyathaneye aldılar. Spinal uyuşturdular.Ben ne olduğunu anlamadan beş dk içinde Kayra doktorun elindeydi. Hangi arada kestiler ne oldu bitti anlamadım. O arada, telefonumu verin dedim ve hemen  eşimi aradım, ilk çığlığını dinletmeyi başardım. Aşk sanırım böyle bir şey. Onu aradığım sırada karnımın içinde 4 el vardı. Ama aklımda olan, onun bunu duyması gerektiğiydi.Sonra gösterdiler oğlumu bana. Her şey son dk farkıyla düzelmişti.Kayra yanımdaydı.
       Bu sanırım benim için bir travma oldu. Bir süre kendime gelemedim.Bir iki gün önce hamileydim, şimdi değildim.
  Bazı duygular vardır, ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kelimelere asla dökemezsiniz. Eğer uğraşırsanız, o duyguyu basitleştirirsiniz. Hayatta her zaman, her şeyin bir tanımı veya çerçevesi yoktur. İnsanoğlu,kendi algılarıyla algılanamayacak bir varlıktır.Annelik gibi duygular da, bu tarif edilemeyen parçaya aittir. Onun içinde çabalamak, örneklendirmek o duyguyu çok sıradanlaştırır.İşte bu duygularla birlikte hayat değişti.Evimiz, dünyamız, her şeyimiz değişti. Şimdiye kadar ‘bizim’ dediğimiz hiç bir şeyin aslında bizim olmadığını anladım. Öyle bir zaman gelir ki  kendine bir camın arkasından bakarsın ama hayatına dokunamazsın. İşte benim bunalımım böyle karman çorman bir şeydi ama, bana muhtaç olan biri vardı artık. Bir yerlerde okuyup kara deftere karaladığım bir söz vardı ‘Depresyon,sorumluluklarını başkasına yıkma lüksüne sahip insanların işidir’  Benim böyle bir lüksüm yoktu. Kısa sürede toplandım tabi ki.
     Evet nereden başlıcaz bakalım; mühendis kafası hemen analizini yaptı. Elimizde bir bebek var, güzel. Bebekler ne ister? Anne, baba ,süt, temizlik, uyku ve sevgi. Tamam bunların hepsi var. Hadi bakalım, sıvayalım kolları, koskoca  anne-baba oluyoruz. Daha önce elimize böyle bir proje gelmedi ama hallederiz.
    Başladım işe, sonra planlama yapmaya başladım kafamda, aşağı yukarı. Hayatımızda spor olmalı, müzik olmalı, kitap olmalı, tv olmamalı, hmmm. Bu arada çok sevdiğim bir abime anlatıyorum;  ‘Yürümeye başladı mı yüzmeye başlayabilir, dört yaş civarı ata binmeye başlayabilir, piyano çocuklar için en ideal müzik aleti’  derken , Kayraya acıyan gözlerle bakarak, önce  isyan ettiler ‘rahat bırak çocuğu’ ben ısrar edince de ‘yok en iyisi ata binerken,  yüzmeye gitsin birlikte’ dedi.Ben o anda önce bir süre donmuşum, kafamda  hayal ettim , atlar yüzebilir mi? Sonra bir kahkaha koptu zaten.
    Bu blog işine girdim gireli anne-çocuk bloglarını web sayfalarını tarıyorum.Nurturia diye bir paylaşım sitesi var, annelere ait, oradan bazı konuları takip ediyorum. Anneleri  inceliyorum. Artık öyle bir anne kitlesi oluşmuş ki. Gayet bilinçli,güçlü,girişimci, araştırmacı… Bu annelerin çocukları,eminim çok çok ilerde olacaklar.Donanım açısından,kültür,zeka,güç,yetenek. Benim çocuğumun içinde bulunacağı jenerasyon, bomba gibi gelen bir jenerasyon. Artık çocukların odaları feng shuiye göre düzenleniyor, çocuklar beş yaşına geldiklerinde bir kütüphaneye sahip oluyorlar, en az bir spor dalıyla ilgileniyorlar. Yani ben düşüncelerimde yalnız değilim ve benim çocuğum da yalnız kalmayacak.
    Çocuklar doğal ortamda büyümeli, doğal ve sağlıklı büyümeli. Dünya değişiyor,mahalleler yok artık, bakkal yok, dedesi çocuğun elinden tutup  sakız alsın torununa.Artık köyde yaşamak lüks.Bunun için de akıllı insanlar bu aktiviteleri modernize ediyor.Anneler montessorie eğitimini araştırıyor.İnternetten indirdikleri, evde yapılabilecek oyuncak modellerini, çıktı alıyor ve çocuklarıyla birlikte yapıyorlar. Tv karşısına oturtmuyorlar.Saksılarda maydanoz yetiştiriyorlar çocuklarıyla. Ağaç masalları okuyor ve sokağa çıkıp ağaçlara tek tek selam veriyorlar.Eskiyi aramak artık yanlış. Tamamen teknolojiye boğulmak ve çocuğa soğuk kültürleri dayatmak çok daha yanlış.Denge sağlanmalı.Çocuk teknolojiyi, doğal yaşam için veya sosyal projeler için kullanabilmeli. Bence yeni gelen çocuklar dünyayı güzelleştirecekler ve bizim tek amacımız çocuğumuz mutlu ve sağlıklı bir yaşam içerisinde, bu çabaya destek verebilecek donanıma sahip olması.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir