Bağımsız Muhabir : Bla Bla Bla

Bi çeneyle ilgili yazasım var. Çünkü bu yaşıma kadar, başıma iyi-kötü, ne geldiyse, çenemden geldi.

Ben konuşmayı seven ve fırsatını bulduğumda da Allah ne verdiyse konuşan biriyim kardeşim. Bu sonradan olan bir şey değil ki. Gidin anneme sorun. Çocukluğuma ait benden tek şikayeti çok konuşmamdır. Oradakini buraya, buradakini oraya, bildiğin bağımsız muhabirmişim yani. Beni dinlemediklerinde elimle çenelerini tutar, çevirir zorla dinletirmişim kendimi. Tabi büyüdükçe muhabirlik konusunu kontrol altına aldık ama konuşma performansı konusunda pek de bir şey kaybettiğim söylenemez. Gerçi bana sorsan ben çok konuşmuyorum, ayrıntıya biraz fazla giriyorum, o da insanları konudan uzaklaştırıyor az biraz:)

Bazı insanların yapısıdır bu, kadın erkek fark etmeksizin. Ama burada, konu birkaç dala ayrılıyor işte. Çok ama boş konuşan insanlar, çok ama dolu konuşan insanlar, çok ama masal gibi konuşan insanlar, çok ama gereksiz ayrıntıcı konuşan insanlar, çok ama kitap gibi konuşan insanlar. Şimdi ben bunu daha çoğaltırım ama sonuç yine ayrıntıcılığa gelecek işte.

İşin ironik tarafı da, ben çok konuşan insanlardan hoşlanmam. Ama bu özelliğin değiştirilme şansı yok ne yazık ki. Yıllarca hem en yakınlarım, hem de kendim, bu huyumdan dolayı kendimi eleştirdim. Hele bir keresinde  ‘sesim kesilse de konuşamasam diye’ nasıl bir içten dua etmişsem, bir haftaya kalmadan ses tellerimde problem çıktı ve gerçekten sesim tamamen  gitti. O zamanlar sabahtan akşama kadar aralıksız derslere giriyordum ve yedi gün çalışıyordum. Sonunda benim ses tellerim bile bu performansa dayanamadı. Gerçi ben bu olayın benim içten duamın yüzünden olduğuna inandım ama.

Dediğim gibi bu huyun değiştirilme şansı pek yok. Sen konuşmayı sevmeyen bir adamı nasıl konuşturamaz isen, konuşanı da susturamazsın. Diğer taraftan da ben böyleyim deyip, insanları bayıltmanın veya kendinden uzaklaştırmanın bir anlamı yok. Buna bir çare bulunmalı, dimi ama.

Büyüklerimiz ne demiş: ‘Yerinde ve zamanında konuş.’ Ben de  düşündüm, taşındım, kendi kendime dedim ki ‘madem benim böyle bir özelliğim var, bunu nasıl pozitife çevirebilirim?’  Şimdi Allah var, çok konuşurum, ayrıntıya  girerim, hafif bilmişliğim vardır ama boş da konuşmam. Çünkü öğrenmeyi ve paylaşmayı severim.Doğru yerde,zamanda ve doğru insanlarla sohbetim tatlıdır.

Aldığım yorumlara göre: sahne sunumlarım başarılıdır, derslerim verimli ve eğlenceli geçer, bu ayrıntıcılığım sayesinde öğretme konusunda sabırlı ve başarılıyımdır. kendimi bildim bileli yazmayı severim, sevenlerim, (sevmeyenlerim)  fena olmadığımı söylerler. Demek ki bu özellik sanıldığı kadar da kötü değilmiş.

Bu yaşıma kadar, bu huyum yüzünden kendimi eleştirene kadar, biri çıkıp da bana, sevmediğin huylarını hayatında pozitife çevirmenin yollarını bulup, kendini eleştirmeyi bırakmalısın deseydi, ohooo şimdiye ünlü bir yazar, eğitmen veya hikaye anlatıcısı olmuştum bile. Ama bunu bana yine kitaplar dedi.

Ben de yavaş yavaş bu konuda çalışmaya başladım ama hala ciddi problemler var. Mesela insanların hakkımdaki çok bilmiş, kendini beğenmiş yargısını yıkmak zor, gerçi bu konuda  çok da çaba sarf etmiyorum ama yine de olumsuz bir şey.

İkincisi yazılarım gereğinden fazla uzun oluyor. İnsanlardan bu konuda ciddi eleştiriler alıyorum.’ Okumayı seviyoruz, merak da ediyoruz ama uzun olunca sonunu getiremiyoruz’ Haklılar. Her seferinde kısa yazacağım diyorum ve kırpa kırpa kuş gibi kalıyor. Sonunda da ‘ben şimdi ne anlattım ki’ diyorum kendi kendime.

Bir diğer problem: özel  tartışmalarım sırasında, ayrıntıcı ve kitap diliyle konuşmam karşımdakini çıldırtıyor. Konu merkezden sapıyor. Karşı taraf bunalıyor, sıkılıyor ve sonunda pes ediyor. Sonra da bir daha benimle tartışmaya girmek istemiyor.Oysa tartışmalar problemlere en kolay ve hızlı çözümlerin bulunduğu sohbettir bence.

Şöyle tarafsız düşününce hak da veriyorum. Fakat sohbet konusuna ve karşımdaki insana göre kelimelerimi nasıl seçmem gerektiğini bazen bilemiyorum. Hele buna bir iki mimik de eklendiyse, Allaah benden gıcığı yok artık:)

Tabi ki bu izlenimler sevdiğim ve beni seven insanlarla ilgili düşüncelerim.Beni sevmeyen insanlarım hakkımdaki düşünceleri, kişisel gelişimimde gerekli olan, ayrı bir analiz konusu olarak duruyor.

Birde edebiyatta ve tasavvufta şöyle bir kural vardır. Sen ne kadar bilgili, kültürlü ve olgun isen, konuşurken de bir o kadar az kelime kullanırsın. Ama o kelimelerin her birinin kapağını açmaya kalksan, altından sayfalar çıkar. Maharet o kadar anlamı bir kelimeye sığdırabilmektedir.  İnsanlar olgunlaştıkça, soru sorulmadan konuşmazlar. İhtiyacı hissetmeden bilgi paylaşmazlar. Çünkü inanırlar ki anlattıkları sadece ihtiyacı olan için kıymetlidir geri kalanı için sarf edilen kelimeler israftır.

Bu insanlardan bir kısmı sahip olduğu bilgiler ile ölüp giderler. Bir kısmı birileri tarafından keşfedilip üstün çabalar sonucunda kendini anlatır. Bir kısmı da sessiz sessiz yazar. Sayfalarca, kitaplarca yazar. Basılıp basılmaması, okunup okunmamasını çok da önemsemeden sadece yazarlar.

Bir tarafımda bu tür kadim insanları siluetleri, diğer tarafımda bloggerlar, youtuberların görüntüleri….

Ben onlar kadar olgunlaşabilir miyim? Tek hayalim ama çok zor görünüyor. Diğer taraf kadar çığırtgan olabilir miyim? Onu da altı yılda başaramadım.

Anlaşıldığı üzere, ben bu çeneye, kadim taraftan ama zamana uygun, sağlam bir yol bulmalıyım…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir