Bir Daha Tatile Gitmesek mi Acaba?

İki çocukla tatil nasıl yapılıyor? Başkalarını bilmem ama ben buna pek tatil diyemiyorum. Bir günlük programımızı ve yaşadıklarımızı anlatayım siz bunu onla çarpın işte.

Sabah genelde ilk olarak Can efendi uyanır ama burada Kayra da fena sayılmaz. Can’ın uyanır uyanmaz karnı acıkır, odanın içinde atıştırmalık aranır. Artık eline ne geçerse, meyve de olabilir akşamdan kalan patlamış mısırda. Tabi bu atıştırmalık doğal olarak iştahını keser. Kayra efendinin ayılma süresi biraz daha geçtir. Uyandıktan en az bir saat sonra acıktığını hissetmeye başlar ve kahvaltıya hazır hale gelir. Tuvalet, banyo, bez değiştirme, sahil çantasının hazırlanması, kovası, pompası, kremlenmesi derken güç bela kapıdan çıkılır. Oda ile kahvaltı salonu arası 150mt civarında, normalde 5-6 dakikalık yürüme yolu ama bizim Can ve Kayayla bu süre 15 dakikaya çıkıyor tabi. Her köşe başında duraklamak, milleti kesmek, sağdaki soldaki resimleri incelemek, kaçmak, koşmak derken anca ulaşıyoruz yemek salonuna. Yemek salonu devasa büyüklükte.  İkibinbeşyüz kişi kapasiteli bir otelin yemek salonunu siz düşünün. Çocuklarla ve tabaklarla aynı anda dolaşmak çok zor. Bu nedenle ilk olarak biz Canla otururuz, Kayra ve babası kahvaltılarını alır gelirler. Sonra benim maratonum başlar. Sütler, boş tabaklar, Canın kahvaltısı, kendi çayım, onu yemez bunu al, bunu yemez ondan al derken masada epey bir tabak birikir. Sonra savaş başlar. Atıştıran Can ‘onu ver, bunu aç, yemem, istemem, masa sil’ çenesi durmaz tabi bunun yanına yalancı ağıtları da  eklemek lazım. Sağdan soldan bakarlar bir şey varmış gibi, tablo facia. Bebek sandalyesinde üstü çıplak her yeri activia ve yumurta karışımı bağıran bir çocuk. Çocuklarla savaşan bir anne ve baba. Bu arada Kayra iki lokma alır beş dakika dinlenir derken sessizce sandalyeden kayar ve kaçar. Kayra önde biz arkada yemek salonu, havuz başı koşturulur. Bu kaçma huyumuz davranış bozukluğu listemizde ilk üçte sayılır. Tabi bir salon insan size bakarken bir şey yapamazsınız, çocuğun kolundan tutar oturtursunuz. Bu bir kahvaltı süresince birkaç kez tekrarlanır. Çocuklar adam gibi yemez, ben sinirimden ne yediğimi anlamam, genelde de onlara alınan  ve yemedikleri şeyleri günah, israf, şımarıksınız, ne kadar aç insan var biliyor musunuz nidaları içerisinde bilinçsizce tıkıştırırım. Ve kahvaltı biter.

Sıra deniz saatinde. Denize gitmek için nehirde küçük teknelere binmemiz gerekiyor. Yemek salonundan tekneye yürüme süremiz aynen oda kahvaltı arası gibi. Tekneye binilir, ki en sevdikleri kısım burası, sahile inilir. Tekneden indiğimiz yer ile şezlonglar arası yine bir 10 dk yürüme mesafesi. Sıcak tepede. Bu arada kum sıcak, kucağına al kavgası başlar. Bir şekilde bara, dubaya, denize, duşa yakın bir yer bulunur. Çünkü ikisiyle uzun mesafe lüksümüz olmaz.

Her seye hemen olaşabilmeliyiz.  Mayo, kolluk, gözlük, maratonundan sonra baba ve Kayra denize girer. Can denizden pek hoşlanmadığı için kum kova takımı dökülür. Sonra ‘anne su’  başlar. Anne bir süre devamlı denizden şu taşır. Tam her şeyi yerleştiririm, popomu koyucam ya Can kumdan sıkılır ya da Kayra denizden gelir Anne gel.  Canı bırakamayacağım için onu da zorla denize sokarız. Yine kavga gürültü , bağırış çağırış. Denizden çıkılır ikisi birden ‘deniz bitti, gemi, ev’ Ulan daha yeni gelmişiz, o kadar şeyi taşımışım her şey kum olmuş beş dk taş toplasaydım bari. Arızaya geçtiğimi fark eden Hakancığım bir miktar çocukları oyalar, ben biraz taş toplar bi sakinleşirim.

Sonra toplan Deyyan. Kovalar,kolluklar, sular, çantalar… Hadi duş alınacak. Can kıyameti koparır. Bağırış çağırış zorla kumu yıkanır. Kayra sever soğuk suyu orda problemi olmaz. Tekneye gidilirken sahil restaoranına uğranır. Çünkü kahvaltıyı iyi yapmayan efendiler acıkmıştır. Yemek gelir, yarısı yenirse öp tepene koy. Ben aç kalın, yemeyin, akşama kadar bir şey yok size nidalarıyla iki bardak çayımı zar zor içerim, kalkılır.

Tekneden otele indiğimiz yerde zeytin ağacının altında mola verilir. Kolluklarını takarlar üçü odaya yüzerek gelirler. Anne de çantaları yüklenir, oğlu şapkasını kaybettiği için kafasını büzüte bütüze hış gibi odaya varır.  Bir süre havuz sefası devam eder ardından Can’nın uyku saati. Herkes yıkanır kremlenir, çantalar boşalır, perdeler kapanır klima açılır ve dinlenme saati başlar. Can sızar Kayra sürünür ama uyumaz. Onun da televizyon saati olur.  Artık yorgunluktan ve sinirden çıldırmış anne için televizyon can dostudur. O bir saatte işte bu yazılar yazılır, fotoğraflar kolajlanır, taşlarla oynanır.

Saat 4-5 gibi Can uyanır. Yine başa dönülür. Mayolar, kolluklar, çantalar hazırlanır bu sefer havuza. Ya çocuk havuzuna, ya hamam havuzuna. Can çocuk havuzunu sevmez orda o cızırdar, Kayra için havuz dedin mi problem yok ama havuzda ona atraksiyon yaratmak lazım. Yoksa sağdakinin soldakinin simiti, topu, yatağı radarına girer, ‘anne ben’. Uğraşır durursun. Olmaz dersin anlamaz artık kıyamet kopar. Bir curcuna yine havuz saati biter, odaya gel, duş, krem giyin ve kahvaltı misali akşam yemeği maratonu başlar. Aynı şekilde gidiş, aynı yemek alma savaşı, ve çocukların yemicem, benim de ne yediğimi bilememe durumu. Yöneticisi gurme olan ve onlarca lezzetli yemek çeşidinin olduğu bir açık büfeden nefret eder mi insan. Bizim çocuklarla eder. Masadan kalktığımızda bütün salon bizi biliyordur artık.  Kiminde yazık bakışları, kiminde ne canavar anne bakışları, kiminde ay ne gürültücüler bakışları. Artık diyecek bir şey yok.

Oradan koş çocuk diskosuna. Hani normalde insanlar otelin içerisindeki 5-6 çeşit cafe ve çay bahçesinden birine oturur yemek sonrası keyif yapar. Bu nedenle akşam yemeğinde çay yok bile ama bizim öyle bir şansımız olmaz. Biz çocuk diskosuna. Saat 7.30 dan 9.30a kadar bütün programı pür dikkat izleriz. Kayracım dans eder, eğlenir. Kayranın en sevdiği ikinci kısım bu çocuk diskosu.

Otelin diğer tarafında ise yetişkinler için özel Show programları vardır ama bizim için çok zor. Sadece bir kere başardık oraya gidebilmeyi o da doğum günüm için dişimizi sıkarak.

Çocuk diskosu biter sonra yine ağıt kıyamet odaya gelmek için yola çıkılır. Çünkü Kayra bir türlü programın bittiğine ikna olmaz, Can’nın çok uykusu gelmiştir, sürünüyordur.

Odaya gelinir. Şansım varsa yolda bir kafeden termosuma çay koyar gelirim ve yine şansımız varsa hemen uyurlar. Hakancığım ben bir dolanıp geleyim diyerek sessizce kayar gecelere. Dışımdan git git diye sitem etsem de içimden kaç valla bende olsam kaçardım derim sessizce. Ne yapayım adam benden beter olmuş akşama kadar.

Bende  tam oh be deyip bahçeye çıkarım ve Arap saatim başlar. Çocuklar için rahat olsun diye  odayı havuz başında seçmiştik, Arapların havuz sevdasını ne bilelim. Araplar gece saat 11den sonra  koloni halinde havuza gelirler. Çoluk, çocuk, bağırış çağırış. Havuzda başörtü bağlama tekniklerini öğrendim sayılır. Normalde havuzun temizlik saati olduğu için yasak. Pislikleri, gürültüleri çıldırtacak seviyededir. Ben başlarım artık telefon trafiğine. Müşteri hizmetlerindeki Büşrayla kankayız artık. Güvenlik gelir ama laf dinletemez ki. ‘biraz daha sert uyarsınlar bari’ der Büşracım mahcup ve çaresiz. Gelen güvenlik ondan beter çaresiz ‘Arap işte hanımefendi bir şey denmiyor ki’.

Araplar yine keyifleri yetince çekirge sürüsü haline yavaş yavaş çeklirler. İşte o an. Benim uykuya geçmeden önceki bir saatim. Hiçbir şey yapmadan sadece oturduğum zamanlar.

Şansım varsa gece rutinini Hakan halletmiştir. Çiş bez, ilaç, odanın durumuna göre giydir, soy. Ve Sabah aynı programa başlamak üzere sızarım.

Şimdi hani bana amma da tatil yaptın diyenler var ya ya da benim ne  kadar şanslı olduğumu düşünenler işte durum bu. Hala aynı fikirde misiniz bilmiyorum ama bizim tatilimiz bir haftadır aynı bu rutin içerisinde sürüyor. Ara sıra bende sizin gibi kendime soruyorum acaba tatil dediğin böyle mi olur diye. Bir yerde bir gariplik var bende çok iyi biliyorum o garipliğin nedenini. Ayrıntıları nasıl kötü anne olunur isimli kitabımda yazarım artık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir