Pamukların Arasında Biriken Duygular

Kelime: Biriktirmek. Her baktığın köşeden farklı ışık alıyor. Görünümü sade olsa da, içeriği kalabalık bir kelime.

Geçenlerde gittiğimiz sahil, kabuk doluydu ve daha çok iri olanlar siyah renkliydi. Önce  desenini beğendiklerimden bir iki tane aldım sonra orta boy ve küçüklere dadandım.  Tabi ellerim yetmeyince arabadan küçük bir poşet bulduk. Kabukların üzerindeki farklı desenleri gördükçe torbaya atıyordum. Kum gibi, o kadar çok kabuk vardı ki hepsini toplamak mümkün değildi ama kendimi de durduramıyordum. Biraz daha, biraz daha diyerek ilerliyordum.

Küçük poşet bitti, bir büyüğüne geçtik ve o anda kendi kendime hop dedim. Bir dur bakalım. Orada hoşuma giden sanki kabuklardan daha çok, aslında toplama eylemiydi, biriktirmek.

İşte o kabukları toplarken varlığından haberdar olduğum ama bir türlü yüz yüze gelemediğimiz ‘biriktirme canavarı’ ile burun buruna geldik.

Ben biriktirmeyi seviyorum. Her aldığımdan çoğu zaman iki tane alıyorum veya aynı modelden farklı renklerde alıyorum. Aynı türde şeyleri biriktirip gruplamayı seviyorum. Arşivlemeyi seviyorum. Yedeklemeyi seviyorum. Acaba neden seviyorum? Bana bunu yaptıran gizli güçler neler? Kaybetme korkusu, bir daha bulamama korkusu, kendini güvenceye alma çabası, temkin, kontrolcülük, takıntı.

Belki de zamanında bir uzmanın söylediği gibi, atalarımdan birinin anne karnında ölen ikiz kardeşi için alıyorumdur ikincileri. Atamın mirasını genetik olarak devam ettiriyorumdur. Belki de çember hala dönüyordur kim bilir?

Şöyle düşününce hayat da bir nevi biriktirmek üzerine kurulu değil mi? Zaman akıp gidiyor diyoruz ama gıyabında yaş biriktiriyoruz. Dakika keseciklerinde anı biriktiriyoruz. İnsan, acı, bilgi, sevgi, nefret vs biriktiriyoruz. Pamukların arasında duyguları biriktiriyoruz.

Aslında bizim yaradılışımızda var bu biriktirme huyu. Her insanda farklı modellerde. Bendeki daha çok görselleştirme, kaydetme ve arşivleme çabası.

Fotoğraflar, defterler, kitaplar birikiyor hamal olarak beni seçiyor.  Eşyalar birikiyor, bağımlılık çanları çalıyor. Dert tasa birikiyor içinden çıkılamaz bir hal alıyor. İnsan birikiyor, sonunda oluşan kalabalık boğuyor.

Şöyle bakınca biriktirmek, çoğu insanda içgüdüsel olarak bir noktaya kadar geliyor, sonra yol ikiye ayrılıyor. Sağa gidenlere koleksiyoner, sola gidenlere çöpcü deniyor. Aralarında ki tek fark birilerinin ne biriktireceklerini bilmeleri.

Biriktirmenin en masumlarından, fotoğraflar. Aynı fotoğraf karesinden onlarca çekiliyor. Bu fotoğraflar defalarca yedekleniyor. Sonra da içinden çıkılamıyor.

Bir fotoğraf hard diskim var, onun yedeği var bir de bütün hard disklerimin toplu yedekleri var. Bu şu demek en az 25.000 adet olan fotoğraf sayısı yedekleri ile birlikte 75.000e çıkıyor. Her biri tabedilse, kutularca fotoğraf albümlü demek ki getirdiği iş yüküne göre çok avantajlı görünmüyor. Biri oturup bakayım dese yarım saatten sonra pes eder. Onun için düzenli bir arşiv sistemine ihtiyaç var. Onun için zamana ihtiyaç var derken, ihtiyaç listesi uzayıp gidiyor.

Biriktirmenin ciddi sorumlulukları var.

Bu sadece bir fotoğraf örneği ki gördüğüm çoğu kişinin muzdarip olduğu bir problem.

Şimdi düşünüyorum benim kafama taş düşse de ‘İhtiyacın kadarıyla yaşa’ felsefesini benimsesem. Keşke yapabilsem. Peki bu fotoğraflar ne olacak o zaman? İhtiyacım var mı? Yok mu?

Hayatımda maddi manevi biriktirdiklerimden kurtulabilseydim acaba, neler değişirdi? Yoksa anlamsızlaşır mıydım? Beni ben yapan biriktirdiklerim olabilir mi?

‘Biriktirmek’ gerçekten karışık ve kalabalık bir kelimeymiş.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir