rezonans-yasasi

Görünmezlerin Dünyası Kuantum ve Rezonans Kanunu

Aslında bu kitap serisi için yazılmış bir yazıydı ama baktım kitaptan önce söylenmesi gerekenler bitmedi, kitaba sıra gelmedi. O zaman da başlık değişti.

 

Ben kuantumla ve spritüel konularla bundan 17-18 yıl önce tanıştım. İçinde bulunduğum; var olma amacımı anlamaya çalışma çabası, bana bir sürü değişik kapı açtı. Zaten ucundan bir çektiniz mi gerisi sökülerek geliyor.

İnanmak inanmamak meselesi: Bazen çevremdekiler bunların çok saçma olduğunu, boş işlerle uğraştığımı, gereksiz oyalandığımı söylediler.  Bana hiçbir zaman öyle gelmedi. Bunlardan hem keyif aldım, hem de ara ara yaşadığım deneyimler çok da yanlış yerlerde dolanmadığımı hissettirdi.

Öncelikle ben, asla bir şeye yapışıp, kalan her şeyi, inkar edecek yapıda bir insan olmadım. Hayatımda hiçbir fikir, insan veya ideolojiye körü körüne fanatik bir şekilde bağlanmadım. Doğru ve yanlışın, haklı ve haksızın her zaman değişebileceğine, bunların çok fazla değişkene bağlı olduğunu, göreceli kavramlar olduğunu hep düşündüm. Ying yang felsefesi var ya; her iyiliğin içinde bir kötülük ve her kötülüğün içinde bir iyilik vardır. İşte olay bunun ne demek istediğini kavrayabilmekti.

Benim için iki ana kural vardı; ilki, bu dünyada ki her şey ama her şey bir şekilde birbirine bağlıydı ve birbirini tetikliyordu. Diğeri ise; her zaman her şey mümkündür.

Bu nedenlerle kuantumla da uğraşırken hiçbir zaman diğer şeyleri geride bırakacak,inkar edecek ya da her şeyi körü körüne kabul edecek fanatiklikte olmadım. Araştırdım, düşündüm, okudum bazen uyguladım bazen beceremedim.

Bazı insanların beyinleri, karakter yapıları çok fazla akılcıdır. Elle tutup gözle göremedikleri hiçbir şeye inanmak istemezler. Bu yüzden soyut kavramlarda çok zorlanırlar ya inkar, ya da görmezden gelme yoluna giderler. Görünmeyen bir dünya bu tip akılcı insanları korkutur. Fakat korkmadıklarını, sadece saçma olduğunu söylerler.

Bazı insanlar ise bunun tam tersi dünyada mutsuz oldukça, tatmin olmadıkça, gerçek problemlerinden kurtulamadıkça var oluşlarını sorgularlar ve bu onları görünmezlerin dünyasına götürür.  Mutsuzum, hiçbir şeyim yok, acı çekiyorum, zayıfım, uyumsuzum, o zaman ne işim var benim bu dünya da? Neden buradayım, amacım ne? İşte bu sorular yavaş yavaş başka dünyalara götürmeye başlar. Ya inanca sarılırlar, bu dünyadaki bir çok şeyi inanç başlığı altında reddederler, düşman olurlar, kendilerini soyutlarlar, ya da kendilerine hayali bir dünya kurar ona inanır, inandırır ve sosyal grup oluştur, bir fikrin ateşli savunucuları olarak yaşamlarına devam ederler.

Ne olursa olsun her aşırılığın altında mutlaka bir problem yatar. İnsan kendine bir yol, fikir, inanç seçebilir, kendi anayasasını oluşturur ve doğrularını yanlışlarını belirler bunların doğrultusunda da sosyal çevrelere adapte olur buraya kadar sorun yok. Sorun bilincini kaybedecek seviye de tutunduğun şeyin dışındaki her şeye saldırmakla başlıyor.

Bu insanları kalıplaşmaya ve keskinleşmeye itiyor böylece de daha acımasız ve önyargılı olmalarını sağlıyor. İşte o zaman da kutuplaşmalar başlıyor ve paylaşan yerine savunan ve saldıran insanlar çoğalıyor. Bu ne demek biliyor musun, ilkelleşmek demek. İnsanın ilkel beyninin ana kuralı da; saldır ya da kaçtır.

Benim istanbul’a ilk geldiğimde, insanlara baktığımda gördüğüm şeydi bu.

 

Kuantumun basit bir temeli var. Var olan her şey ama her şey atomlardan oluşur. Atomlar da alt yapılarına ayrılır ve titreşim oluştururlar. Dünyada ki hiçbir şey aslında birbirine dokunmuyor, sadece kutuplar arasında ki çekim yasasına göre titreşiyorlar. Kaba taslak bu titreşimle oluşan iletişime de rezonans kanunu deniyor. En basit haliyle Frekans ise sn de oluşan titreşim sayısı.

Bu kanuna göre benzer frekansa sahip olanlar birbirini çekiyor. En temel şey bu işte, yani kuantumun alfabesi bu. Bu alfabeyi iyi anladığında hayata ve insana dair her şeyi bu dile çevirebiliyorsun.

Ben bunu zaman zaman merak ettiğim, keyif aldığım, şaşırdığım için yapıyordum. Bu çeviri işi ilerledikçe hayatımızda geleneklerimizde dilimizde olan birçok şeyin de, bu dile rahatlıkla çevrilebildiğini fark ettim. Kuantum hiçbir zaman inanç olmadı benim için hatta tam tersi inancımda ki, günlük yaşamda geleneksel alışkanlıklarımızın birçoğunu kuantum diline çevirebilmek beni daha çok şaşırttı.

Kuantumun en temel yasalarından birisi de inanç. Kalp beyinden 5000 kat daha fazla enerji üretiyor, bu şu demek; inancın olmadan aklın bir işe yaramıyor. ‘       İstiyorum istiyorum olmuyor’ sızlanmasının temel nedeni.

Sen neye nasıl inanıyorsan o senin için doğru olandır….

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir