yalnızlık

İpler Koparsa

 

Aylar oldu yazmayalı, okumayalı, düşünmeyeli…

Şu aralar uzun bir baygınlıktan sonra yeni yeni gözlerini açmaya çalışan ve şaşkın şaşkın etrafına bakınarak, kısık bir sesle ‘Neredeyim ben? Buraya nasıl geldim? ‘ diye söylenen biri gibiyim. Doğrulmaya çalıştıkça bir yerlerime acı saplanıyor.  Baskı altında sertleşip, dayanıklılığı artanlardan mıyım yoksa tam tersi deformasyon geçirip eciş bücüş olanlardan mıyım onu daha algılayamadım fakat fark ettiğim şeylerden birisi  yalnızlığın da en az baskı kadar insanı güçlendirdiği.

Yalnızlık ve güç bağlantısına birçok açıdan yaklaşabiliriz ama bugünkü pencereden bana bunlar görünüyor.

Yalnızlık beraberinde öfkeyi doğuruyor, öfke insanın gözünü karartıyor ve sağlıklı düşünme yetisini törpülüyor. İpleri kopardığında ve kimsenin senin hakkında ne düşündüğü önemli olmadığında hayatındaki birçok sınırı da kaldırmış oluyorsun. Bunu olumlu gelişim için de kullanabilirsin tam tersi toplum baskısı nedeniyle içinde saklanan canavarı da uyandırmış olabilirsin.   Gelişimin başlarında insanların olumlu düşünceleri seni motive eder, egonla oynar bu da sana haz verir. İlerleyen dönemlerde artık yavaş yavaş sıradan insanların düşünceleri etkisini yitirmeye başlar ve kendine fikrini önemsediğin üç beş kişi belirlersin.

          Güçlü tarafından onanmak seni güçlü kılar.

Bu sürecin bir ileriki adımında içindeki gücü keşfetmeye başlarsın ve dışardaki bağlarından yavaş yavaş koparsın. Artık en acımasız eleştirmenin içindedir ve o hiçbir zaman seni beğenmez. İşte bu anda ipleri koparırsın ve kendine kendini kanıtlamak için acımasız bir savaşa başlarsın. Bu arada da dış dünyadaki yargıların etkilerinden tamamen kurtulmuşudur artık.

Bu pozisyonun dışarıdan görüntüleri farklı olur. Kimi zaman bencillik, kimi zaman cesaret, kimi zaman olgunluk gibi görünürken kimi zaman da dahilik veya delilik olarak değerlendirilebilir ama sen bunları zaten çoktan aşmışsındır.

Attığın her adım içindeki savaşta küçük bir hamledir. En büyük dostun da, düşmanın da kendinsindir artık. Ne seni sen kadar anlayan biri olur, ne de senden sen kadar nefret edebilecek biri…

Ve gelinen bu noktada yol çoğu zaman ikiye ayrılır. Sağdaki tabela yaratıcılığa çıkarken, soldaki tabela pejmürde bir yaşama doğru gider.

Yalnız, bencil, öfkeli, kaybolmuş tipler korkutucu ama bir o kadar da çekicidir. Çünkü cesaretleri merak uyandırır.

Yalnızlık sadece insanla mı son bulur? İnsansız  da yaşanır mı? Bu sorunun cevabı daha çok kelimelere yüklenen anlamlara bağlıdır. ‘İnsan’ ?  ve ‘Yaşamak’ ?

İnsandan kastın nedir? Dost kahveliktir. Bir fincan içersin ama ağır ağır içersin çünkü yoğundur, keyfi ağırlığındadır. Arkadaş çaylık. Bardak bardak içer yine de bir şey anlamazsın. Daha uzun vadede görüştüğün yemeklikler vardır. Bir köşede olduklarını bilirsin. Hayatında olmalarını istersin ama ‘hayat şartları’ cümlesini en çok onlara kullanırsın. Bir de ayak üstülükler vardır. Orda burada karşılaşır ‘bir ara görüşelim ya’ dersin ama o aralık hayatında hiç olmayacaktır aslında. İnsanın hayatındaki insan kategorileri her daim çoğaltılabilir…

Ana soruya tekrar dönersek ‘İnsansız yaşanır mı?’ Hangisi olmadan yaşayamazsın peki? Ondan da önce şunu düşünmek lazım; İnsan için sermayen var mı?

Şu konuda anlaşalım; kim olursa olsun, vermeden alamazsın.  Zamanın, imkanın, keyfin, sağlığın, psikolojin, enerjin, düşüncen…. İnsan sermayesi işte.

Yaşamında bunlar sadece sana anca yetebiliyorsa eğer ki hatta bazen sana bile yetmediği oluyorsa…

Kimileri belirli bir miktar kredi açar ama hayatta kimseye limitsiz kredi açacak bir varlık yoktur.

Yeterli sermayen varsa eğer dünyanın en güzel insanları senindir….

Bu organik bir süreçtir ve bu ilişkilerde sevgi asla ana kriter değildir. Sevgi  ilişki yönetiminde sana en çok hata yaptıran zaafındır aslında. Mekanik olarak geri dönüşümü en zayıf olan sermaye çeşitidir.

Yaşamak? Değişkenliği en çok olan anlama sahip kelime.  İnsan beyni kendi sanal dünyasında her dakika, her saniye bu kelimeye yüklediği anlamı değiştirerek duygularınla oynuyor.

Nefes almak, lezzet almak, keyif almak, işe yaramak, çoğalmak, savaşmak, kaçmak,  mutlu olmak, misyon yüklemek, sistemdeki varlığını sürdürmek, itaat etmek, ibadet etmek, ya da öylece sürüklenmek…..

Bazı insanların bütün ömrü bu anlamın peşinde koşmakla geçer. Çünkü varlığını kabul etmesinin tek yoludur kendine misyon yüklemek.

Bu yazıyı düşünmeden düşünerek yazdım. Tek derdim aylardır gece gündüz benden intikam alırcasına debelenen kelimelerden kurtulmaktı. Öylesine bir kağıda da yazıp yırtıp atabilirdim ya da günlüğüme yazıp saklayabilirdim ama okunmayan kelimelerin mahsunluğu içime dokunur her zaman.

Kelimelerin yaşam amacı bizimki kadar karmaşık değil. Onlar mürekkebe dönüştüğü anda yaşamaya başlar ve tek amaçları okunmaktır. Artık düşünenin ve yazanın himayesinden çıkmışlardır. Kontrol edilemezler.

Okunmayan kelimelerin ve kitapların intikamı insanoğlunu ilkelleştirecek kadar acı olur……

 

Öylesine…

3/04/2018 İstanbul

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir