evren-644x483

Keşke Ruhumla Yaşayabilseydim

Bir şeyi görmezden gelirsen onu yok edebilir misin? Bir taraftan benim her zaman savunduğum şey; karşındaki sen görebiliyorsan ve onu fark edebiliyorsan vardır. Diğer taraftan da senin görmemen, onun olmadığı anlamına mı  gelir?

Sen görüyorsan, görmek istiyorsan vardır. Bunun da nedeni senin ona iyi veya kötü ihtiyaç duyman, ya da hayatta varmak istediğin noktaya ulaşmak için oyunun bu aşamasını başarılı bir şekilde geçmek zorunda olmandır. Çünkü bu aşamayla kazanacağın güç ve stratejiye ihtiyacın vardır. Bu nedenle ‘Başıma geldi’ tabiri çok da anlamlı gelmez bana. Kimsenin başına bir şey gelmez, sadece kurulu sistemde oluşan küçük bir harekettir o ‘olay’ dediklerin. Senin, benim veya başkasının, zaman denilen mefhum uydurulmadan çok daha önce kurulan sistemi tamamen algılamamız mümkün değil. Anlamak bile demiyorum algılamak diyorum çünkü; insanın algıları, anlayışından çok daha ilerdedir. Her algıladığımızı, hissettiğimizi, fark ettiğimizi anlayabilecek kapasite de olsaydık eğer, bilmem ne olurdu. Döngülerimiz, korkularımız, alışkanlıklarımız, dürtülerimiz, ilkel ihtiyaçlarımız, egomuz, bilincimizin üstünden ziyade, altı yönetir bizi.    Gerçi üstü mü daha sağlam yoksa altı mı, o da ayrı bir konu tabi.

Peki göremediklerin yok mu? Bilemem ki. Olduğunu söylerler ama işin kötü tarafı söyleyenleri de söyleten bensem eğer.

Çocukların zeka gelişiminde yer, yön, boyut, uzamsal zeka, üç boyutlu canlandırabilme, konum belirleyebilme çok önemlidir. Sağını solunu bilmez ise boyut oluşturamaz. Üç boyuta ulaşamazsa hayal kuramaz. Hayal kuramazsa analitik düşünemez, planlama yapamaz, strateji geliştiremez, problem çözemez, tasarım yapamaz, vs. Bunların hepsinin varması gereken nokta ise sistem içerisinde ki konumunu belirleyebilmesidir. Bilincin mikro ve makro cosmos da konumlanabilmesi.

En basit haliyle; ben kimim, neyim, neredeyim, ne yapıyorum, amacım ne gibi sorulara cevap arama çabası. Asla tam cevaba ulaşamayacağını bile bile bu soruların peşinden koşması. En sonunda; dünya mı benim içimde, ben mi dünyanın içindeyim noktasına gelince yazının başına dönersin işte. Sadece gördüğün mü var?

Bunun içinden çıkmak zor tabi, insan sayısı kadar cevabı var bunun ama asıl merak edilen şu; bunların hiçbirine akıl yormayan insanlar nasıl yaşıyor?

Gül gibi de yaşıyor. Ellerinde birer mercekle küçük şeyleri devleştirerek, büyük şeyleri gözden kaçırarak, kendilerince kah mutlu, kah mutsuz yaşayıp gidiyorlar işte.

‘Hayata bakış açısı’ denilen kavram tam da böyle bir şey.

Ben hayatı insan üzerinden okumaya çalışanlardanım sanırım. Aklı origami kağıdına benzetiyorum. Hayatı bir şekile sokmak için habire katlayıp duruyorsun. Kırkından sonra, olmadı diyor, tek tek açıyorsun o katları. Bazen bakıyorsun ki benzetmeye çalıştığın şey ile elindeki şekil arasında dağlar kadar fark var. Açarken tabi dikkatli olmak zorundasın. Geriye dönmek, adım adım kıvrımları açmak, açarken kağıda zarar vermemeye çalışmak, bildiğini gördüğünü yok saymak,  her şeye en baştan başlamaya çalışmak, daha önceki kat izlerinin üzerinden yeni katlar oluşturmak o kadar da kolay olmuyor. Fakat ilkine göre daha az kaygılı oluyorsun. Daha rahat ve cesur.

Kimileri bedeniyle yaşar, kimileri ruhuyla, kimileri ise aklıyla. Bedeniyle yaşayanlar çok fazla girmezler bu muhabbete. Nerden gelmişiz nereye gidiyoruz? Geldik gidiyoruz işte çok mu önemli, yaşamaya bak sen, mutlu olmaya bak en önemlisi budur.

Aklıyla yaşayanlar ömrünü harcar yol haritasına. Navigasyon cihazı gibi her yenilikle güncellerler haritayı. Kimi zaman kaybolur küfreder, kimi zaman ana yolu bulur, koltuklarında güvende hissederler kendilerini.

Ruhuyla yaşayanlar ise en sakinleridir. Aramazlar bilirler, koşmazlar yürürler, korkmazlar güvenirler. Hayatı dünya üzerine çizili İki boyutlu bir yolda ilerlemekten ziyade, bütünün bir köşesine yerleşen şelale gibi akarak geçirirler. Ruhları, çağlayanlar gibi köpük köpük de akar, vardıkları saydam bir göl gibi de dinlenir. Onlar pek sorgulamaz kim kimin içinde, orada mıyız, bura damıyız, görülen ne görülmeyen ne, kim gerçek kim yalan, ne var ne yok bu dünya da. Zaten onların bizim kötü dünyayla da pek işleri olmaz. Dünya bedene lazım, ruhuyla yaşayana geçici bir sahnedir o kadar.

Gelelim sadede. Benim derdim nedir? Hayata bakış açım kaç derecedir? Dünyada ki konumumu bulup etiketleme peşinde miyim, yoksa, haritayı dolaşma derdinde mi? Bedenimle mi, aklımla mı, ruhumla mı yaşıyorum?

Kime ne ki? Zaten cevaplar elimde olsa, sınav biter, salondan çıkarırlar. Herkes kendi kağıdına baksın güzel kardeşim. Ben soruları paylaştım, dert edinen çalışsın.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>