Kör Fotoğrafçılar…

‘ Hayat bazen çok hızlı akıyor ve ben durup dinlenmek istiyorum ama  bu hızla akarken bunu yapamıyorum.  Bu yüzden de,  bir an bile olsa hayatı durdurup kesit alıyorum. Sonra karşısına geçip dinlenirken, o kesitten geçip, başka dünyalara sızıyorum. Sonra da düşünüyorum kim kimin içinde’      
     Ben küçükken bizim evde garip bir makine vardı. Oradan oraya taşınır dururdu. Fotoğraf tabetme makinesi dediler. Süper dedim, hayallerim artık makine üzerine kurulmaya başlamıştı. Babam çok meraklıymış fotoğraflara ve fotoğraf makinelerine. Bu nedenle, benim en şanslı olduğum konulardan biri bebeklik fotoğraflarımdır. İlk çocuk ve birde fotoğraf merakı off tadından yenmez. Gerçi şu anda kayra beş ayını doldurdu ve sanırım 3500 e yakın fotoğrafı var. Benimkiler ben kadar deli değilmiş tabiî ki ama montaj falan yapmışlar yani. Evde karanlık oda varmış ve geceleri   benim fotoğraflarımı tabederlermiş. Ne kadar güzel bir hikaye.
      İlk makinemi ortaokulda almıştık. Yemedim içmedim 250 lira biriktirdim. Babama götürdüm, dedim ben para biriktirdim beraber gidip bana makine alalım mı? Babamla birlikte makinemi aldık ama fiyatı sanırım benim biriktirdiğimin beş katı falandı. Tabi ki    üstünü babam tamamladı birazcık. Ama ne kadar mutlu olmuştum hem de Kodaktı .  36 pozluk .  fotoğraf çekince tırtırlı düğmeyi çeviriyordun bir sonrakine geçiyordu. (Tabi bunlar size çok tanıdık ve normal geliyor şimdi.  Hatta neden bu kadar ayrıntılı anlatıyorum dimi? Bu yazıyı bundan yirmi sene sonra okuduğunuzu düşünün veya çocuklarınızın okuduğunu. Onlara ne komik gelecek 36 poz hem de)
Benim için en büyük olay içine film yerleştirmeyi öğrendiğim zamandı, büyümüştüm artık ben. Birçok şey vardı bu duygunun içinde tabi. Babamın sevdiği bir şeyi sevmek, paramı biriktirerek bir şey elde etmek, babamla gidip almak ve bana ait olan bir makine, inanılmaz bir duyguydu.  Şu anda ki makinemi de eşim, doğum günü hediyesi olarak almıştı. En az o zaman ki kadar   mutlu olmuştum.
   Yıllar sonra üniversite de seçmeli ders olarak aldım fotoğrafçılığı. O zamanlarda Konya da bir fotoğrafçı dükkanı buldum. Türkiye’nin ilk fotoğrafçılarından biriymiş. Babadan oğula kalarak  o güne kadar gelmiş. Çok ilginç bir enerjisi vardı dükkanın. Cam tabletleri görmüştüm. O zamanlarda öyle teknoloji yok. Hemen fotoğrafı versinler yok. Çekiyorlar cam tabletlerde, mısıra veya başka ülkelere gönderiyorlar, aylarca bekliyorlar, sonra geliyor o fotoğraf.  Bir tane genç bir kadının fotoğrafı vardı, kırmızı ipler sarkan bir başlığı vardı ve kocaman gözleri. Çok etkilenmiştim. Düşünün o kadının ne kadar zengin olduğunu.  Fotoğraf sanırım en hızlı ilerleyen teknolojilerden birisi. Dükkan da fotoğraflardan duvarlar görünmüyordu. Sonra bir iki yıl içinde   binayı yıkmışlar ve kapanmış. O zaman öğrenciydim ve benim için sadece masal gibi bir şeydi o dükkan. Bekli de güçlü birileri tarafından değerlendirilebilirdi.
  Yine o zamanlar bir tane fotoğraf albümüm olsun istemiştim. Ara Gülerin albümünü sormuştum 50 TL demişlerdi bundan 11-12 sene önce alamamıştım tabiî ki.
  En büyük hayallerim düğün ve doğum fotoğrafçılarıydı ama ikisi de olamadı.  Çok istediğim için sanırım fotoğraflarla ilgili bir uğursuzluğumda var.
  Neden ben bu kadar düşkünüm fotoğrafa acaba. Her fotoğrafçının kendine göre bir , tarzı vardır. Benim için fotoğraf; çerçeve içindekinin enerjisidir. Diğer ayarlarından çok kadrajdır önemsediğim. Çerçeveye giren.  İnsanların hayata bakış açıları çok ama çok farklıdır. Aynı nesneye bakan birçok insana gözlerini kapatıp anlat desen hepsi farklı özelliklerini söyler. İşte vizörden bakan kişi, o anda gördüğünü anlatmak yerine dondurur ve gösterir. Bu bir hayatı anlatma şeklidir. Kendini ifade etme şeklidir. Bazı insanlar hayatı dondurup, tekrar tekrar izlemek isterler. Bir nevi bir şeyleri yakalama çabasıdır. Bunun net bir tanımı ve nedeni yoktur. Her fotoğrafçının farklı bir nedeni vardır.
   Bir gün bir fotoğraf programın da kör bir fotoğrafçının röportajını izledim. Uzun bir süre düşündüm. Nasıl ? Güzel bir proje yapmışlardı. Kör fotoğrafçılar fotoğraf çekiyor, tanınmış yazarlarda fotoğrafa ait yazı yazıyorlar. Yazılar kabartma yazıyla yazılıyor ve gören bir kişi bu yazıları okuyamıyor. Görenler fotoğrafa bakıyor, göremeyenlerde yazıları okuyor. Bence süper bir projeydi. Buna benzer bir sürü farklı projeler uygulanmakta. Son zamanlarda da en önem verilenleri çocuklarla ilgili projeler. 
  Gelişim uzmanları çok hareketli ve konsantrasyon problemi yaşayan çocuklar için kesinlikle  fotoğraf    çekimini öneriyor. Çocuğun bir noktaya odaklanmasını ve yaptığı işten geri dönüşüm almasını sağlıyor. Bu da çocuk için inanılmaz faydalı oluyor. Bence sadece problemi olan değil her çocuk için fotoğraf makinesi diğer bütün aptalca şeyden daha faydalıdır kesinlikle. Fotoğraf çekmenin tadını alan bir kişinin kolay kolay bırakabileceğini sanmıyorum. Benim en büyük hayallerimden birisi Kayranın fotoğrafa ve yemek yapmaya ilgi duyması. Ben sevdiğim için bunları sevmesini istemiyorum. Buna benzer aktivitelerin çocukların hayata bakışlarını oldukça genişlettiğini düşünüyorum. Büyüdüğü zaman , olaylara da sanal kadrajdan bakmayı, çaba harcayıp sabırla beklemeden sonuca ulaşamayacağını daha güzel öğrenemezler sanırım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir