Kutu Kutu Keçileri

Bana ara ara bir değişik gelirler. Pis pis, ver ver, at at, kutu kutu ve sil sil zamanlarım olur. Daha ayrıntılı anlatmak gerekirse; pis pis zamanı, kafamın çok fazla olumsuz şeylerle meşgul olduğu zamanlara denk gelir. Etrafımda her yer gözüme pis görünür ve bende yoğun bir temizlik dönemi başlar. Artık gözümün gördüğü, aklıma gelen nereler varsa kazırım, kazıtırım. Bu konuda rol modelim eski yardımcımdır aslında. Kendisi hayatta görüp görebileceğiniz en takıntılı temizlikçidir. Temizlik takıntılı temizlikçi kadar iyi bir şey var mıdır şu dünyada acaba. İşte evi kazıdıkça (ki derin temizliğe ben kazımak derim kendimce) kafam rahatlar, temizlenir, nefes almaya başlarım.  Bu da benim iyi terapi metotlarından birisidir.

Ver ver zamanı çok verimlidir, bir sürü sevap kazandırır bana. Bu da genellikle hayatımın çok kalabalıklaştığını ve kafamın dağınık olduğunu düşündüğüm zamanlara denk gelir. Bu zamanlarda elime ne geçerse verilecekler kutusuna gider. Her zaman bir köşede verilecek kutusu vardır bizim evde. Şahsen bazı dönemlerde küçük bir kamyonet doldurmuşluğum bile görülmüştür. Böylece hayatımın sadeleştiğini hissederim. Enerji akışının hızlandığını ve hafiflediğimi. Al al dönemi gelmediği sürece en sevdiğim keçilerdir ver ver keçileri.

At at zamanı, pis pis zamanının bir eklentisidir aslında. Meşhur ‘dursun, lazım olur’ köşesinin temizliği. Kırık, dökük, işe yaramayan, yırtık, anlamsız parçalar, verilecek kutusuna giremeyen ve işe yaramayan ne varsa çöpe. Zaten enerji yasasına göre ve çoğu geleneklere göre yırtık çorap ve iç çamaşırlarını asla dikmeyin, evde çatlamış veya kenarı kırılmış bardak tabak bulundurmayın, bir yıldan fazladır kullanmadığınız eşyayı dolabınızda durdurmayın, kötü bir olay yaşarken üzerinizde olan kıyafetleri evden çıkarın derler. Bu at at zamanı enerji için çok önemli bir temizlik çeşididir. Özellikle de bahar aylarında çok daha hafifletici olur.

Kutu kutu zamanı. Bu ayrı bir şey, nasıl anlatsam bilemedim şimdi. Öncelikle kutulara karşı ayrı bir sevgim vardır ve atarken içim akar. Hatta bir anda atamam bir iki gün ortada sürünür sonra atılırlar. Belirli bir boya kadar biriktiririm. Geçenlerde, at at zamanı geldiğinde, bir çanta atmışlığım var ama hala aklımdalar.

Ama kutu kutu zamanı başka bir şey. Genelde hayatımı toplarlama, gruplama disipline girme ihtiyacı hissettiğim zamanlar ve planlama dönemim geldiğinde nükseder kutu kutu zamanı. O keçiler geldiğinde evdeki her şeyi kutulara koyma çabası gelir. Banyo malzemelerinden, oyuncaklara, baharatlardan, deterjanlara kadar her şey ağzı kapanan şeffaf kutulara girmek zorundadır. Yani bugün evden taşınacak olsam koliye gerek kalmadan sadece bu kutularla taşınabilmeliyim. Girmeyen şeylere de bir süreliğine gıcık olurum.

Her neyse bu aralar yılda bir iki kez gelen sil sil zamanı geldi. Bu zaman genelde güven problemi yaşadığım ve özellikle de dijital ortamda kontrolü kaybettiğimi hissettiğim zamanlara denk gelir. Bu yazı aslında tamamen dijital dünyada ki kayıtlarla ilgiliydi ama girişgah biraz uzun oldu.

Şöyle yapalım bu yazıya burada virgül atalım. Sil sil zamanını diğer yazıda uzun uzun anlatayım ben olmaz mı?

Size bir anket:

Sizce bu yazı daha çok aşağıdakilerden hangisi ile ilgilidir?

  1. Benim şahsi takıntılarımla

  2. Takıntıların psikolojik bağlantıları ile

  3. Objelerin bilinç altındaki anlamları ile

  4. Çoğu kadının klasik huyları ile

  5. Benim yazı terapim ile

  6. Hiçbir şey ile, öylesine yazılmış anlamsız bir yazı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir