Leblebi Tozunu Hatırlamıyorum

 Ben de ciddi anlamda bir hafıza sorunu var. Bu çoğu zaman da başıma iş açıyor ama hatırlamıyorum ne yapabilirim. Aslında yapılacak şey çok da bunun için adam lazım. Eşimin de benim aksime normalden daha iyi bir hafızası var. Hele bir de öğrenciyken bu konu üzerinde çalışmış, adam profesyonel. Arkadaş toplantılarında çocukluk sohbetleri korkulu rüyam çünkü hatırlamıyorum. Bizim zamanımızda leblebi tozu varmış da yok şu varmış bu varmış. Yok ben hatırlamıyorum.En son anneme sordum bizim zamanımızda leblebi tozu varmış ben neden bilmiyorum. Ben yedirmedim çünkü ,pis olduğu için yasaklamıştım dedi.Bak işte bir nedeni varmış. Ama bir bu olsa,ohooo. 
  Oyuncaklarımı hatırlamıyorum ama kel bebeğimi ve annemin ördüğü mavi hırkasını hatırlıyorum.( Bebeği balkondan atmışım sakız yapıştırmışlar annemde saçlarını kesmiş. İşin kötü tarafı bebeğin uzun saçlı halinide hatırlamıyorum)





Elbiselerimi hatırlamıyorum ama annemin bayramda diktiği mi Mickey Mouse lu şalvarı hatırlıyorum. Amcamla çok birşey paylaşmadım ama bana bir defalık yaptığı kartondan evi hatırlıyorum. Biraz yukarılara çıkarsak kimin dediğini hatırlamıyorum ama bana dörtgöz dediler diye ağladığımda annem değilmisin yai ne var bunda ağlıcak dediğini hatırlıyorum. Biri küfrettiğinde annemin ısrarla ‘küfretmiceksiniz iade ederim diceksiniz ‘ dediğini hatırlıyorum.Buda ayrı muamma çocuk deli gibi bana küfrediyor ben sinirimden kuduruyorum ama sadece ‘iade ederim’ diyorum. Sonradan anneme kızdım ama keşke birazda ben küfretseydim. Bazen o da gerekliymiş. 





 Ne kadar beynimi zorlarlsam zorlayım geçmiş hakkında çok çok da ayrıntı hatırlamıyorum. Hatırladıklarımın kökeni duygusal olan şeyler. Hafıza konusunda birazcık bildiklerime göre; öğrenilen bir şeyin beyinde kalıcı olabilmesi için mutlaka duygulara dokunması gerekliymiş. Mesela birşeyi aklınızda tutmak istiyorsanız kafanızda bir hayal kuracaksınız ,sonra gözlerinizi kapatıp bunu size anımsatacak bir duygu hissetmeye çalışacaksınız. Mutlu olduğunuzu, canınızın yandığını, suya dokunduğunuzu vs gibi. Belkide ben bu nedenle duygusal şeyleri hatırlıyorum. Bu şu anlama geliyor tabi aynı zamanda, biraz duygusuz bir insan olsaymışım onlarda olmayacakmışım, vay halime.




 Birilerini kolay affederim. Yapılanı çabuk unuturum (canım çok yanmadıysa). Biriyle küserim nedenini unuturum. Hafıza zayıflığımla bu huylarımın sağlam bir bağlantısı var tabi ki. Temelde maddeye,  biçime,  şekile çok önem vermem.




Ruhsal arınma kavramına inanırım. Ruhsal detoksa inanırım ve elimden geldiğince ruhsal detoks biriktirmemeye çalışırım. Her kızdığınız, küstüğünüz, sinirlendiğiniz insan, olay ,sonuçta size hissettirdiği kötü duygudan bir miktar bırakır. Olayı unutursunuz, barışırsınız, siniriniz geçer ama bir miktar sizde üzerinizde gerilim kalır. Yaşadığımız teknoloji ortamı , kirli şehir ortamları, ne olduğunu bilmeden ağzımıza attığımız her lokma zaten fiziksel olarak büyük bir miktar bizi ağırlaştırıyor. Üzerine birde ruhsal kirlilik. Bir süre sonra nedeni anlaşılamayan bi sürü hastalık çıkıyor karşımıza. Teknoloji geliştiği için mi hastalık çeşiti arttı, yoksa hastalık çeşiti arttığı için mi teknoloji gelişti.


Dünyada her şey maddi manevi dairesel hareket eder. Atomdan tutun da enerjiye kadar. Evrenin de kendine ait bir döngüsü var ve bence yavaş yavaş başa yaklaşıyor. Çember tamamlanmak üzere. Artık teknoloji ilkel şeyleri üretmeye çabalıyor. İnsanlar kibrit kutularından, toprağa geçmek için çabalıyor. İnsanoğlunun doğasında olan ilk şey, nefes almak için para vermeye başladı artık inasan. Nefes alma teknikleri öğretilmeye başladı. Bizim kuşağımız doğa için doğallık için para harcayan bir kuşak oldu. Ya bizden sonrası.


NTV de çok güzel bir programa rastladım.Doğa ve çocuk. Serdar Kılıç diye bir zatı muhterem varmış.Hangi yüzyıldan, burada unuttular bu adamı bilmiyorum. İki tane çocukla doğa gezisi yapıyor. Ben sadece 10 dk sını yakalayabildim ama bu sürede ; obsidyenin sertliğini, geyik boynuzunun özelliklerini, taşlarla ateş yakmayı, ısırgan otunun ateşte neden tutulduğunu, ısırgandan ip yapmayı vs birsürü şey öğrendim. O çcuğun birinin kayra olduğunu hayal ettim. Kayranın böyle bir yaşam koçu olmasını çok isterdim.


İnsan temiz büyümeli. Hem ruhsal açıdan hem fiziksel açıdan. Hele de bir çocuk. Önce kirletip kirletip  sonradan temizlemeye çalışmak yerine.Çocuğu tv karşısında saatlerce oturtup beynini yedikten sonra dikkati dağınık diye doktorlara götürene kadar, önce dikkat toplamayı, konsantrasyonu öğretmeli.


Çocuğa bağırıp çağırıp dövüp sonrada bu neden arkadaşlarını dövüyor diye düşünmemeli. Taşa, toprağa, hayvana saygı duymayı bilmeyen çocuk insana saygı duymaz. Ruhsal açıdan mutlu, sakin, dingin bir ortamda yaşamalı ki ilerde de insanlara mutluluğu sakinliği dinginliği yaşatabilsin.


Kendinizi düşünün, çocukluğunuzu, en sevdiğiniz oyuncağı, en sevdiğiniz elbisenizi mutlaka bir duygu bağlantısı gelir arkasından. Oğluşki de büyüdüğünde ve sandığını açtığında, beraber yaptığımız oyuncakları bulacak, anlamadığı halde benim sesimden dinlemeyi sevdiği ilk kitabını bulacak, bugünki aşkı özgenin annesinin ördüğü yeşilli battaniyeyi bulacak,babasıyla beraber yaptığı tahta arabayı, birlikte sahilden topladıkları kabukları taşları bulacak.


İnsan beyni duygusuz çalışmaz. Bebeğimin beyni sevgiyle çalışmaya başlamalı, benim sevgimi , babasının sevgisini hisssetmeli. Etrafındaki sevgi çığ gibi büyümeli,sonra o sevgiyi  o dağıtmaya başlamalı. Geri kalan hayat zaten doğa gereği yaşanmak zorunda.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir