Silgili Kalemim

Yıllardır uyku problemim vardır. Geceleri yaşarım, gündüzleri de yaşamak zorunda olduğum için, az uyurum. Uykuyu sevmediğim için değil, tabiî ki severim ama nedense, gece uykularına karşı biraz alerjim var. Karanlığı seviyorum. Bütün tasvirlerde beyazın üzerine yazı yazılır, resim çizilir, yeni başlangıçlar yapılır. Bende tam tersi. Yazılarım hep gecenin siyahına  yazılmıştır. Hayalimde ki  öykü kahramanları hep karanlıkta yaşarlar. Aşkların en aydınlık görüneni gecedir. Kendimi hep karanlıktaki aynada net görmüşümdür. Benim en güzel renklerim gece ortaya çıkan renklerdir.
   Üniversitede bir dönem tek başıma yaşadım. Enerjisi bana iyi gelen bir evim vardı. Camın önünde tekli bir koltuğum vardı, kitap okuma koltuğumdu. Akşamdan oturup, sabah gün ışığında kalktığımı biliyorum. Hiç nefes almadan okuduğum kitaplarım vardı. Deli gibi yazı yazardım. Geceleri yaşardım. Sabah, gün ışıdığında uykuya yeni dalmış olurdum. Bazı zamanlar bir kaç  gün, günışığını hiç görmediğim olurdu. Televizyonum yoktu bir dönem. Radyo dinlerdim. Radyonun verdiği keyif başka hiçbir şey de yoktu. Kendime yemek yapar, misafir gelecekmiş gibi özenle masa hazırlar ve kendi kendimi ağırlardım. Misafir kadar değerim yok mu derdim. Severdim kendimi. Bazen iş yaparken kendi kendime konuşur, hatta espriler yapar, gülerdim, deli gibi. Genelde yalnız yaşayanların bu tip sırları vardır aslında. Kayranın şimdi kendi sesini tanımak için değişik tonlarda ve yüksekliklerde bağırdığı gibi, bende özlerdim kendi sesimi.
  
  Gece  ve  yazmak.  Odanın ortasında bir masam vardı. Bir top saman kağıdım ve kelimelerim. Geleceğe bırakacak bir şeylerim olsun, bir şeylerin altında imzam olsun, bende yaşadım bu dünyada diyeyim. Çorba da benim de iki dirhem tuzum bulunsun.
  Daha da eskiye gidersek, ortaokuldayken, babamın işyerinden getirdiğim, sarı bir çanta daktilo vardı. Çok tatlı bir şeydi. Balkona masamı koymuştum, daktilom ve kağıtlarımla, kendimi yazar gibi hayal ederdim. Hikayeler yazardım. O zaman ki edebiyat hocama götürürdüm. O da hiç üşenmez kırmızı kalemle tek tek imla hatalarımı düzeltirdi. İmlayı da hiç sevmedim hiç de beceremedim. Biliyorum çok anlamsız. Eşimin  beni en çok eleştirdiği konu. Dün, en son kendi düzeltmeye başladı. ‘ Neden  dikkat etmiyorsun, buna çabalamadan otomatik yapman gerekiyor’ dedi. İmlanın beni sınırlandırdığını hissediyorum sıkılıyorum, dedim. Baktı yüzüme, ne desin adam bu söze denebilecek bir şey yok ki. Sorun şuradan kaynaklanıyor, ben  aslında konuşuyorum. Konuştuğumu yazılı hale getiriyorum. Konuşma diliyle yazıyorum. Benim konuşma tarzıma da TDK ‘ nın imla kuralları pek uymuyor ben ne yapayım. Tabi bunu kimse kabul etmiyor, ben çok ayıp ediyorum.
    Geçmişe yapılan yolculukta son durak  ilkokul günlüğüm. Annemin yönlendirmeleriyle günlük tutmaya başlamıştım. Hem de, yazmayı öğrenir öğrenmez.  Bir ara elime ilk günlüğüm geçti. Yaş 7-8 Bir sayfasında şöyle yazıyordu ’ Sevgili günlüğüm. Bugün okulda kompozisyon yarışmasında birinci oldum. Öğretmen bana bir kalem hediye etti, hem de silgili. Şimdi sana bu kalemle yazıyorum. Yoksa kıskandın mı? Kıskanma senide seviyorum ama  kalemim de çok güzel’    Çok gülmüştüm buna . O zamanda bile kağıt kalem benim için canlıymış demek ki. Defteri de kalemi de gücendirmemek lazım.Keslinlikle küserler. O zaman senin için dolar taşar ama bir türlü dökemezsin.
        Bence her insan yazabilir. Bunun iyiliği kötülüğü olduğunu sanmıyorum. Herkesin farklı bir tarzı,  anlatım şekli vardır. Yazı zamanla ve emekle gelişen bir şey. Yazı yazan insanın çok olmasına rağmen, iyi yazarın az olmasının nedeni de, bence buna hayatını adayacak kadar değer veren insanın az olması. Yazmanın verdiği zevki başka şeyde bulmak çok zor benim için.
  Ben bu bloğu açtığımda tam olarak ne yapmak istediğimi bilemiyordum. Sadece paylaşmak istiyordum. Bildiklerimi, duygularımı, yazdıklarımı, çektiğim fotoğrafları, oğluşkiyle deneyimlerimizi paylaşmak istiyordum. Birileri bana sordu ‘ bir insan neden buna ihtiyaç hisseder ki?  İşte   burada karakter devreye giriyor. Ben bir şey biliyorsam herkes bilsin, ben yeni bir şey öğrendiysem herkes öğrensin. Yazmanın nedenlerinden birisi bu. bir diğeri de sanırım  içten gelen sesi dinlemekten yorulup onu susturmak için kağıda dökmek.
         Üretmek, var olan malzemeden başka hiçbir yerde olmayan cümleler kurarak, bir şeyler inşa etmek. Bazen de nedensiz, anlamsız kelimeleri yan yana dizmek. Güzel duygu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir