Sütümü içerim karışmam haa

Yemek  iki  kelime anlamı olarak  da benim için özeldir.   İnsanın gün boyu harcadığı emeğin maddesel halidir. Yemek yapmayı da,   yemeyi de,  yemek kitabı ve dergisi okumayı da,  programları izlemeyi de  çok severim. Pazar günleri bizim köftecinin ( Mehmet Yaşin) öğleden hemen sonra yemek programı olurdu. Babamla ikimiz oturur onu izlerdik. Benim yemek merakımda babamdan geliyor muhtemelen. En sevdiğimiz şeylerden biriydi o programı izlemek.  O köftelerin yakın çekimde ızgaraya damlayan yağları ve cızırtılarını gördükçe birbirimize bakar, hadi derdik kalk köfte yapıyoruz.  Evlendikten sonra da ne zaman o adamı görsek, babamla birbirimizi ararız. Ama ben artık uzakta olduğum için biraz zorlaşıyor işler. Babamla mutfağa girmek, her zaman eğlenceli ve zevklidir benim için.

  
Umarım Kayra içinde bizimle  bunları paylaşmak güzel olur. Şimdilerde hayalim kayrayla birlikte yemek yapmak. Mutfağa yanıma koyuyorum onu fitnatına. (Fitnat bizim aile üyemiz gibi bir şey oldu. Her yere taşınan ineğimiz. Fotoğraflarda kayrayı içinde uyurken gördüğünüz, aslında dinazora benzeyen ama bizim ısrarla inek dediğimiz ve adını Fitnat koyduğumuz yastık)  Ben yemek yaparken çok dikkatli bir şekilde izliyor. Bende ne yapıyorsam tek tek anlatıyorum. ‘ Bak annecim bu domates , bu da patlıcan, şimdi biz karnıyarık yapıyoruzzzz. ‘ Sarımsağı, kimyonu, tarçını teker teker koklatıyorum. Sarımsağı uzun süre burnuna tutunca ağlıyor ama. Kekler her zaman kayranın kekidir çünkü beraber yapıyoruz.  Ben hamileyken de, özellikle hiç yemek ayırmadım. Sağlığım elverdiğince her şeyi yemeğe çalıştım. Kayranın damak tadı güzel olsun diye. Çin restoranından, Meksika restoranına kadar gittim. Özellikle yaptığım bir şey değildi, seviyorum. Umarım  Kayra da yeni tadlara açık bir insan olur. İnsanların yemek kültürlerinden karakterini çok rahat çözebilirsiniz aslında. Neler yiyip neler yemediğinden, masada oturma şeklinden, tabağına aldığı yemek miktarından, tabağında yemek bırakıp bırakmadığından, garsona davranış şeklinden. Mesela daha çok kompleksli ve biraz da  kendini güçlü hissetmek isteyen insanlar, garsonlara sert ve kaba davranır. Bu onların hayatında en kolay otorite gösterdikleri yerdir. Kısa süreliğine de olsa emrinde biri vardır. Mesela  karşınızdakinin karakterini garsonun yaptığı hataya verdiği tepkiden anlarsınız. ‘Sen bana hizmet etmek zorundasın bunun için para alıyorsun’  cümlesini kullanan insanlara dikkat etmek lazım. Tabağına fazla alıp , acımadan bırakan ve üzerine de ağzını sildiği peçeteyi fırlatan insanlar da vardır. Bu konular beni çok etkileyen üzen ve bazen sinirlendiren konulardır. Yemek bu dünyadaki saygıyı en çok hak eden kavramdır. Tabakta önümüze gelmesi bizim gerçekten şanslı bir insan olduğumuzun göztergesidir.  Nankörlük yapmanın bir anlamı yok. Biraz düşünülürse o tabak aslında birilerinin alın teri, doğanın sana kıyağı ve  bir emeğin sonucudur.
Sen çocuğa domatesin nasıl küçücük bir tohumdan bin bir çabayla ve emekle büyüdüğünü ve onun tabağına geliş hikayesini anlatırsan eğer , inanıyorum ki o çocuk onu yemeden attığında vicdanı devreye girecektir. Çocuğa doğaya saygıyı öğretmediysen eğer ne öğretirsen öğret bir işe yaramaz. Şimdi artık yeni eğitim tekniklerinde çocuklar annelerle mutfağa giriyorlar. Hiç unutmuyorum bir eğitimcinin dediği bir şey vardı. Çocuğun eline verin bıçağı önüne de beyaz peynir koyun kessin. O zaten kuvvet uygulamasa bile peynir dağılır, ama çocuk için o kocaman bir başardım duygusudur.
   Biz şimdi daha en baştayız. İki çay kaşığı elma püresi aşamasındayız. Kayra yavaş yavaş anne sütü dışında diğer tatları denemeye başladı. İlk denememiz suydu. İlk bir iki sefer suya yüzünü buruşturdu, sonra elime yapışmaya başladı. Sonra ekşi elma geldi onu ağzına aldığında hiç yüz ifadesi değişmeden ağzını açtı , demek ki sevdi dedim. Bugünkü aşama da kayısıydı. İlk kaşıkta ağzında çevirdi hmmm dedi. ‘Tadı ne suya benziyor ne elmaya bu ne acaba ? Yeni bir şey sanırım. Ama fena değilmiş. Tamam, hadi ver anne ver sevdim bunu ben. Ama sütümü yine içerim karışmam haa’  Ben endişeliydim bir taraftan, nerden başlıcaz nasıl ilerlicez. Bu arada da imdadımıza Kayranın ilk kreş arkadaşı Ada’nın annesi yetişti. Çok güzel bir kitap tavsiye etti. ‘ Yaşasın mutfakta annem var’  güzel bir kitap hoşumuza gitti. Vitaminlerden, proteinlere kadar anlatıyor.  Dikkat edilmesi gereken gıdaları anlatıyor. Bir sürü de mama tarifi var. Bu da oğlumun  ilk yemek kitabııı.
 Zormuş bu bebeklerin anne sütünden hazır gıdaya geçme dönemi. Farkındalık ne tuhaf bir şey. Bundan bir sene önce bunların hiçbirinden haberim de yok , konu hakkında fikrim de yoktu.  Ama şimdi mama kitabı peşindeyiz. Kimi diyor bekleme altı ayı, ver her şeyi yer o. Doktorlar diyor ilk altı ay sadece anne sütü su bile yok. Bazı ülkelerde bu bir yıla kadar uzuyormuş. Bir sürü farklı fikir var. Birde genel kanı, altı aydan önce yemeğe başlayan çocuklar yemek seçmiyor, altı aydan sonra başlayanlar bir şey yemiyor. Konuştuğum 10 anneden en az sekizi bunda hemfikir. Kitaplarda altı aydan önce başlanırsa alerji riski artar diyor. Bende riske girmedim ikisinin ortasını buldum beşbuçukuncu ayda başladım. En azından yarısını seçer diyorum.
  Anne tablosunu anlat  deseler, çoğunluk mutfakta, önünde önlük, güzel yemek kokuları arasında elinde tahta kaşıkla ocak başında yemek karıştıran bir kadın hayal eder. Anne demek besleyen demek.  İnsandan insana en büyük enerji yemek yoluyla geçiyor. Ellerinden yemeğe ve yiyenlere. Negatif mutsuz insanların yemekleri lezzetli olmaz, bereketli olmaz.  Ama annelerin yemekleri her zaman lezzetlidir eğer çocuklarına yapıyorsa.  

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir