butun-cilginlar-sever-beni

Tek Kişilik

Haftalar öncesinden almıştım tiyatro biletimi. Bir adet tiyatro bileti. Aldığım zaman, önce biraz buruk hissetmiştim kendimi, ama kısa süre sonra geçmişti. Bugün ise çok keyifliydim, tiyatroya, sinemaya, sergiye gidebilmek için veya güzel bir yemek yiyebilmek için için illa birinin olması da şart değil. Kafa dengi biri olsa tabi ki çok keyifli olur ama olmaması bunların yapılamayacağı anlamına da gelmiyor. Ya da tadından kaybedeceği anlamına.

Ben kendi kendime iyi arkadaşlık edebilen, eğlenebilen biriyim. Her huyumu olmasa da bunu seviyorum. Tiyatro  oyunu Kadıköy de, ‘Moda Sahnesi’ adında bir yerde. Ben bileti aldığım zaman Kadıköy’ü, gitmeyi gelmeyi pek de bilmiyordum. Bu zamana kadar, yani gün gelene kadar, küçük turlarla az buçuk çözdüm. İnanılmaz sevdim. Ben İstanbul da yaşayan bir turistim aslında. İki yıldır bulunduğum bölgeden pek uzaklaşamamıştım ama son aylarda artık yavaş yavaş açılmaya başladım. Devamlı yeni bir şeyler, bir yerler keşfediyorum ve bu beni hem çok mutlu ediyor hem de besliyor. Uzun bir süredir o kadar soyut ve yalnız yaşıyordum ki, kalabalığı ve insanları unutmuştum. Gördüklerim apartman, avm ve market profilindeki insanlardı. Kadıköy gibi merkezlerde,  insan profili o kadar karışık ve renkli ki, bana devamlı malzeme çıkıyor.

Neyse, oyun saat 16:00 da ve ben daha önceki hesaplamalarıma dayanarak 14.30 da evden çıktım. Metroya ulaşma, metro yolculuğu, hangi kapıdan çıkılacak, nereye kaç dakika yürünecek hepsini tek tek hesapladım.  Diyorum ya turist mantığında yaşıyorum diye. Çocukları arkama bakmadan bırakabileceğim tek kişi var o da tabi ki babaları. Bu yüzden de içim rahat, zaman problemi olmadan serseri gibi dolaşma keyfini sonuna kadar yaşıyorum. Aklıma esen dükkana girip, kafama esen sokaktan çıkıyorum.  Her yer o kadar hareketli, canlı, kalabalık ki bazen afallıyorum.

Navigasyonun kafasının karışacağı tuttuğu için sora sora buldum moda sahnesini. Anladım ki  metronun ters kapısından çıktığım için, kulağımı arkadan göstermiş gibi dolanmışım her yeri. Olsun bir kahvelik zamanım oldu yine de. Sakin sakin kahvemi içtikten sonra da indim salona. Tiyatro seyircisi farklı. Bir kaç gruba ayrılıyor. Bir kısmı sanat öğrencileri, isteseler de istemeseler de oyunları takip etmek zorundalar. Bir kısmı gerçekten tiyatroyu seven ve hayat rutinlerine yerleştirmiş gençler. Diğerleri ise ikiye ayrılıyor: birbirine kendini anlatmaya çalışan yeni sevgililer, yani taze partnerine bak ben kültürlü biriyim diyerek, göze girmeye çalışan hafif saftrik gençler.

İkinci grup ise belirli yaş üzeri, ortalama 70 üzeri diyebiliriz, gerçekten kültür seviyesi çok yukarılarda olan ömürlerini senelerle yoğurmuş sevgililer. Onlara yaşlı demek yürek ister. Örneğin oyundan sonra tuvalete gittim, sıra var doğal olarak ve arkamdaki hanım 80 civarı gayet şık, makyajlı, bakımlı bir bayan. Sıra bana gelince ‘siz buyurun’ dedim, hani  öyle görmüşüz ya ‘yaşlılara yardım et, yol ver, yer ver’ mantığı. Hanım döndü bana ‘Neden’ dedi. Siz girmeyecek misiniz? O kadar doğal ki, aynı kulvardayız sonuçta. Çişi gelmiş iki kadın, bunun yaşı başı mı var, dimi ama?  O araya Allahtan biri daha boşaldı da ben de buraya gireyim diye kıvırıp kaçtım. İşte son grup da böyle benden hayli basamak yukarda ve kendilerine bakarken başımı döndüren tabaka.

Oyun başlayana kadar herkes yanındakiyle sohbet de. Arkamda yüzlerini görmediğim genç sevgili bir çift var. Önümde şehir dışından gelen misafirlerini tiyatroya getirmiş bir ev sahibi, sağ yanımda bir anne kız, sol yanımdakiler ya kıdemli sevgililer, ya da yeni evliler. Sohbetleri arkadakiler kadar iştahlı değil. Beden samimiyetleri devam ettiğine göre, çok da kıdemli değiller, aralı dereli bir seviyedeler.  Bu da ayrı bir konu; sevgililere bakıp ortalama sürelerini, evli bekar olduklarını, ilişkilerinin kademesini, çocuklarının olup olmadığını tahmin edebilmek. İnsanları okuyabilmek keyifli.

Oyun başladığı anda salon sessizce dondu. Hep derler ya tiyatro izleyicisi ile sinema seyircisi arasında çok fark vardır diye, gerçekten de bariz bir fark. Güzel bir oyundu. Hani, mutlaka izlemeniz lazım, sakın kaçırmayın, inanılmaz, gibi abartılı bir yorum yapamam ama keşke gitmeseydim de asla demem.

Zaten herhangi bir şeyin sonunda ki memnuniyet miktarı, beklentiyle ters orantılıdır. Çok yüksek beklentiyle girerseniz büyük ihtimal hayal kırıklığınız çok olur ama düşük bir beklentiyle hatta öylesine beklentisiz girerseniz elinizdeki ile tatmin olmayı ve güzel tarafından bakmayı bilirsiniz.  Bu insanoğlunun tatminsizliği ile alakalı bir şeydir.

Güzel bir replik vardı oyunda ‘Daha büyük olduğumuzu düşünmek için,kendi dünyamızı gitgide küçültür, duvar ve tavanla kuşatırız.’ Bu çok hoşuma gitti. Aslında orada anlatılmak istenen de, dikkat çekilen konu da daha farklıydı, üzerine epey düşünülecek ve yazılacak bir konu. Ben onu da çok sevdim  fakat bende başka bir çağrışım yaptı bu cümleler. İnsanın büyümesi, dünyaların küçülmesi, küçültülmesi…

Biz büyüdükçe beklentiler, talepler, istekler büyüyor ama dünyamız bunları karşılayamayacak kadar küçük kalıyor. Ben çalışmayayım, ben okumayım, ben araştırmayayım, çaba sarf etmeyim, beynimi kullanmayım ama her şeyin en iyisi benim olsun çünkü ben çok özelim, önemliyim, büyüğüm…

İşin sırrı bunun tersini becerebilmekte işte. Sağlam bir adam – kadın olmak istiyorsan dünyanı büyüt beklentilerini küçült. Yolun sonuna değil gittiğin güzergaha odaklan. Çünkü bu dünya da hiçbir yolun sonu yok. Bu dünyanın sonuyla başı hep iç içe.

Oyunla ilgili çok da bir beklentim olmadığı için gayet keyifliydi. Çıkışta kendime bir yemek ısmarladım. Geleni gideni izledim biraz.  Akşam ezanında, sarhoş olan sevgilisini taşıyan, yirmilerinde bir gencin yüz ifadesini kaydettim beynimin bir köşesine. Çocuk sayısının ne kadar az olduğunu, Kadıköy sokaklarının daha çok genç ve yaşlılara ait olduğunu da yazdım bir köşeye.

Elimdekileri torladım topladım, iki paket kahve çekirdeği aldım, 4-5 de çocuk kitabı düştüm metro yoluna.

Kadıköy gününden geriye kalanlar, bahariye caddesi, güzel bir tiyatro oyunu, lezzetli bir yemek, iki paket kahve ve çocuk kitapları. Bir günden güzelliğine has daha ne beklenir ki.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir