Rüzgâra Yazılan Serzeniş

Bazı yerler vardır adı yazılı tabelayı gördüğünüz anda kendinizi bir masal dünyasının içinde bulursunuz. Yollarda ilerledikçe bir farklılık hisseder ama ne olduğunu anlayamazsınız. Bir tarafı göğe diğer tarafı yere uzanan incecik taşlı yollarla, orman kaplı dağa tırmanırken merak ve korku birbirine karışır. Virajlar sizi bir sağa bir sola savururken dağın zirvesindeki manzara ile uçurumdan yuvarlanma sahnesi göz önünde sırayla dans eder.

Ağaçların dalları sizi teknolojinin kucağından ip gibi çekerken, gülen suratlı, acımasız şehir ile vahşi görünen şevkatli doğa arasında nefesiniz daralır.

Kıvrılarak yükselen yollarda bir süre sonra uçurum, kendini muhteşem manzaraya bırakır. Dağların eteğine uzanmış, ayakları denize değen, güzeller güzeli bir köy. Acımasız ellere yâr olmasın diye getirmiş bu köşeye saklamışlar.

Köye  girerken tek tük evler başlar. Kimi yazlık, kimi pansiyon, kimi de köy evi. Öyle aman aman pek farklı değiller. Birkaç tane gösterişli yazlığın dışında da göze batan, ortamın ahengini bozan pek yapı yok. Kıyıya doğru yaklaştıkça pansiyonların sayısı artıyor. Sahil boyunca pansiyon ve  restoranlar ip gibi dizilmişler. Arkada pansiyon, hemen önünde ona ait restoran, arada incecik taşlık  bir yol, restoranın  oturma grupları ve hemen önünde de deniz. Bütün sahil aynı sistemde devam ediyor.

Pansiyon kokan Apart oteller dışında köyde otel yok. Onlarda zaten yeni yeni açılmaya başlamış. Çoğunluğu yerli ve aile işletmeleri. Anne, baba, çocuklar, kuzenler, akrabalar herkes çalışıyor. Huzur ve gizem dolu köyde herkesin ayrı bir hikâyesi var.

Üç tarafta yüksek dağlar, dördüncü yüzde ise sonsuz mavilik. Biraz denize açılıp yüzünüzü kıyıya çevirdiğinizde alabildiğine yeşil dağlar sizi selamlıyor.

Bu bölgede dolunay zamanına denk gelmek yaşayabileceğiniz en güzel şanslardan birisi. Dağların arkasından yavaşça yükselen ay ışığı bir yandan pırıltılarını denize dökerken diğer taraftan köy yollarını aydınlatıyor. Kızıllaşan ay her an dağdan yuvarlanıp önünüze düşecekmiş gibi net görünüyor.

Bütün bunların yanında rüzgarı anmamak haksızlık olur. İnsanları her ne kadar ara sıra olur dese de  attığı imzalardan pek de öyle olmadığı anlaşılıyor. Kırılan dalların yerinde rüzgâra yazılan serzenişler kayıtlı.” Lodos vurdu benim güzel ilkimi, kırdı ince belimi”

Datça’nın Mesudiye köyü ova bükü sahilinden dökülüyor bu kelimeler.  Kayra’nın denizdeki kahkahaları eşliğinde, köyü anlatan kelimeler ancak bu kadar dizilebildiler yan yana. Sırada bekleyenler ise sabırsız…

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir