IMG_7843

Karlı Aygır Gölü..

  İnsanı yaşatan, hayatı kadar, hayalleridir de. Her ne kadar perdenin bu tarafında görülen, yaşanılan, dokunulan bir hayat varsa diğer tarafında ise bunu tamamlayan hayal gölgeleri vardır. İnsan, ayakta durabilmek için; bir eliyle hayata tutunuyorsa, diğer eliyle de hayallerine tutunmak zorundadır. Herhangi birinden elini çektiği anda tepetaklak olur.

     Her bir karışı ağaçlarla kaplı, koskocaman bir dağ var karşımda. Dağın  heybetine vurulmuşken, arada derede bir çatı görüyorum tepelerde. Benim inip çıkabilmemin bile, büyük bir problem gibi göründüğü bir noktada birileri yaşıyor. Yaşam ne acaba diye soruyorum kendi kendime ; onlarınki mi?  benimki mi? Onların mı her sabah araç kornaları arasında uyanması zor, yoksa benim mi her sabah yakıcı oksijeni soluyarak uyanmam  zor. Onların, şehir gürültüsünde uyuması mı zor? Benim, çıldırtıcı sessizlikte uyumam mı? Gece canımın sıkılıp balkona çıktığımda, benim gibi uyuyamayan insanların ışıklarını görmek mi vazgeçilmez, yoksa pencereyi açınca zifiri karanlığı görmek mi? Kalabalıkta yalnız hissetmek mi, yalnızlık ta kalabalık hissetmek mi?
   
    Bütün bunları, gündüz sadece yeşilin, gece ise sadece siyahın göründüğü iki renkli bir pencereden bakarken düşünüyordum.
    Hayatımda ki çirkin renkleri, dağdaki pencerenin karanlığı, gereksiz gürültüyü ise dağların sessizliği yuttu. Buna halk arasında dinlenmek deniyor sanırım.
  
  Güne dağların arasında, ormanların ortasında başladık. Akşam iliklerimize işleyen soğuğun da etkisiyle sıkı sıkı giyinerek çıktık dışarı. Hatta Kayranın tüm kışlık malzemesini kullanarak onu muma çevirdim. Sonunda sadece gözleri oynuyordu oğluşkinin. 
    
    Kahvaltı bölümünde,  kamyon cantından yapılmış orijinal bir soba yanıyordu. Üzerinde çayımız tıkır tıkır kaynıyordu. Ekmekleri bile kızarttık. Güzel bir kahvaltıdan sonra otelin kapısına çıktık, hava günlük güneşlik. Sağ tarafımızda uzun göl var, sol tarafımızda ise orman. Küçük bir tabelada da Aygır gölü, Balıklı göl diye ok işareti vardı. Önce göllere bakalım dedik, sol tarafa yöneldik tabi bu yönelişin bize tahminimizden daha uzun bir zamana malolacağını bilemedik.
  Bölge çok ilginç, ne zaman karşınıza ne çıkacak veya uzaklık ne kadar bilemiyorsunuz. Bir iki tabela var ama kesinlikle doğru olduğuna inanmıyorum. Yedi km tabelasını görüp döndüğümüzde, kendimizi 2500 m de dağın tepesinde bulduğumuz oldu.
  
   Ormanın içerisinden, yakın sanıp yanıldığımız göllerin, dar toprak yoluna düştük.Yolculuğumuzun ilk bölümlerinde, sol tarafımızda yükselen ormanlar, hemen sağ yanımızda ise uzun göle birleşen ince bir nehir. Nehirler nedense hep bana doğanın küçük telaşlı çocukları gibi gelir. Kenardan kenardan nazik bir çaba ve  telaş içerisinde, hep yetişmeye, yetiştirmeye  çalışırlar. Ara sıra dinlenmeye durdukları yerlerde birikirler. İşte gittiğimiz yollarda da  küçük nehir duraklarından oluşan gölcükler vardı. İlerledikçe karşımıza farklı kareler çıkıyordu. Kimi yerde kayaların arasından sular aşağı dökülüyor, kiminde ağaçların arasından ince akıntılar geliyordu. Sert kayaların ortasından ağaçlar büyümüş, dev kayalar aşağı yuvarlanmış. Kimi yerlerde ise ortadan bıçakla kesilmiş dik ve yüksek kayalıkların ortasından geçiyorduk.
 Bir taraftan fotoğraf çekme çabası, bir taraftan da  bol oksijenin uyku ısrarına direnişlerim arasında, yorulduğumu hissettim. İleride ne var, göl nerede, daha ne kadar gideceğiz merakı hepsinden baskın çıkıyordu.
Uzun süre ilerledikten sonra, yavaş yavaş hem yukarı tırmanmaya hem de yayla evlerinin yanından geçmeye başladık. Tabi Kayra bütün bu aşamalarda uyuyordu. Oksijen çarptığı için bir ara gözlerini aralamaya çalışıyor ama pek başarılı olamadan tekrar kapatıyordu.
 Bir süre sonra yol oldukça dikleşti, evler çoğalmaya, ağaçlar azalmaya başladı. Hatta bitti bile denilebilir. O ormanın içerisinden kel dağların ortasına çıktık. Ara sıra taşların üzerindeki oklardan göl yolunda olduğumuzu tahmin ediyorduk ama mesafeyi bilemiyorduk.
 Çok yukarılarda ve uzakta bir ev görüyordum, kısa süre sonra yanından geçiyorduk. Bir ara yol kenarında  iki kişi gördük daha biz bir şey demeden beylerden biri ‘Azerbaycan’dan mı geliyorsunuz ben de orada yaşıyorum, dönüşte uğrayın da çay içelim dedi’ Gerçekten fıkra gibi. Trabzon da dağın tepesinde bulduk adamı.
Kısa bir süre sonra da karlı yollara ulaştık. Birkaç saat önce yemyeşil ormanların içerisinde giderken, birkaç saat sonra, dağın tepesinde ki karın ortasına düştük.İkibinbilmemkaç metre.
 Sonunda etrafı karla kaplı, küçük bir su birikintisi çıktı karşımıza, adı da ‘Aygır gölüymüş’ .Tabi biz aygırın büyüklüğü ile gölü bağdaştırıp, şöyle büyük, hatta şelalesi  bile olan, görkemli bir göl hayal etmiştik en azından benim hayalim buydu. Meğer hayvanların otlarken su içtiği küçük bir gölcükmüş. Tabi o anda bizde ki duygu karmaşası da muhteşemdi. 
  
  Göle çıkış yolculuğumuz oldukça eğlenceli, şaşırtıcı ve etkileyiciydi. Kayra da kışın ortasında uyandı. Allahtan eldivenleri falan yakınlardaydı. Babası kar yedirdi.
İniş yolunda ise……..

“Karlı Aygır Gölü..” için 4 yorum

  1. Teşekkürler.. görülmeye değer yerler gerçekten de..Ama Aygır gölüne bir kere çıkılır, ikincisinde pek heyecanı kalmaz:)

  2. Yıl 1998 altımız da külüstür bir mersedes araba… 1 yaşında çocukla oralardan giderken arabamızın bozulmasıyla orada taa en tepede kaldığımız günleri yaşattın Deyyancım…çok yaşa…

  3. Allah tan o seferki yaz ayiydi…tabi birde 1 aylik bebekle oda erken dogmus karda yolda kaldigimiz var o iste kis ve gece…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir