images (1)

Beni Pek Sevmezler

Zamanında bir arkadaşı anneme ‘Deyyan insanla beslenen biri, etrafında insan olmazsa yaşayamaz’ demiş. O zamanları düşününce çok normaldi böyle bir yorum ama son senelere geldikçe tam tersi oldu, zehirlenir oldum. Kaçacak delik arar oldum, bir iki tane de buldum, kafam attıkça giriyorum o küçük dünyalara, çekip, dizlerimi göğsüme, sarılıyorum, gömüyorum kafamı. Ne kadar küçülebilirsem o kadar iyidir. Sessizlik, karanlık, sakinlik herkesin ara sıra ihtiyacı. Ama nedense pek dile getirilmez. Dile getirenin de vay haline…

İnsanlar beni ya çok sever, ya da gıcık olurlar. Pek nefret edilen bir tip değilimdir. Sınırda gezsem de o kadar keskin değilimdir. Tabi nefret eden de vardır ama ortalamaya vurunca pek hesaba alınacak sayıları yoktur. Daha çok gıcık olunan, böyle; sevmekle sevmemek arasında gidilip gelinen, çok samimiyete gelemeyen, belirli zamanlarda tahammül edilmesi zor olan biriyimdir.

İlk tanıştığım insanlarda verdiğim intiba pozitiftir. Değişik, eğlenceli, keyifli, hoş sohbet gelebilirim.  Zaman geçtikçe ayarım kaçar. Sohbet ilerledikçe, benim gözümde bildiğimi paylaşma hevesi, başkalarının gözünde öğretme sevdam artar. Hoşlanmadığım şeylerden uzak durmak, nedense yükselen egom gibi görünmeye başlar. Beklentilerim artar, bu da karşıdakini baskı altına sokar.

Çocukluğumdan beri çokbilmiş etiketi vardır üzerimde. Bazen üzer bu beni, karşıdakilerinin gördüğü neyse, aslında altında ki başka bir şey ama ne?  Çok bilmek. Kötü olan çok bilmek mi, yoksa bilmeyen birine bildiklerini anlatmak  mı? İkisi de değil. Yanlış olan senden istenmeden, talep edilmeden fikirlerini sunmak, bilgi vermeye çalışmak ve bunda da dominantlığını hissettirmek. İnsanların çokbilmiş diye rahatsız olduğu şey, kendinden emin, net, keskin, vurgulu konuşma tarzı. Bende hepsi var bunların.  Yani insanların rahatsız olması çok normal.

Bunların dışında, güvensizlik temelli, mükemmeliyetçilik ve kontrolcülük. İnsan ilişkilerinde, özellikle uzun süreli ilişkilerde bu iki karakteristik özellik pek de artı puan almaz. Bunun birkaç nedeni olabilir. Karşıdaki kendi hatalarını veya başaramadıklarını yüzüne vurulmuş gibi hissedebilir, kontrol edildiğini düşünür ve bu hoş olmaz, üzerinde çok fazla müdahale ve baskı hisseder. Devamlı eleştirildiğini, yargılandığını hisseder ki en berbat duygulardan biridir. Fakat eğer karşıdaki zeki biriyse bu özelliklerin güvensizlik temelli olduğunu anlayabilir ve ona göre davranırsa ilişkide ki tehlike algıları ortadan kalkar. O yüzden aynı insan hakkında iki kişi tamamen zıt yorumlar yapabilir. Bu özellikler de bende var.  Ama bu açıdan şanslıyım bunu fark edebilecek kadar zeki dostlarım da var.

Gelelim beklentilere. İlişkiler karşılıklı beslenerek gelişir. Alırsın, verirsin, paylaşırsın, zaman, emek, enerji harcarsın. Bu yüzen de temel beklentiler üzerine kuruludur. Üç kere ararsın, aranmazsan kesersin. Beş kere verirsin, alamazsan kesersin. Dinlersin, dinlersin anlatamazsan eğer bir daha dinlemek istemezsin. Beklersin, saygı, sevgi, zaman, hediye, kibarlık…. Alamazsan önce kırılır, gücenir, sonra da kesersin. Aileler, evlilikler, dostluklar, arkadaşlıklar çoğunluğu beklenti temellidir. Ben son on senedir beklentilere ancak %10 cevap verebilen bir karakterim. Ortalamanın çok altındayım. Bu yüzden de pek sevilmem. Fakat buna rağmen benden hiç beklentisi olmayan iki üç dostum var sanki.

İnsanlar ilişkilerinde ister istemez kendilerini, ailelerini, çocuklarını, imkanlarını kıyaslarlar. Bazıları bunu bir ölçü olarak kabul eder, bazıları pozitif veya negatif farkı bilir görür ama etkilenmez, bazıları empati kurar sevinir veya üzülür, bazıları ise kıstas olarak bunu en baş köşeye yerleştirir. En ufak şeyler dahi, kitap okumak isteyip okuyamayan birine diğerinin okudukları batar, spor yapmak isteyip yapamayan birine diğerinin sporu batar, kiminin çocuğu batar, kiminin kocası, kiminin parası, kiminin evi, kiminin arabası. Genel olarak kıyas hep vardır. Ben ne gariptir ki bu konuda değişkenim. Bir kesime göre çok rahat bir hayatım var, bol zamanım, hobilerim, imkanım, enerjim ve bu sinir bozucu. Kimilerine göre de acınacak haldeyim. Engelli bir çocuğum var, iki çocukla tek başınayım, yardımcım yok, çok fenayım. İşin ilginç yanı ikinci durumda bakıp halime acıyanlar, kısa bir süre sonra ilk bakış açısına dönüp, önüme şükretmem gereken imkanlarımın listesini sunuyorlar. Cümleyi de ‘iyisin, iyisin’ diye bağlıyorlar. Yani bu nokta da bana gıcık olma ile olmama arasında gidip geliyorlar. Gıcık olurlarsa vicdan azabı çekiyorlar, olmazlarsa acıyorlar. Karışık bir durum.

Bunlar insanların beni sevmeme, uyuz olma durumlarına örnekler. Peki ben bana neden sinir oluyorum diye sorarsak; Sağlıklı her insan bazı noktalarda kendini yargılar, eleştirir. Kimi bunu benim gibi rahat rahat ve dibine kadar yapabilir, kimi de kol kırılır yen içinde kalır, hesabından içinde yapar. Savunma mekanizması yüksek olan insanlar, diğerlerine fırsat veya koz vermemek için asla bunu yapamazlar. Kendi bacaklarına sıkmazlar yani. Benim gibi manyaklar ise hiçbir şeyi ve hiç kimseyi umursamadan kendilerini hedef tahtasına asıp, kurşuna dizerler.

Yalnızlığın avantajları vardır. Kendinden başka kimseye hesap vermezsin, kimseyi umursamazsın. Korumak zorunda olduğun toplumsal bir statün yoksa, kendine yalancı karakterler çizerek ait olduğun gruplar yoksa, kim ne der diye düşündüğün çarklara ait değilsen, tek başınaysan, biraz aptal, biraz cesur, biraz da kafan bozuksa kendine bunu yapabilirsin. İyi de gelebilir.

Hepsinden de önemlisi; bunu yapabilmek için kendini iyi tanıman gerekir. Bu yazı, sadece, prizmanın binlerce yüzeyinden birinden yansıyan beni anlatıyor.

Bu yazıdan önce eğer insanların beni neden sevdiğini anlatsaydım, kendimde beğendiğim şeyleri anlatsaydım aynen yukarıda bahsettiğim gibi egosu yüksek, kedini beğenmiş, ukala biri olurdum. İnsanlar doğrudan karşı cepheye geçerdi.          Ama kendimi kurşuna dizince, bazı insanların yüzüme söylemek isteyip de söyleyemediklerini kendim söyleyince ister istemez korunmaya geçilirim.

İnsanoğlu, eğer vicdanı tahrip olmamışsa, fıtratı gereği, hep güçlünün karşısında, ezilenin yanında olmayı sever. Ama eğer vicdan dediği şekil değiştirmişse bunun tam tersi olur. Güçlünün yanında olmak ister, düşene de bir tekme atar geçer gider.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir