HP_02

Beyin Otomatik Pilota Geçerse

Beyin gelişimi için en güzel egzersizlerden birinin öğrenmek olduğu söylenir. Uzmanlar der ki; bilmediğiniz, daha önce ilgilenmediğiniz bir şeyler öğrenin. Bu dil olabilir, herhangi bir enstrüman olabilir, resim veya heykel olabilir. Keyif alabileceğiniz, güzel vakit geçirebileceğiniz bir hobi edinin mutlaka derler. Bu benim için pek sorun olmuyor tabi.

Elime ne geçerse ilgileniyorum ama ben bunu beyin gelişimimden ziyade, ilk olarak; çocuklarımı daha iyi yetiştirebilmek, ardından da içimde ki bitmez tükenmez bilmeyen enerjinin birikmemesi ve bir gün patlayıp bana zarar vermemesi için yapıyorum.

İlk noktaya dönersek, uzmanlar neden bunu tavsiye ediyor? Çok basit bir açıklaması var: beyin birkaç kez tekrarladığı şeyi otomatiğe alıp sizin kontrolünüz dışında uygulayabiliyor. Böyle bir yeteneği var. Sadece sık tekrarlanmış olması ve sizin bilinçaltında veya üzerinde ona küçük bir sinyal vermeniz yeterli. Bunu illa bilinçli yapmanız da gerekmiyor. Herhangi bir tetikleyici bilinçaltınızı harekete geçirip sahte komut da verebilir. Sonra tepinirsiniz ‘Ben bunu yapmak istemiyorum aslında’ diye ama iş işten geçer.

Özellikle rutin bir hayatınız var ise, her gün aynı zaman diliminde aynı şeyleri yapıyorsanız siz yarı yarıya otomatik pilotta yaşıyorsunuz demektir. Yol yürürsünüz nereden geçtiğinizi bilmezsiniz, araba kullanırsınız sağınızı solunuzu görmezsiniz, yemek yersiniz ne yediğinizi hatırlamazsınız, öylece yaşar gidersiniz. Bu durumda beyin de rahattır, işini bildiği gibi, çok da kendini yormadan yapar, rahatına bakar.

Oysa diğer türlü; aktif, değişken, meraklı, enerjik, idealist insanların beyni pek otomatik pilota geçemez. Devamlı işlenmesi gereken yeni bilgi geliyordur, çözülmesi gereken problemler, çalışılması gereken projeler, araştırılması gereken konular vardır. O yüzden de tetikte bekler, kendini hazır tutar. Bundan da pek hoşlanmaz aslında. Bunun için yeniliklere karşı direnir, yeterli tekrar yapılana kadar kabul etmez, işine yaramadığını düşünürse, daha önce var olan bir bilgiyle birleştiremezse içeri ( kalıcı hafızaya) bile almaz.

Bu tür zamanlarda neredeyse beyninle karşılıklı savaşa girersin. Hele bir de huyunu suyunu, nasıl çalıştığın, nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığını, işlem yaparken hangi hormonları kullandığını, dinlenme ve aktif çalışma saatlerini, çalışma prensiplerini, en büyük korkularını bilmiyorsan bu savaşta çok zorlanırsın. Bunları bilen bile bazen baş edemez de, güzellikle, huyuna suyuna giderek iş yaptırmaya çalışır.

Ben bu yüzden beyinle ilgili çok okurum, araştırırım, merak ederim. Zaten ev hanımı konumundayım, yani fiziksel ve zihinsel aktivitelerim daha çok tekrarlanan kategorilerde. Bu yüzden günlük rutinimde zihnimi çok fazla kullanmamı gerektirecek aktiviteler yok. Uzun süre otomatik pilotta yaşayabilirim.

Bazı insanlar bundan hoşlanır. Siz onları herhangi bir şey için motive etmeye çalıştığınız da ilk cümleleri ‘Ne gerek var ki’ olur. ‘Böyle iyim ben, uğraşamam, yapsam ne olacak, bundan daha mı iyi olacak, elimdeki bana yetiyor ki’ gibi cümleler klasikleri arasındadır. Onlar için zaman kaybetmeye gerek yoktur.

Bazıları çok uzun süre böyle yaşadığı için ataletine yeniktir. İstese de hareket edemez. Onların cümleleri de ‘ ya çok istiyorum aslında ama yapamam, benden geçti, bu saatten sonra olmaz, olsa güzel olurdu ama inanmıyorum, ….. dan sonra düşünüyorum’  Ama o sonra bir türlü gelmez tabi. Bu grupta iyi bir motivasyon ve destekle yarı yarıya başarı sağlanabilir. O bir yerlerine sıkışmış enerjiye ulaşılabilirse.

Bazıları ise hayatta derin bir uykuya geçmiştir bile.  Aman onlara dokunmayın. Direksiyon başında uyuyan adamı uyandırmak gibidir, irkildiği anda ne yapacağı hiç belli olmaz. Zamanını, enerjisini, insanları boş yere harcayan, uğraştıran, gereksiz insanlar çıkar onların içinden. Onlar uyusun bırakın. Dünyadan haberleri olmadan, etliye sütlüye karışmadan, ben niye varım sorusuna uzak, bahçedeki bitkiler gibi uysunlar.  Onlar da lazım dünyaya.

Gelelim ben gibilere.  ‘Hayır, kontrolü asla bırakamam’ nidaları arasında debelenip duranlara. Ben gibiler uzaktan keyiflidir. Renklidir, eğlencelidir, ilginçtir. Devamlı yeni bir şeyler öğrenirsiniz. Aklınıza gelmeyecek şeyleri araştırırlar, bulup çıkarırlar, heveslidirler, motivasyonları yüksektir. Beyinlerini yanıltmayı, onunla oyun oynamayı, zorlamayı severler. Ha bu tiplerin başarı oranı tartışılır. Tek bir alana yoğunlaşamadıkları için, dikkatleri dağınık, kontrolcü ve mükemmeliyetçi oldukları için hayatlarında çoğu şeyleri yarım kalır. Bazen buna ilişkileri de dahildir. Bu insanlara ne zeki ne değil diyebilirsiniz. Zeki dediğiniz anda çok salak bir şeyini görebilirsiniz ya da kafası çalışmıyor dediğiniz anda sizi şaşırtabilir. Küçük bir ansiklopediye benzerler çok fazla konudan azar azar bilgiye ulaşabilirsiniz ama derine inemezsiniz. Genelde aktarımcı olurlar ve hatta bilgiyi aktardıkları anda görev bitmiş edasıyla yeni konuya geçebilirler. Her şeyi bilmek isterler ama aldıkları bilgiyi nerede nasıl kullanacaklarına dair çok fazla düşünmezler. Bir nevi bilgi obezi gibidirler. Ama bu insanlar eğer doğru konumlanır, yeterli yetki ve sorumluluğa sahip olurlarsa çok başarılı olurlar. Yalnız şu ayrıntıyı da es geçmemek lazım, para pul konusunda zayıftırlar. Hesap kitaptan pek hoşlanmazlar. Hobileri çok olan insanların malzeme ihtiyacı da çok olur, hırs ve heyecan içerisinde, hedefe ulaşmak için de pek sağlıklı düşünmeyebilirler, bunu unutmamak gerek.

Beyne bakmak lazım, onu tanımak, ilgilenmek, iyi geçinmek ve güzel kullanabilmek lazım. Çünkü bu hayatta ki güzel odaların anahtarı onda.

Hayatın daha kolay, daha keyifli, işe yarar geçmesi bir tarafa;  varoluş amacımız olan, neslin devamı sorumluluğumuz içerisinde gen kalitesini düşürmemek için beynimizi kullanmak zorundayız. En ilkel varoluş amacımız neslin devamı ve bütün sistemimiz bu amaca yönelik kurulmuş. Öğrenilen bilgiler gen ile nesillere aktarılır ve sistem kötü geni eler.

Yani beynini kullanmazsan, bir süre sonra yok olursun…

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir