DSCN0877

Camdan Esaret

Beş tane aç maymunu bir kafese koyarlar. Tepelerine muz asar, ortaya da bir merdiven yerleştirirler. Maymunlar muzlara ulaşmak için merdivene yöneldikleri anda hepsinin ıslanacağı şekilde üzerlerine bir kova buzlu su dökerler. Bu olay birkaç kere daha tekrarlandıktan sonra, kafesteki maymunun birini, yenisi ile değiştirirler. Yeni gelen maymunun muzlara yöneldiğini gören diğer dördü, ıslanma korkusu ile onu döverek engellerler. Sonra maymunlardan biri daha yenisi ile değiştirilir ve aynı şekilde o da dayak yer. Üçüncüsünü ise en şiddetli dövenler, son giren ikisidir. Nedenini bilmeseler de ortama ayak uydururlar. En son hepsi yenileri ile değiştirilir. İçeride önceden ıslanan hiç maymun kalmamasına rağmen hiçbiri muzlara uzanmaz. İşte buna Öğrenilmiş çaresizlik denir.

Topluma bu farkındalık penceresinden bakıldığı zaman o kadar çok örnek görülüyor ki. İnsanların farkında olmadan kendilerini hapsettikleri cam fanuslar inanılmaz. Kendileri ile birlikte başkalarını da camdan esarete sürüklediklerini görmek ise can yakıcı.

Basit olarak bireysel depresyon halinden, toplumsal yönetim şekline kadar bu konuyla ilgili. Nice toplumlar nüfusları yüksek olmasına rağmen, çok daha az sayıdaki insanlar tarafından sömürülebiliyor veya kölelik yaşayabiliyorlar. İnsanlara çaresizliği öğretmek hiç de sanıldığı kadar zor değil.

Yalnız bu deneyde çok küçük bir ayrıntı var. Maymunlar buzlu suyu yiyenler ve yemeyenler olarak ikiye ayrılıyor. Birinci gurubun merdivenden çıkmamak için nedenleri var. Bir kaç kere çıkmayı deniyorlar, sonucunda bir bedel ödüyorlar ve en sonunda da pes ediyorlar. Diğerleri ise ne, neden dayak yediklerini biliyor, ne de yeni gelenleri neden dövdüklerini. Onların da ötesinde tepede duran muzlara neden ulaşmadıklarını hiç bilmiyorlar. Sadece sorgusuz sualsiz toplumsal döngüyü devam ettiriyorlar.

Bu olay her gün insanlar arasında ne kadar çok yaşanıyor. Bir şeyler başarmaya uğraşan insanlara en büyük tepkiyi, deneme cesaretini hiç gösteremeyenler verirler. Bazı kuralları çok keskin biçimde savunanlar, çoğu zaman, o kurallara neden uyduklarını hiç sorgulamayanlardır. Örf, adet, gelenek, görenek başlığı altına yuva yapmış tahtakurusu alışkanlıkları en çok savunanlar, yine yerinden kımıldamaya cesareti olmayanlardır.

En çok üzüldüğüm insanlar, yetenekleri olduğu halde bu konuda bir şey yapmaya cesareti ve isteği olmayanlardır. Toplumsal önyargıda onlara destek oldu mu, daha da güçlü hissederler kendilerini. Çaresizlik cümleleri o kadar çoktur ki. “Uğraşsam da yapamam, zaten izin vermezler, milletin çenesini çekemem, onu becerdim diyelim sonrasında ne yapacağım, başarabileceğimi sanmıyorum, olsaydı bana gelene kadar kaç kişi yapardı, zamanım yok, halim yok, imkânım yok, onun için çok uğraşmak lazım, çok zor çook.”

Hayata karşı zaten 1-0 yenik başlamış insanlar bir de toplumdan, hızlandırılmış çaresizlik eğitimi aldılar mı tamam. Profesyonel çaresizler ordusunun önüne kimse geçemez. Bu insanlar anne baba olur çocuk büyütür, öğretmen olur insan yetiştirir, daha bir sürü şey olurlar.

İnsan beyni’nin bir olay karşısında ilk yargısı çok önemlidir. Eğer ben bunu başarabilirim diye düşünürse beyin ona göre çözümler bulur. Yok daha denemeden, sorgulamadan, analiz etmeden, ben bunu yapamam derse beyin bu seferde yapamaması için bahaneler üretmeye başlar.

Başarılı insanlar 100 kişi içerisinden umutsuz, çaresiz, amaçsız 99 kişiyi değil, azimle imkânsızı başarmış, kalan bir kişiyi örnek alırlar. “99 kişi becerememiş ben mi yapacağım” düşüncesi yerine, “bir kişi başardıysa ben de başarabilirim” felsefesi üzerine yola çıkarlar. Onlar öğrenilmiş çaresizlik dersinden sürekli sınıfta kalırlar.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir