Çöp Kraliçesinin Sihirli Tüneli

              Dünyaya hep, boyumuz hizasında  yatay eksenden bakıyoruz.  Oysa hafif bir açı değiştirdiğimizde birden bire her şey değişebiliyor. Serbest zamanlarda, kafam yukarılarda gezmeyi seviyorum.

      Biz aşağılarda koştururken tepemizde duran ve bazen farkında bile olmadığımız binalarda kimler yaşıyor, neler oluyor, merak ediyorum.

       Akşam gezmesinden döndüğümüz bir gün, kırmızı ışıkta dururken ilerilerde bir balkon ilişiyor gözüme. Üç katlı, çok girişli eski bir Rus binası. Binanın üst katlarında da bir bahçe balkon.

        Sağındaki solundaki bütün ferforje balkonlar çıplakken, o balkon yemyeşil. Balkon demirinden boynunu uzatan renkli güller ve balkonu yutmuş yeşil, obur sarmaşıklar. Diğer balkonları çıplaklığından utandıran sihirli balkon, aşağılardan bakınca huzur kokuyor.

     Bu fotoğrafı çektiğim anda birden kendimi Ankara da buldum. Kayra derste ben de bahçede bekliyorum. Yine kafam yukarılarda derken uzaklardan gözüme bir teras takılıyor. 4-5 katlı eski bir binanın en üst katı. Proje de ‘Buraya da güzel bir çatı katı yapalım’ havalarından çok, ‘şurada da biraz yer kaldı, kapatıverelim’ edasında bir daire.

        İçinde yaşayanlar da sanki bu duruma inat ‘ bizde, işte tam buraya güzel bir dünya kuralım’ demişler. Öyle zengin bahçe mobilyaları, salıncakları falan ne gezer. Duvarın dibinde, saksıların arkasından ucu görünen, küçük kare bir masa, arka tarafında da ucuz bir sahil şemsiyesi.  Bir an yukarı çıkıp, ‘balkonda çay içebilir miyim? ‘diyesi geliyor insanın.

       Bu evlerde yaşayanlar nasıl insanlar olabilirler ki. Şartları ne olursa olsun, yaşadıkları ortamları güzelleştiren, doğayı seven, keyifli, başka canlıların sorumluluklarını alacak kadar disiplinli insanlar olmalı.  Etrafta onlarca balkon varken neden sadece onların terası cennet bahçesi gibi. Demek ki onları diğerlerinden farklı kılan bir şey var. Nedir o?

        O şey neyse, aynısından Rus binasında yaşayanlarda da var. Ellerinde dış dünyaya açılıp nefes alabildikleri bir balkonları var. O nefesi de kaliteli alalım demişler. Belli, öyle uzun uzun tatillere giden tipler değiller. Nereden mi anlaşılıyor? Uzun tatillere gidecek adam, öyle bahçe balkonlar yapamaz. Çiçeklerini kimseye bırakamaz. Bırak bahçeyi, kimse kimsenin iki saksı çiçeğine bakamıyor.  O bahçeyi yapan adam, belli ki yaz kış o evde. Kendine yaren aranıyor.

    İşte bu anlattığım tipteki insanların kraliçesi bizim apartmanda. Orta boylu, beyaz tenli, hafif de etine dolgun, güler yüzlü bir hatun. Yüzündeki gülümseme çoğu zaman muziplik kokar. Yine neyin peşinde acaba dedirtecek cinsten. Bir eli mavi önlüğünün cebinde, gülerek yaklaşır yanıma. ’ Nasılsın ablaa?’ Sözde görevi, apartmanın temizliği ama bence özde görevi çok daha farklı.

      Bizim apartman, iki girişli, 16 katlı bilmem kaç daireli heybetli bir kule zindanı. Her gün o apartman kapısından kaç kişi girer çıkar, kim neyin, ne kadar farkında, benim gördüklerimi kaç kişi görüyor hiç bilinmiyor.

     Birkaç günde bir bizim girişin dekoru değişir. Dinleyin şimdi hikayemi:

         Bir ara tam girişte kapını karşısında inanılmaz güzel bir takvim vardı. Geldim gittim ‘ben bunu istiyorum’ dedim.  Aradım taradım onu oraya kimin astığını bir türlü bulamadım. Sonunda dayanamadım güvenlik görevlisine ‘Ben bunu alsam yerine başka takvim koysam olur mu?’ diye sordum o da ‘al’ dedi. Aldım geldim eve ama asanı bulamadığım için bir türlü içime sinmedi. Birkaç gün sonra tekrar götürüp yerine astım. Kapının tam karşısında ki mavi nazar boncuğunun altına. Bir yandan da düşünüyorum kim apartmanın içine takvim asar ki?

  Aradan kısa bir zaman geçti, bir gün dışarıdan geldiğimde evin kapısında takvimi asılı buldum. Kim koydu derken, ertesi gün kraliçe yolumu kesti. ‘ Abla takvimi beğenmişsin, ben getirmiştim onu, al sen.’ Sen miydin dedim onu kapıma asan.’ Hee ‘ dedi gülümseyerek. ‘Bu giriştekileri de sen yapıyorsun değil mi?’ dedim. ‘Evet abla’ dedi.

    Bizim kraliçe her gün 16 katın çöpünü topluyor. Bu arada da, çöpe atılan orijinal şeyleri ayıklıyor, temizliyor, düzenliyor girişe dekor yapıyor. Kurumuş çiçekler, vazolar, saksılar, tüller, güller. Artık ne bulursa. O yüzden de dekor sabit değil. Dönemin çöp çeşidine göre değişiyor. En eğlenceli zamanlar tabi ki sevgililer günü, bayramlar, kadınlar günü, doğumlar,düğünler. Bu dönemlerde hediye paketleri ve çiçek sayılarında artış oluyor. Bazen ben bile hayret ediyorum atılanlara.

       Kraliçe fakir. Çalıştığı para dişe dokunur değil. Daha çok bahşişlerden ayakta duruyor. Kendisi bu apartmanda yaşamıyor. Ama apartman onun işyeri. Bazen benimle çene yapmak için asansörle yukarı çıkarıp, iniyor. O asansördeki ev sahipliği görülmeye değer.  Ben apartmanın girişi diye sallayıp geçsem de o aslında işyerini düzenliyor. Karakterine uygun hale getiriyor, yerleştiriyor. Elindeki imkanlarla etrafını, dünyasını güzelleştiriyor. Kimse ondan bunu istemiyor. Birçoğunu bunun yaptığından haberleri bile yok. Çoğu kimsenin umrunda da değil. Kapıdan girip beş karış suratla asansöre biniyorlar. Ya da elindeki telefondan etrafına dönüp bakmıyorlar bile.

     Halbuki kraliçenin yaptığı o kadar muhteşem bir şey ki. Kimse farkında değil ama bizim evimiz apartman kapısında başlıyor aslında. Onun sayesinde evim dediğimiz yere her gün başka bir kapıdan giriyoruz. Sıkıcı ve soğuk bir kapı aralığı yerine, keyifle süslenen sihirli bir tünelden geçiyoruz.

    Anlamı bulabilmek için hayatın ayrıntılarını görebilmek lazım. Aranılan mutluluksa eğer, otomatik çalışan bir beyinle, rutinleşmiş bir yaşamla zor o iş.

      Hani bazen, çok önemli olduğumuzu düşünüyoruz ya, çok çalışıyoruz ya, çok yoğunuz ya, problemlerimiz çok fazla ya, hiçbir şeye zamanımız yok ya, hiçbir şeye yetişemiyoruz ya işte yaşamak böyle olmuyor.

      Biz sadece hayatın kabasını alıyoruz. Asıl yaşayanlar sakin bir şekilde, daha derinlerdeki manzaranın tadını çıkarıyorlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir