deco_1151680

Engelliler Neden Kabul Edilmez?

Biz, engelli insanların farlılıklarını kabul ettirerek, topluma entegre etmeye çalışırız. Yaşanılan bütün problemlerin temelinde insanların birbirini oldukları gibi kabul etmemesi yatıyor. Peki şöyle bakarsak normal denilen insanlar arasında ki farklılıklar, engelli statüsüne koyduklarımızdan çok mu az. Biz kendimize benzemeyen birini kolay kabul edebiliyor muyuz? Herkesin ve her şeyin tek olduğu, tamamen birbirinden farklı olduğu bir evrende farklılıklar yüzünden çatışmaların çıkması ironik bir durum. Hele de herkesin içinde bir yerlerde ben tekim, özelim, bir taneyim gibi ego sesleri yankılanırken, başkalarını farkı yüzünden dışlamak çok komik.

İnsanlar neslini güvenle devam ettirebilmek için gruplar halinde yaşamak zorunda. Bu hem güvenlik için, hem de neslin devamı için  gerekli olan en büyük şart. Uzun yaşayan insanların en büyük ortak özellikleri ne sağlıklı beslenme ne de başka bir şey, sadece sosyal gruplara dahil olmaları. Daha küçük topluluklarda yaşamaları.

Peki bu gruplar nasıl oluşuyor? Ortak paydalarla oluşuyor ve sonra kendi içlerinde çoğalıyorlar. Coğrafya, gen, din, ırk, fikir bir sürü etken var. Alanında uzmanlar bunları gayet net olarak açıklıyor zaten.

Problemin çıktığı nokta bu sosyal grupların gereğinden fazla kalabalıklaşması ve kontrolden çıkması.  Temel etkenlerin çeşidi çoğaldıkça yönetim zorlaşıyor. Toplum çökmeye başlıyor. Yönetime aykırı şekilde, kendi içerisinde de hala gruplaşma eğilimleri devam ediyor. Dine göre, sosyal statüye göre, tipe, zevke, mantıklı olan olmayan birçok faktöre göre gruplar oluşmaya başlıyor. Çünkü genetik olarak içimizden bir ses hayatta kalabilmek için bir yere dahil ol, ait ol diyor.

O zaman işte farklılıklar göze batmaya başlıyor. Sen, ben, biz kavgası başlıyor. Temel amaç ve içgüdü doğru ama uygulama ilkel. Buna da çok şaşırmamak lazım zaten insan daha ilkel bir varlık.

Bu itişmeler, kakışmalar içerisinde, engellilerin kabul görmediği nokta neredeyse sistemin başlangıç noktası. Kavanozdaki en büyük taş. Genel ve bütün canlılarda var olan özellik; soyu kaliteli olarak devam ettiremeyecek üye elenir. İşte buna uygun olmayanları, bariz özellikler gösterenleri doğrudan etiketliyoruz. Engelli. Ancak kültür seviyemiz yükseldikçe, zekamız güdülerimizin bir miktar önüne geçtiğinde, kendimizi zorlayarak, onlar da bizim bir parçamız deyip kabullenme ve koruma yoluna gidiyoruz ama daha o kadar ileri değiliz. Bunu çok kolay kabul edecek kadar gelişemedik daha. Bunun için hayati tehditlerin olmaması gerek. En temel ihtiyaçların, yemek, barınmak ve güvenliğin endişe edilmeyecek şekilde sağlanması gerek. Toplum ancak kendini güvende hissederse farklı olanı tahdit olarak algılamaz ve kabul eder. Diğer türlü yemek kısıtlıysa, sağlam olanındır öncelik çünkü soyu devam ettirecek o, saldırıda kaçmak gerekirse yavaşlatıcı unsur istenmez. Çok temel kurallar aslında.

İşin bir de diğer boyutu var. Seçilmiş gruplar içerisindeki çekişmeler. Bunlar da farklılıklardan kaynaklanıyor.

Ben gibi olmayanı kabul etmem. Ama kültür seviyem yüksekse, bu ne demek? Yani beynimde düşünmemi sağlayan kelime sayım fazlaysa ve o kelimelerle çok fazla kombinasyon kurabiliyorsam, daha geniş düşünüyorum demektir. İşte o zaman daha hoşgörülü olur ve kabul etmesem dahi sakince uzak durmayı akıl edebilirim. Bu zannedilen kadar kolay bir şey değil.

En çok arıza çıkaranlar ya hiç bir şekilde bir gruba dahil olamayan insanlardır ya da içinde bulundukları toplulukta savaşçı seçilen insanlar.  Bu iki tip de kendini hep tehdit altında kabul eder ve saldırı pozisyonuna girer. Ait olduğu grubun temel özellikleri ne ise onu savunur. Din, para, statü, coğrafya, fikir….

Kendinden olmayan seni tehdit eder, ondan önce sen saldır sloganıyla yaşarlar.

İnsan daha gelişiminin çok başında olan ama gözü hep yükseklerde olan cesur bir varlık. Ama ne kadar gelişirse gelişsin, ne kadar eğitilirse eğitilsin yaradılış güdüleri hiç değişmeyecek.

Son olarak okları kendime çevirirsem eğer, benim de asla kabul edemediğim ve beni çok öfkelendiren farklılıklar var. Sahip olduğu beyni kullanmayan insanlar mesela. Onu kullanmadığı için küçük dünyalarında ama dışarıyı rahatsız edecek kadar fazla gürültüyle yaşan insanlar.  Bir beyne sahip olup, tıbben normal statüsünde olup, onu kullanmayan insanlar benim için en büyük engelliler ve en bu dünya için de en büyük tehditler.   Kısaca sabotajcılar da diyebiliriz. Ne yapayım ben de ilkelim ve bu tür farklılıkları kabul edemiyorum. Diğer problemim ise; ki bu ömrümü kısaltacak olan en büyük problem hiçbir gruba, topluluğa ait olmamak sanırım. Bu kötü bir şey…..

Bence herkes bu soruların cevabını kendine verebilmeli: tahammül edemediğin farklılık nedir? Hangi gruba ait hissediyorsun? Senin için en büyük tehdit nedir? Sistemin neresindesin? Savaşçı mı, besleyici mi, öğretici mi, yol açıcı mı, düzen sağlayıcı mı, bakıcı mı, taşıyıcı mı, yapıcı mı?

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir