kim kimin balyozu_480x280

Kim Kimin Balyozu?

  35’e kadar insan geleceğe bakarak ilerliyor, 35’ten sonra ise geçmişi peşinde sürüyerek. Önemli olan peşinden sürüdüğün çuvalın boyutu ve ağırlığı. Ağır bir çuvalla çok ileri gidilemez. O zaman iki seçenek var; ya çuvalı ağırlaştırmayacaksın ya da taşımayacaksın.

Şöyle bir bakarsak, güzel olaylar ve sevilen dostlar baskülde hafif ama pahada ağır şeyler. Kötü olaylar ve sizden nefret eden insanlar ise baskülde oldukça ağır gelen şeyler. Tabii bunların da kendine göre bir kıymeti vardır.
İnsan kendini düşündüğü zaman, bir noktada melek sanabilir ama üzgünüm, bu dünyada kendisinden nefret edilmeyen insan olamaz. Bir insanın, bu kadar farklı insan, görüş, düşünce, karakter, ahlak anlayışı, yaşam tarzı vs. varken herkesle çok iyi anlaşabilmesi söz konusu olamaz.
Bir insandan nefret edilmesi için illa münakaşa etmesine veya bir çatışma yaşamasına da gerek yok. Öyle zamanlar gelir ki insanın sahip olduğu herhangi bir şey karşıdakinin ondan ölesiye nefret etmesine neden olabilir.
Kadınlar arasında bu bazen güzellik, erkekler arasında ise para olabilir.
Büluğ çağı dediğimiz dönemde, yavaş yavaş sosyal karakter gelişmeye başlar. İnsanın yaradılışından gelen özellikleri, sosyal ortamlara girmesiyle şekillenmeye başlar. Bu bazen çok yumuşak olabilir, bazen de çok sancılı.
Üniversiteye geldiği zaman insan, büyüdüm sanır ve kendine keskin köşeler çizer. “Ben buyum” diyebilecek kadar cesur, dünyaya meydan okuyabilecek kadar gözü karadır. Zaman içinde o köşeler yavaş yavaş törpülenmeye başlar. Kimi yerde yuvarlanmayı öğrenir, kimi yerde düşüp kalkarak zikzak çizmeyi.
Herkes iyi olsa, herkes birbiriyle anlaşsa insan nasıl şekillenecek. Birileri birilerinin balyozu olmak zorundadır.
Üniversite bitince ”Off, işte şimdi oldum ben yaa!” der, “En temiz işi de, en yüksek maaşı da hak ediyorum ben.” O zaman hayat der ki “Yook, sen daha olmadın, senin için daha çok planım var.” Bu sefer o törpünün dişleri biraz daha incelir. Bu zamana kadar kabaca şekil verildi, artık ince ayara geçildi.
Hadi bakalım evlenme zamanı. Dünyada her insanın yamuk yumuk şekliyle örtüşecek başka bir insan vardır. Bazen insanlar doğru parçayı bulur, hafif bir esnemeyle ve ufak tefek oynamalarla birleşir. Bazen de yanlış parça üzerinde inatlaşır da inatlaşır. Hayat kibarca der ki “Olmaz”. İnsan inat eder: “Olacak“. ”Peki o zaman” der hayat ve başlar yeni şekillendirme çalışmalarına. Birkaç bölüm kırılır, kimi törpülenir, kimi eklenir, zorlayarak da olsa yerleştirilir. Bu sefer ortaya ne kendi gibi olan ne de karşıdakine uyum sağlayabilmiş, ne olduğu belli olmayan insan karakterleri çıkar.
Öyle böyle derken şekillenmenin tamamlanması 35-40 yaşı bulur.
Eline bir çuval verirler, “Al, bu senin geçmişin” derler, “Sen bunlarla bu hâle geldin.”
Boş bir zamanında çuvalı dökersin önüne, başlarsın sorgulamaya. “Ben neden böyle yapmışım, bu adam neden bana bunu yapmış, ne kadar aptalca veya ne kadar akıllıca davranmışım, bunları ne düşünerek yaptım acaba, iyi ki böyle yapmışım, keşke yapmasaydım.” Çoğu incelenir, yorumlanır.
Bir zaman gelir, her insan kendi içinde yapar bu muhasebeyi. Hayata karşı kimi alacaklı çıkar, kimi borçlu. Cümleler ”Şimdiki aklım olsaydı” diye başlar bazen.
İşte bazı insanlar, yaptıkları bu muhasebeden sonra alacak verecek defterini yakar, her şeyi sıfırlarlar. Çuvaldaki güzel şeyleri tekrar yerine koyar ve yollarına devam ederler.
Kalanlar ise hayatlarının sonuna kadar, giderek ağırlaşan çuvallarını olduğu gibi peşlerinde sürürler…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir