Lafın Beli Kırıldı

İnsanların karakterini çözmek aslında çok kolaydır. Birkaç tavır ve hareket, üzerine birkaç da cümleyi dikkate aldınız mı tamamdır. Büyük bir bölümü çözülür.
Bir insan, ilk on dakika içerisinde başka birinin özel hayatı hakkında iştahlı bir biçimde konuşmaya başladıysa ve siz uyarıp konuyu kapattığınızda suratını asıp kıvranıyorsa, o insandan uzak durmak gerekir.
Bu durum cinsiyetten ziyade eğitim, kültür ve ahlak seviyesi ile ilgilidir. Birçok toplantıda bu konu hakkında ilginç sohbetlere şahit oldum. İnsanlar sohbet arasında başkaları hakkında konuşmanın ne kadar kötü olduğundan bahsediyorlar, sonra güya örnek verme amacıyla birilerini çekiştiriyorlar ve tekrar başa dönüyorlar. Bu beni çok güldürüyor. Bir de “Kimseden konuşmayacaksak ne konuşacağız” diye soran tipler var, ya da “Konuşmazsam dilim şişer” diyenler.
Kadınların sabah kahvesi eşliğinde iki lafın belini kırmaları, erkeklerin on çayında rakiplerini çekiştirmeleri aynı kapıya çıkıyor.
Toplumda dedikodu cinsiyete göre değerlendiriliyor. Bu özellik daha çok kadınlara mal ediliyor. Mesleğim gereği uzun süre erkek egemen bir iş ortamında (sanayide) bulundum  ve kesinlikle bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Sadece konular ve stiller farklı. Erkekler daha çok rakiplerden, elemanlardan, kimin ne kazandığından konuşurlar. Sonuçta kadınlardan hiç de  geride kalmazlar.
Dedikodu yapmıyorum diyeni duymadım. Ne kadar dikkat ederse etsin, merak duygusunun iç gıcıklayıcı gücüne kapılmayan insan yoktur. Sadece vicdanı gelişmiş ve gelişmemiş insan vardır. Vicdanı gelişmiş insan dedikodu yaparken kelimelerine biraz daha dikkat eder. Bir süre sonra vicdanı elvermez ve suçluluk duygusuyla ortamdan uzaklaşır. Diğeri ise konuştukça ve yeni havadis aldıkça iştahlanır. İştahlandıkça kontrolünü kaybeder. Bunun yan etkisi olarak da herkesin kendisi hakkında konuştuğunu düşünerek paranoyak olur.
İnsanlar neden ve ne zaman dedikodu yapar?  Cebinde paylaşacak kelimeleri olmadığı ve kendi hayatında sırları olduğu zaman. Kendi hayatında çok fazla gizlilik olan insan, birilerinin bunları öğrenmesinden korkarak konuyu hep başkalarına getirir.
Kendi hayatını sevmeyen, yaşamak istemeyen insan, başkalarının hayatlarına odaklanır. Onları takip eder, empati kurar, o hayatı kendinin yaşadığını hayal eder. Sonunda uyanıp gerçeği görünce de sinirlenir ve atıp tutmaya başlar.
Bilgisi olmayan insan bulunduğu ortamda açılan bir konuda konuşamamaktan korkar ve buna engel olmak için uzman olduğu konuyu açar, başkalarının hayatı.
Düşünüyorum da çok kitap okuyan ve kültür seviyesi yüksek olan insanların bulunduğu bir ortamda, herkes bilgisini paylaşmak ve diğerlerinden bir şeyler öğrenmek için çabalarken, birisi çıkıp da Hatice Hanım’ın yeni aldığı kürkten bahsetse ne olur. Böyle bir ortamda kim bundan bahsetme cesaretini gösterebilir. Bu demek oluyor ki dedikodu yapılan ortamlarda çıkıp insanları dedikoducu diye eleştirmek de bir paradoks. Dedikodu bir kişiyle olmuyor, bunun içinde uygun zemin ve paylaşacak insanlar gerekli.
Kuantum enerjisine göre birbirini düşünen iki insan arasında telepatik bir bağ oluşuyor. Çok sevdiğim insanlarla bunu çok deneriz. Yoğunlaşıp “Hadi beni ara” dersin, biraz sonra telefon çalar. Çalmadıysa mesajı almıştır ama meşguldür. Bu bilinç dışı da olur. Çok uzun zamandır görmediğin birini düşünürsün, bir iki gün içinde ya arar ya da karşına çıkar. Şu söz çok söylenir: “Tam da aklımdan geçiyordun”. Hatta bunu anlatan atasözümüz bile vardır:  “Kalp kalbe karşıymış”.
İşte, son dönemde bulunan bu sisteme göre, bir insan diğeri hakkında konuşurken aralarında telepatik bir bağ oluşuyor ve eğer karşıdakinin hoşlanmayacağı bir şey söylüyorsa onun negatif enerjisini kendi üzerine çekiyor.  Hatta halk arasında “Günahını almak” denir buna.
Saygı, vicdan ve inanç insanı şekillendiren kavramlardan sadece birkaçıdır. Bunlardan biri bile varsa, insan yaptığı hareketin doğruluğu veya yanlışlığı hakkında fikir sahibi olabilir. Bir insanda bunlar eksikse, bir de kültür seviyesi düşükse o insanın yapamayacağı kötülük yoktur. Eline geçen imkânları değerlendirenler daha büyük hatalar yapabilir, biraz korkak olanlarsa dedikoduyla idare eder gider. Aralarındaki tek fark cesaret, yoksa insanlık miktarları aynıdır.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir