Meleğin Kanadı Suratıma Çarptı!

Çizgi filmlerin çocuklar üzerindeki etkileri hâlâ tam anlamıyla çözülemedi. Faydalı mı, zararlı mı net bir karar yok ortada. Bununla birlikte şu da bir gerçek ki insan kaç yaşına gelirse gelsin, beynindeki bazı kavramların fotoğrafları çizgi filmlerden kalma.
Mesela iyilik ve kötülük denildiği zaman, benim aklıma ilk olarak sağ tarafta kanatları pırpır eden, tepesinde ışıklı daire olan, bembeyaz bir dişi, kötülük denildiği zaman da sol tarafta, rengi kırmızı, elinde bir orak, yüzünde burun hizasına kadar maske olan bir erkek geliyor. Sevap-günah denildiği zaman da ellerinde birer defter, kalem, görüntü tamam işte.
Şimdi şimdi düşünüyorum; “iyi” neden dişi, “kötü” neden erkek? Bu aksesuarlar ne işe yarıyor acaba? Kötünün elindeki orak, kötülük yap diye dürtmek için mi? İyinin tepesindeki ışıklı lambaya hiç anlam veremiyorum zaten. Çocukların beynine bir şeyleri kazırken, ileride gelecek bu tür sorulara da hazırlıklı olmak gerek işte.
İyi insan olmak için temelde iki şeye sahip olmak gerekli, vicdan ve empati. Kiminde bunlardan biri vardır diğeri yoktur. 
Kimsesiz çocuklarla ilgilendiğim dönemlerde, yurtlarda sık bulunuyordum. Bu vicdanlı ama empati engelli insanları da orada daha yakından tanıma fırsatım oldu. Kadın çoluğu çocuğu, konu komşuyu toplamış gelmiş çocukları ziyarete. Bu çok iyi bir şey çünkü çoğu insanı kolundan çekiştiriyoruz da gelemem diyor. Gelirken de bir sürü abur cubur getirmiş (meyve tercih edilir her zaman). Oturmuş, dizine de almış bir çocuğu seviyor, bu arada da kendi çocuğu annesini izliyor. Bu sırada anne, çocuklarla kendi çocuğu arasında iletişim kurmaya çalışıyor. Buraya kadar çoğu şey süper. Yanındaki oğluna diyor ki “Bak gördün mü annesi babası onu bırakmış gitmiş. Ne kadar yazık değil mi çocuğum, hadi onunla oyna biraz.” Hazır fırsatını bulmuşken de kendi çocuğuna eğitim vermek düşüyor aklına. “Bak yaramazlık yapar sözümü dinlemezsen ben de seni bırakırım buraya…”
İnsanlar gittiği zaman bizim çocuk soruyor bana: “Abla ben yaramazlık yaptığım için mi annem babam beni buraya bıraktı gitti?” Hadi bakalım, temizle kadının iyiliğini…
İşte bu, vicdanı olup oraya gelmeyi akıl etmiş ama empati yeteneği olmadığı için kendini o çocuğun veya kendi çocuğunun yerine koyamayan insan örneği.
Bir de diğer kombinasyon var. Empati yeteneği hasbelkader gelişmiş ama doğuştan vicdan özürlüler. Bunlar daha da fena. Kendi başına kötü bir olay geliyor, bir süre sonra yakınında başka birinin başına da aynı olay geliyor. Karşıdakinin ne hissettiğini, belki de ne kadar çok acı çektiğini biliyor, ama sadece kendi başına gelmediği için mutlu. Fırsatını yakaladı mı içinde birikenler teker teker dökülüyor. “Bak bende bir şey yokmuş, gördün mü senin de başına geldi aynı şey, şimdi anladın mı ben neler çektim, iyi oldu bu da sana ders oldu, beni anlamamıştın, yalan söylediğimi düşünmüştün, al işte sana, bir tek sen değilsin ya, kaç kişinin başına geliyor aynı şey büyütmene gerek yok…”
İkisine de sahip olanlar rahatlıkla iyilik yapabilirler. Amaa işe yarar mı acaba. Doğru yer, doğru zaman ve karşıdakinin hazır olması gibi ufak tefek gereklilikler de var. Eskiden annem birine zorla bir iyilik yapmak istediği zaman ”Bak, belki de hazır değil, dikkat et” derdim. Hep şu meşhur ipekböceği hikâyesini anlatırdım. Farklı versiyonları var ama en kısa ve klasik olanı şuydu sanırım:
Babası oğlunun, ipek kozasını bir çöple karıştırdığını görünce, yanına yaklaşmış ve ona ne yaptığını sormuş. Çocuk, “Çıkması için ona yardım ediyorum, açtığı deliği genişletiyorum. Böylece kelebek olup hemen uçabilecek” diye cevap vermiş. Babası ise “Bak, o senin zor olarak gördüğün işi yaparken yani o deliği genişletmeye çalışırken aynı zamanda da kanatlarını güçlendiriyor, eğer sen onun yerine bunu yaparsan çıktığı zaman zayıf kanatlarla fazla uçamayacak ve ölecek.” der.
Son zamanlarda, birilerine kendimce onun yararına olduğunu düşündüğüm bir şey için çok ısrar ettiğimde, bu sefer de annem bana hatırlatıyor bu hikâyeyi. Bilsen de ara sıra birilerinin hatırlatması gerekebiliyor işte…
Yapılacak iyiliğe karşıdakinin gerçekten ihtiyacı var mı, yoksa sen kendi vicdanın gereği mi buna karar veriyorsun.
Eğer bütün şartları iyi gözden geçirmezsen başına çok şey gelebilir. Bu ihtimaller içinde kötünün iyisi, yapmaya çalıştığın iyilik bir süre sonra görevin hâline gelebilir. Bundan da önemlisi dışarıda ellerini açmış bekleyen bir sürü vicdan avcısı insan var. Küçük görünen bir şey, dikkat edilmezse çok büyük zararlara yol açabilir de.
Benim anladığım kadarıyla, hem kendine hem de karşıdakine zarar vermeden, incitmeden, kırmadan iyilik yapmak sanıldığı kadar kolay ve basit bir iş değil.
Benim başıma da iyilikle ilgili kötü şeyler geldiğinde ve pişman olduğumda “Meleğimin kanadı suratıma çarptı!” diyorum.
Not: Bu yazı size Ankara’dan uçup geldi. Evet, kısa bir süreliğine kendi ülkemizdeyiz. Biz hasret giderirken belki birkaç günlüğüne uzak kalabiliriz. Oğluşkiyle birlikte Hakayde’yi size emanet ediyoruz.
En kısa zamanda görüşmek üzere…

“Meleğin Kanadı Suratıma Çarptı!” için 2 yorum

  1. Yuregine saglik Deyyancim, en az seninle sohbet etmek kadar buyuk bir keyifle takip ediliyorsun.

    Tr telefonunu gondersene konusalim mutlaka..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir