yapboz

Oyuncak Mühendisi

Ben kimim? İnsan kendini tanıtırken nereden başlar?

Hiç düşündünüz mü?

Örneğin ciddi bir ortamda önemli olduğunu düşündüğünüz birine kendinizi tanıtmanız gerekiyor. Sadece bir iki cümle kurabilecek kadar zamanınız var. Bu arada karşıdakini etkilemek ve akılda kalıcı da olmak istiyorsunuz. Giriş olarak adınızı soyadınızı söylediniz, ki eğer ilginç ve farklı bir adınız- soyadınız yoksa bu başlangıç için çokta kalıcı değildir. Arkasından gelen ikinci cümle ne olurdu?

     Resmi bir ortamda olabilirsiniz, hayranı olduğunuz biriyle tanışma fırsatı yakalamış olabilirsiniz, iş sahibi olarak karşınızdaki potansiyel müşteriniz olabilir, çalışmıyor olabilirsiniz. Adınızdan sonraki ikinci cümleniz ne olurdu?

Ben her gün işim gereği en az bir iki kişiyle tanışıyorum. Gerçi bu insanlar işyerime geldikleri için çoğu zam
an işyeri sahibi olduğumu, adımı soyadımı biliyorlar. Bilmeseler de odama gelene kadar öğrenmiş oluyorlar ama çoğu zaman anlamıyorlar. Gerçi çoğu ortamda adım anlaşılmıyor o ayrı konu da.

    Genellemeye bakılırsa ikinci olarak meslekler söyleniyor. (Bayanlar için bazen  eşlerin meslek ve sosyal statüleri akılda kalıcı ise tercih nedenidir. Ben …. eşiyim gibi.)

    Son zamanlarda ben kendimi anlatırken karmaşa yaşıyorum. Makine Mühendisyim diye konuşmaya başlasam oyuncak ve eğitim ne alaka diye bakışlar geliyor, öğretmenim desem diplomam yok, çocuk gelişimi hakkında konuşuyorum cümlemin en başında yanlış anlaşılmamak için ‘ evet bu konuda bilgi ve bir miktar tecrübem var ama ben pedagog ya da psikolog değilim’ diye özellikle vurguluyorum. Hafıza, Zihinsel matematik, hızlı okuma, ……. Eğitmenleriyim diyorum. Kafalar daha da karışıyor. Birde oyuncakçıyım yani.

Kendimi reklamlardaki çocuğun annesi gibi hissediyorum. Benim annem hem doktor he ayakkabı bağlayıcısı, hem öğretmen diye gidiyor ya.

En sonunda kendime bir meslek adı buldum.  Sadece bunu tescilleyecek resmi bir kurum arıyorum şimdilik.

 

   Herkes iyi bilir ki dünya da ticaret kadın ve çocuklar üzerine kuruludur. Erkeklere oranla bu iki kesimin tüketim sirkülasyonu biraz daha fazladır. Çocuklar üzerinde tekstilden sonra gelen ikinci konu ise oyuncaktır.

Hitap ettiği kesimin yaş aralığının küçük olması, piyasanın imajını basitleştiriyor gibi görünse de biraz kapısını araladığınızda karşınıza dev bir pazar çıkar.

  İşin ticari boyutu bir kenara, oyuncak, çocuklar için eğitim malzemesidir aslında. Çoğu zaman kağıt kalemden, harf ve rakamlardan daha çok şey öğretir çocuklara. Bu nedenle de sanılandan çok daha önemli bir kavramdır.

  İlla eğitim oyuncağı olmasına gerek yok ki gerçek hayatı modelleyen bebekler, evcilik materyalleri, arabalar ve birçok şey aynı zamanda eğiticidir zaten. Çocuk için oyuncak denilen şeyin illa satılan bir ürün olması da şart değil.

İş böyle olunca birde bunu tasarlayan üreten insanlar var. Bir oyuncakçı, malzeme bilmeli, tasarım bilmeli, mekatronik bilmeli, çocuk psikolojisinden anlamalı, çocuklardaki gelişim aralığını bilmeli, imalat yöntemlerini bilmeli, üretim aşamalarını bilmeli. 

Oyuncaklar kendi aralarında onlarca bölüme ayrılır. Ahşaplar, plastikler, zeka oyuncakları, otomatikler, tasarım oyuncakları…… her biri kendi alanında uzmanlık ister. Birinde uzmanlaşan diğerinden anlayacak diye bir şart yoktur.

   Büyük oyuncakçılar deli gibi tasarımcı arıyorlar. Zor yetişiyor, zor uzmanlaşıyorlar ve az sayıdalar. Bu da iyi para kazanmaları gerektiğini gösterir. Genelde  Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünden çıkıyorlar. Herkesin Makine mühendisi olmasına gerek yok ki o zaman tercihler arasında bu bölüm olsaydı ben giderdim.

 Gerçi şu anda işimi seviyorum. Bu hafta ekibimle tamamen ders  programları üzerine çalıştık. Aynı anda matematiği, hafızayı, oyuncakları ve bulmacaları birleştirdiğimiz bir program.  Bunlar birbirine nasıl bağlanır? Çocuklara eğlenerek öğrenmeyi nasıl öğretebiliriz? Beyin potansiyellerini keşfetmelerini nasıl sağlarız? Oldukça zorlu bir çalışma aslında.

    Bulmacaları zor yerleştirseniz bıktırabilirsiniz, çünkü artık çocuklar bilmedikleri ve  ilk defa gördükleri şeye merakla değil korkuyla yaklaşıyorlar. Nedeni derin mevzu fakat. ‘İlk cümle ben bunu sevmedimmm’ Anlattıktan sonra haa kolaymış bir tane daha yapalım mı? Oluyor. ‘Sevmedim’ kelimesinin değişmiş hali ‘kolaymış’. Bu ne demek ‘Zor olduğunu düşünüyorum ve uğraşmak istemiyorum, yapamayabilirim, başarısız olmak istemiyorum’ .   ‘Sevmedim’ kelimesinin tercümesi.

Program öyle ayarlanmalı ki, güçlerinin sınırını keşfetmelisiniz. Sıkacak kadar kolay, bıkacak kadar zor olmamalı. Bir de Matematik, hafıza, oyuncak ve bulmaca gibi 4 farklı alanı uyumlu geçişlerle birleştimek zorundasınız.

Hepsinden de öte uğraşılanı,  bunu 6 ile 16 yaş aralığında, 3 farklı seviye de yapmak. 6-9 yaş, 10- 12 yaş, 13- 16 yaş.

Bunu da başardık. Buraya kadar gelmesi kolay. Zor da – kolay.  

   En zoru ve benim içinden çıkamadığım kısım ise alanımın tamamen dışında. Bütün bunların ne olduğunu ve ne işe yarayacağını anlatmak.

    Bu kısmı birisi bizim yerimize halletse her şey süper olacak aslında ama olmuyor işte.

   Ben okurken de, kurslara giderken de başta ailem olmak üzere herkes sonunda ne olacağımı merak ediyordu. Birbirinden bu kadar farklı alanlar nerede ve nasıl birleşecekti. Sonunda bunların hepsi Kayra da birleşti. Anne oldum. Kayranın annesi oldum. Annelikten arta kalanları da israf etmemek için paylaşmaya başladım.

 

   On gün önce gece birden bire otururken karar verdim. Hakana döndüm ben ne olduğumu buldum dedim. Neymiş dedi. Oyuncak Mühendisiyim ben dedim. Güldü tabi ki.

Hayırlı olsun dedi :)

   

 

 

 

 

 

 

   

     

  

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir