Pratik Yaşama Sanatı

        Evimize karla geldik, Baküye kar getirdik. Düzenimizi kurmak sandığımdan da zor oluyor. Oğlum kalabalığa, ben de özgürlüğe çok alışmışız anlaşılan. Bu aralar hayatımdaki her şey indirim sepetindeki kıyafetler gibi birbirine girmiş durumda. Neyin ucunu çekince elime ne gelecek pek bilemiyorum. Aynı zaman diliminde yapmam gereken o kadar çok şey var ki.
    Zamanı iyi değerlendiren insanlara gıpta ediyorum. Aynı anda o kadar çok şeyi bir arada yapabiliyorlar ki. Gayet sakin ve keyifli görünüyorlar. Onlar bunu yaşam tarzı haline getiriyorlar. Kendimi düşününce çoğu insana göre çok da kötü  sayılmam ama yine de yapılacak çok şey var.
Bir bebekle yaşamak gerçekten zorlayıcı ama bir o kadar da eğlenceli. Birkaç seçeneğiniz var. Ya tamamen kendinizi ona adayacaksınız, ya onu birilerine bırakıp kendinizi ön plana alacaksınız, ya da birlikte ve dengeli hareket etmeyi öğreneceksiniz. Öyle bir sistem kurulmalı ki hem sizin hem onun yararına olmalı. İşte bu aralar yoğun olarak bu sistemle meşgulüz.
Benim mesleğimin de yan etkileri var tabi. Bunlar bazen gerçekten de komik sahnelere neden olabiliyor. Salonumuzdaki altı kişilik yemek masası benim çalışma masam olmuş durumda. Kitaplar, defterler, dosyalar ve kocaman bir kalemlik. Gelenlerin şaşkın bakışlarını görünce hemen açıklama yapıyorum ” Pratik yaşama sanatı üzerinde çalışıyorum da” Tabi sonra büyük bir kahkaha kopuyor.
Kayranın günlüğü, aktivite defteri, beslenme defteri, benim not defterlerim, eğitim kitapları, okuma kitaplarım sözlükler derken hepsi masanın üzerinde yığılmış durumda.
Bu sistem nasıl kurulmalı diye düşünürken önce ana paçayı yerleştireyim dedim. Tabi ki Kayra. Onun günlük ve haftalık programını yaptım. Ben de kendi programımı onun aralarına sıkıştırdım. Sonra hesapladım ki bana ait zaman sadece onun gündüz iki saat uyuma zamanı ve gece yattıktan sonraki iki saat. Yani benim en iyi ihtimalle toplam 4 saatim oluyor kâğıt üzerinde. Arada da biraz oradan buradan kırparız, bir iki saat az uyuruz derken idare edip gideceğiz artık napalım.
Eskiler bana bakıp gülüyorlar. “Biz kaç tane çocuk yetiştirdik, sen bir tanesiyle kitlenmiş durumdasın” diye. E düşünüyorum benim ek zaman için harcadığım zamanı onlar harcamıyorlarmış ki. Biz çocuk sosyalleşsin diye oyun okuluna götürüyoruz, onlarda bir sürü çocuk var, avluya bıraktın mı hepsi sosyalleşiyor zaten, biz özel oyun hamurları yoğuruyoruz çocuğun el becerileri artsın, ince motorları gelişsin diye, teyzelerim her sabah ekmek yaparlarmış çocuklarda bir köşede parça hamurlarla oynarmış, biz özel yemekler yapıyoruz tuz yok salça yok besin değeri şu olacak diye uğraşıyoruz, onlarda ortaya ne konursa herkes yermiş, biz önüne renkli kağıtlar koyuyoruz yırtsın diye asimetrik becerisi artacak diye onlarda çocuklar arasında kıyamet koparmış benim defterimi yırttı, kitabımı karaladı diye. Bir de üzerine şamarı yer otururlarmış.
Biz eskiden kendiliğinden oluşan uyaranları şu anda suni olarak oluşturmaya çalışıyoruz. Hatta benim çok beğendiğim ve şu anda modern annelerin favorisi olan Montessori eğitimi tamamen ilkel bir eğitim modeli. Aktiviteler, malzemeler, oyuncaklar doğal ve ev usulü. Benim canımı sıkan şey ise eskiden kendiliğinden oluşan bu ortam için şu anda fazladan çaba, zaman ve para harcamak. Çocuk için köye taşınan insanları ilk duyduğumda şaşırıyordum ama şimdi hak vermeye başlıyorum.
Bebeklerde ilk üç yaş dönemine emici zihin zamanı deniyor. Bu da “ Bebek bir şeyden anlamaz, önüne iki oyuncak koyayım gidip işimi yapayım” düşüncesinin pek de iyi olmadığını gösteriyor. Bu dönemde etraflarında gördükleri, duydukları, dokundukları her şeyi sünger gibi emiyorlar ve beyinleri bu doğrultuda gelişiyor. Bunun için çocuğa zorla ve anlamsız bir şeylerle oyalamak yerine, ortamını sağlıklı ve gelişime uygun hale getirmek gerekiyor. Televizyon ise bir bebeğin en büyük düşmanı.Bu nedenle şu anda bizim evde televizyon iptal edildi. Bu bize de inanılmaz zaman kazandırdı ki şu anda zaman benim için altın kıymetinde.
 İndirim sepetindeki parçaları teker teker katlayıp raflarına yerleştirmeye başladık. Alt taraflarda kalan kelimelerime ulaşabildim sonunda. Yavaş yavaş onları da düzenleyip yerlerine yerleştirebilirim artık.
Yazmayı ve paylaşmayı özledim. Kelimeler sabırsız…

“Pratik Yaşama Sanatı” için bir yorum

  1. Türkiye dönemi sonrası hayat kolay gelsin Deyyancım.Sen zeki ve becerikli kızsın herşeyi yoluna koyacağına inanıyorum.Sevgilerimle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir