Sistemi Sıraya Dizdiler

Adım atmak için dengenin bozulması, ilerleyebilmek için hep tek ayağın boşlukta olması gerekir.
Hiç risk almayan, hayatında hiçbir problem olmayan, kendini hiç boşlukta ve kararsız hissetmeyen insan ilerleyemez. Olduğu yerde, iki ayağının üzerinde sapasağlam durur. Sapasağlam durmak bazen hayatın önünde set olur.
Kaliteli yaşayarak hayatta ilerleyebilmek gerçekten emek harcayarak mümkündür. Herkesin kendine göre bir yaşam tarzı vardır. Fark şurada; kim hayatını yaşıyor, kim tüketiyor. Bunu da ancak insanın kendisi değerlendirebilir. Ömrünün sonuna geldiği zaman arkasına dönüp baktığında gerçekten gülümseyerek, mutlu olarak hatırladıkları ve aynı şekilde onu hatırlayanlar varsa eğer, o hayat ilmek ilmek yaşanmıştır. Yok, geriye döndüğünde dağlara erişecek kadar “keşke”si varsa, yanında gerçekten seveni yoksa işte orada tüketilmiş bir ömür vardır.
Biz sanıyoruz ki anlık aldığımız tüm kararlar bize ait, başımıza gelenler bizim inisiyatifimizde, her şey bizim kontrolümüzde. Oysa senden içeri bir sen var içinde. Tanımadığın atalarından gelen genler, enerjiler var hücrelerinde dolaşan.
İnsanın yüzyıllardır biriktirdiği gen mirası var. Aynı zamanda bilinçaltında, doğumundan itibaren süregelen anne, baba, çevre gibi etkenlerin birikimi var.
Bütün bunların yanında, son zamanlarda kuantum enerjisi diye nitelendirilen enerjiye bakılırsa, üzerimizde bir yerlerde birikmiş farklı enerji etkileri var.
Gezegenlerin durumunu da unutmamak lazım. Malum astroloji de insanı çok etkiliyor.
Kader dediğimiz ve hâlâ tam anlamıyla tanımlanamayan bir faktör de mevcut tabii ki hayatımızda.
Bu kadar etkenin içinde verdiğimiz kararların yüzde kaçı tamamen bize ait? Bence bu yüzde oldukça düşük.
Bir zamanlar “Aile Dizilimi” konulu bir seminere katılmıştım. Buna Sistem Dizilimi de deniyormuş. Benim için oldukça ilginç bir deneyimdi. Teferruatı çok fazla ama amaçlardan bir tanesi bu yöntemle insanın geçmişindeki olaylardan veya insanlardan üzerine sinmiş negatif enerjileri temizlemek.
Dışarıdan çok anlamsız ve saçma görünse de olayın içine girildiği zaman farklı bir şey olduğu hissediliyor. Uygulayanlar da hayatlarında değişikliklerin olduğunu söylüyor.
O kadarını bilemiyorum ama o eğitimde fark ettiğim şeylerden biri geçmişimizdeki, atalarımızdaki ve ailemizdeki karakterlerin şu andaki hayatımız üzerinde tahminimizden çok daha fazla etkisinin olduğuydu.
Bir atasözü vardır: “Dedesi erik çalmış, torununun dişi kamaşmış”.  Bu sistemin felsefesinin temeli bu atasözü üzerine kurulmuş. Ayrıca daha yakın geçmişte yaptığımız hatalardan kaçmayı bırakarak kabullenip rafa kaldırmayı öğrenebilmeyi ve çekirdek aile içindeki karakterlerin paylaşım şekillerindeki doğrular, yanlışlar ve sonuçları değerlendirmeyi de içeriyor.
Her insanın hayatında, bir yerlerde tıkanıklıklar, anlam veremediği çözülemeyen problemler, fark edip de anlayamadığı esrarengiz olaylar oluyor. Zamanla herkes bunlarla baş etme teknikleri oluşturuyor. Bu sistem de bir kısım insanın ürettiği bu baş etme tekniklerinden sadece biri.
İnsan önyargılı ve katı kurallara sahip olduğu zaman, öğrenebileceği bir sürü farklı şeyden feragat etmiş oluyor. Her insanın mutlaka, her şeyden öğrenebileceği bir iki kelimesi vardır. Hayata her zaman aynı, sabit pencereden bakmak bazen insanın kaybolmasına neden olur. Bir süre sonra bu fil hikâyesine döner. Kim neresinden tutarsa sadece o kadar sanır.
Bu sistem de önyargıya epeyce açık ama bence eğlenceli ve ilginç.
Bazı özel insanlar her sabah, kendini ve hayatı yeniden keşfetme isteğiyle güne başlarlar. İşte bu insanlar adım atarak değil, dans ederek yaşarlar hayatı. Çünkü düşmemek için sağa sola bağlanmış kalın halatları yoktur. Tek ayakları üzerinde denge kurarak ilerlemeyi öğrenmişlerdir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir