Üst Bilinçli Yaşamak

Bir ben var benim tanıdığım, eşimin tanıdığı başka bir ben, ailemin tanıdığı birkaç tane daha ve tanımadığım onlarca kişinin hayalinde onlarca ben daha. Benler çoğalınca mı gerçek ben oluyorum yoksa hepsi bana ait farklı parçalar mı? Acaba ben biliyor muyum ki kim olduğumu?
İnsanın kendini tanıması mümkün müdür gerçekten bilemiyorum. Bu bir bakıma, devamlı yuvarlanan bir topta köşe aramaya benziyor. Yine de insan bu çabasından vazgeçmiş değil ve dünyanın sonu gelene kadar da vazgeçmeyecek. İçindeki KORKU isimli duygunun kaynağı da bu bilinmeze ulaşamamak ya zaten. Bu  bir de MERAK duygusuyla birleşince ortaya felsefe çıkıyor işte. Bilimlerin şamar oğlanı. Gelen sataşır giden sataşır ama sonunda da çoğu bir yerinden bulaşır.
Kendime bir sürü farklı pencereden bakıyorum. Kendim gıyabında insana bakıyorum. Psikolojiden, kuantumdan, kişisel gelişimden, dinden, kültürden, sosyolojiden, genden, milliyetten, beslenmeden, fizyolojiden, beden dilinden, bilinçten… O kadar çok değişen etken var ki üzerimde, bütün bunların içinde insan kendinin ne kadarını çözebilir ki?
Lafa gelince; “ ben kendimi tanıyorum, eşimi tanıyorum, ailemi tanıyorum hatta ben insanları iyi tanıyorum”  diyen çoktur. Evet insanlar belirli kriterlere göre sınıflandırılabilir ve gruplara ayrılabilir. Karşıdakinin hangi gruba ait olduğunu fark etmek onu tanımak anlamına gelmez.
Bilinci üç bölüme ayırmışlar. İd (altbenlik), ego (benlik), süperego (üstbenlik). İd: doğuştan gelen, toplumsal kuralları tanımayan (bir bakıma hayvani) dürtüler. Ego: toplumun farkında olan ve kuralsız dürtüleri dengeleyen bilinç. Süperego ise kurallar ve toplumsal değerleri göz önüne alarak  doğru hareket şeklini belirleyen bilinç.
İnsanın her yaptığı hareket bu üç bilinç aşamasıyla ilgilidir. Yapılan hatalar ise bu aşamalardan birinin düzgün işlemediği anlamına gelir.
 İnsanı tanıma, eğitme, yönlendirme ve yönetmeyi meslek edinmiş insanların dışında, kaç kişi kendi hareketlerini buna benzer şekillerde analiz eder ki?
Yapılan hatalarda genelde en kolay olan “suçlama mekanizması” devreye girer, etrafta suçlanmaya en müsait kişi belirlenir ve etiketlenir.  Hele de karşıda “Suçlu benim” psikolojisiyle hayatını sürdüren biri varsa, problemler çok daha kolay halledilir. Bu tür evli çiftler vardır ve çok mutludurlar. Birisi her zaman için kendini suçlu ve sorumlu hisseden bir yapıya sahiptir diğeri de suçlayıcı karaktere ve birbirilerini çok güzel tamamlarlar.
Hatalar karşısında bahane sistemini huy edinmiş insanlar ise her zaman aynaya arka tarafından bakıp, istediklerini görürler.
İnsan birkaç dakikalığına da olsa kendine dışardan bakabilseydi neler görürdü kim bilir? Bir karmaşa ve koşturmaca içerisinde yaşarken neyi neden yaptığını çoğu zaman fark edemiyor. Kaçırdığı şeylerden bir tanesi de, onu şekillendirenin de yine o kargaşa ve koşturmaca ile geçen yaşam olduğu. Bu nedenle de hayata mola verip ellerine baktığında  boş buluyor.
İnsan ne kadar uğraşsa da tamamen kendini tanıyamaz. Sadece ordan burdan birazcık farkındalıkla en azından aynada baktığı kişinin hangi gruba ait olduğunu çözebilir.
“Kendini Bilmek” ile  “Bilinçli Yaşamak”  kardeş sayılır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir