92065280500c90bc63cd85d86fc6dde7_12791628331

Kim bilir belki bir gün…

Ben kendimi bildim bileli, hatta yazmayı öğrendiğim andan itibaren, yazıyorum. Günlük, mektup, deneme yazıları, blog, elime dilime ne gelirse yazıyorum.

Bu bir nevi kendimi ifade etme, kafamı boşaltma, sakinleşme, toparlanma, terapi yöntemi benim için.

Üç konudan birinde meslek sahibi olmak isterdim. Yazmak, fotoğraf veya mutfak. Bu üçü de gerçekten sevdiğim, öğrenmek istediğim kimi zaman profesyonel olarak yapmak istediğim şeyler.

İlk bloğumu anne-çocuk bloğu olarak açmak istemiştim. Kayra ile olan hikayemizi, onun büyümesini, benim yaşadıklarımı, öğrendiklerimi anlatacağım bir platform oluşturmak istemiştim. Sonradan gördüm ki bu bir nevi özel hayatın deşifre edilmesi anlamına geliyor. Kayra daha çok küçüktü ve yaşı ne olursa olsun onun hayatı da kendine özeldi. Onun onayı olmadan hayatının her anını açıkça paylaşmak bana etik gelmedi.  

Bir diğer taraftan da Kayra çok kişiye ilham kaynağı olabilirdi, motive edebilirdi, güç verebilirdi. Öyle zamanlar oldu ki bizim de güzel hikayelere ihtiyacımız oldu.

Bu yol karanlıktır. Yolun başında duyulan, okunan küçücük bir olumlu örnek birden yolunuzu aydınlatıverir. Sonradan karanlığa alışırsınız ve yolunuzu ışık yerine başka yöntemlerle bulmaya başlarsınız ama o zamana kadar ışığa ihtiyaç duyarsınız.

Sonradan düşündüğümde Kayraya ve kendimize bu misyonu yüklemekte haksızlık olacaktı. Ağır ve gereksiz bir sorumluluk olacaktı. Çünkü zamanla öğrendik ki eninde sonunda herkes kendi hikayesini yaşayacaktı. Ne utanırcasına saklamak ne de her şeyiyle deşifre etmek ikisi de çok mantıklı değildi.

Böylelikle benim blog, yazı bloğuna dönüştü. Bir taraftan çok okunsun, takipçisi çok olsun istiyordum, diğer taraftan da beni tanıyan kimsenin okumamasını. Çünkü rahat ve objektif olamıyordum. Bu nedenle yeni yazı tarzları geliştiriyordum. Anlatmak istediklerimi paketlemeyi öğreniyordum bu bana çok eğlenceli geliyordu.

Ardından iş hayatına atıldım. Eğitimler, dersler, merkez derken uzun bir süre yazamadım.

Bu öyle bir şeydir ki siz yazdıkça kaleminiz gelişir. Tıpkı yemek yapmak gibi. Uzun süre yemek yapamazsanız eliniz dağılır. Yazmakta öyle bir şeydir. Kaleminiz dağılır. Benim de kalemim dağıldı.

Bunun da yanında yazılarım çoğunlukla duygularımı ifade ettiğim bir ortamdı. İş hayatında oluşan, beni tanıyan çevrenin bunları çok da bilmesi uygun değildi. Bu beni bir nevi kısıtladı. Birine sinirlensem yazsam o kişi üzerine alınacak, olay anlatsam özellerine girecek, kendimi yazsam magazin olacak. Bu nedenle de bir süre yazamadım.

Beni düşündüren bazen güldüren şeylerden birisi ise şuydu. Önemli bir konuda ya da bilgi paylaşımı için yazdığım makaleler hiç dikkat çekmiyor okunmuyor fakat ailemle veya kendimle ilgili yazdığım özel şeyler haddinden fazla okunuyordu.

Bu aslında insanın varoluşuyla ilgili temel bir konu. Tv kanallarının ana felsefesi. Magazin, başkasının hayatına olan merak. Bütün sosyal paylaşım platformları bu sayede ayakta duruyor. İnanlar anlatmayı, göstermeyi, gözlemeyi, izlemeyi seviyor. Bu yaradılışla ilgili bir özellik olsa gerek.

Bu konuda yapılabilecek bir şey yok. Tercih meselesi. Eğer siz özelinizi paylaşmayı seviyorsanız, mutlaka sizi takip edecek birileri vardır.

Bir dönem işletme olarak instagramı aktif hale getirmeyi hedefledik. Bununla ilgili nerdeyse bir aya yakın araştırma yaptık. Hangi strateji ile instagramda takipçi sayımızı artırabiliriz diye. Çıkan sonuç “takibe – takip” yöntemiydi. Sen takip edersen o da seni takip eder.

Hedef kitlemiz belliydi 25-45 yaş arası anneler. Bu kitlenin en çok takip ettiği siteleri araştırdık ilk üçte ayakkabı, giyim ve güzellik vardı. Bunun yanında çok ilginç bir şeye rastladım. 3 yaşında güzel küçük bir kızın ailesi kızlarının fotoğraflarını  paylaşacakları bir instagram ve facebook sayfası açmışlar. Kızın hiçbir özelliği yok. Ailesi ünlü değil, kendisi film yıldızı değil. Takipçi sayısı 150 bin. İşin ilginç yanı aktif takipçi. Beğenileri 15-20 bin civarlarında.

Bu bayanların nasıl düşündüğünü, neyi takip ettiğini, amaçlarının ne olduğunu anlamakta bir kadın olarak zorlandığım zamanlardan birisidir.

Çocuğu kadın yetiştirir. Kadın ne kadar sağlıklı, eğitimli, donanımlı, zeki ve başarılı olursa çocuk da bir o kadar öyle olur. Burası kesin ve nettir. Yüzdeye vurduğumuzda, bu özelliklerdeki kadın sayısı, olması gerekenden çok çok daha aşağıda. Neredeyse çocuğu hiç görmesek de, anneye bakarak çocuktaki problemleri sayabilecek hale geldik. Yani kadınlar çocuk yetiştirirken kendi problemlerini çocuklar üzerine bu denli kopyalama özelliğine sahipler. Sonra da çocuğu düzeltmeye uğraşıyorlar. Temel de bir anlasalar kendilerini düzeltmedikleri sürece bu mümkün değil.

Her neyse biz her anne özeldir diyelim şimdilik. Bu konuyu ayrı bir “okunmayacak” yazı konusu olarak kenara koyalım.

En kısa zamanda bloğumu yenilemek ve aktif yazılarıma devam etmek istiyorum. Bir yerlerde benim dilimden anlayacak, fikir ve düşüncelerimi paylaşacak, bana bu konularda yalnız olmadığımı hissettirecek birileri olduğunu biliyorum.

Hayalim onlara ulaşmak, tanışmak, sohbet etmek, fikir ve bilgi paylaşımında bulunabilmek. Sonra da bu topluluğu bir grup haline getirebilmek ve çocuklarımızı birlikte yetiştirebilmek.

 

Kim bilir belki bir gün….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir