perfect-balance

Hamilelikte Denge!

Günler günleri deviriyor, haftalar haftaları. Bu ne kadar korkutucu bir hız. Hayatı fast food mantığında yaşamaya başladım artık. Hala “eski ben” mırıltıları arasında yeni “ben” le kavga halindeyim.

Bebeğimi öğrenmem ile bugün arasına koskoca 21 hafta sığdırmışız bile. Sanki ezelden beri böyle geziyorum. Yada tam aksi, iki günlük bir şey; dün bir, bugün iki, BİTTİİ.  Bu “zaman” denen canavarın hangi oyunu onu bile çözemiyorum.

Bugünkü kelimemiz DEĞİŞİM . Bu kelimenin anlamını şu aralar damarlarında hisseden birisi olarak ifade etmeye çalışmak, en doğal hakkım diye düşünüyorum.

Şu aralar bedenen, ruhen, psikolojik, her türlü değişim bende. Bakış açım, yaşam felsefem, konuşma tarzım, tepkilerim, kaprislerim her şeyler değişiyor. Bu benim ilk hamileliğim değil ama anlaşıldı ki her hamilelik ilkmiş.

Kadınları anlamak zordur, hamileleri anlamak imkansız. Çünkü biz bile kendi kendimizi anlamıyoruz ki.

Gece evin içinde geziniyorum, canım bir şey yemek istiyor. Ama yemek değil, meyve değil, çerez değil, bisküvi değil… eeee. Canım bir şey yapmak istemiyor, uyumakta, kitap okumakta, film izlemekte, bilgisayarla uğraşmakta … eeee.  Şöyle dışardan bakınca depresyonun dibi gibi görünen ruh hali aslında karışık.

Geceden, “yarın dinlenicem, akşama kadar yatıcam diye uyuyup, sabahın köründe ofis masasında olmak dengesizlik değil de nedir?

Çalışan kadın olmak zor, anne olarak çalışan kadın olmak daha zor, hamile ve anne olarak çalışan kadın olmak daha zor,  Hamile, anne ve yabancı bir ülkede kendi işinin sahibi olarak çalışan anne olmanın zorluk derecesi yok artık.

Ne kolay ki?

Sorumsuz olmak kolay, bencil olmak kolay, anlık yaşamak kolay, balık gibi amaçsız yaşamak kolay, gamsız yaşamak kolay, olursa olur olmazsa olmaz diye yaşamak kolay….

Ama bunların çoğu Allah vergisi. Sonradan olan şeyler değil. Tıpkı dünyanın bütün yükü sırtındaymış gibi gezen insanlar misali.

Benim anayasa kitabımdaki kurallardan birinde şu yazar. “Hayatta ağır ya da hafif diye bir şey yoktur, yaşadığın zorluk duygusu senin kaldırabilme gücünle alakalıdır”. Aynı olay iki kişinin başına gelebilir, birisi bunu gayet rahat bir şekilde atlatabilirken bir diğeri için hayatı boyunca atlatamayacağı tramvaya dönüşebilir. Olay aynı olaydır verilen tepkiler güçle bağlantılıdır.

Anayasa felsefelerimden bir tanesi ise insan kendisi yaşamadan gücünü anlayamaz. Başkasında gördüğümüz bir probleme baktığımızda ve ben olsaydım dediğimizde çoğu zaman dayanamazmışız gibi gelir. Ama beklenmedik bir şekilde başımıza geldiğinde çok daha farklı bir insan çıkabilir içimizden.

Bu iki felsefenin kazandırdıkları. İlk olarak hiçbir zaman olayları ve insanları suçlamaz sorunu hep kendinizde ararsınız. İkincisi ise kimseyle kendinizi kıyaslamazsınız. Her zaman sizden iyileri de vardır, kötüleri de. Başkalarında  gördüklerini kıyas için değil gelişim için algılayıp sadece kendini sorgulayarak yaşamak sağlıklı büyümenin kurallarındandır.

“Denge” kelimesi yine benim için derin anlamı olan çok sevdiğim basit kelimelerden birisidir. Vücut dengesi ile yaşamın dengesinin paralel olduğunu düşünürüm her zaman. Düzenli spor yapan sağlıklı insanların pozitif yaşamlarının en büyük nedenlerinden biri de budur aslında.

Hamile olunca ister istemez hızlı bir şekilde vücudun ağırlık merkezi değişiyor.

Bu aslında şu demek:

“Hayatın ağırlık merkezi değişiyor, önce kadının, sonra ailenin… “

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir