Kendini Misafir Gibi Ağırlamak

Beynim çırpınıyor. Son günlerde kendimle ilgili hissettiğim en yoğun duygu bu galiba.

     Tatil kelimesinin tam anlamını merak etmiyor değilim. Hani şöyle bakınca karşılığı dinlenmek olmalı sanki. Hayatın büyük bir kısmında yerine getirilen sorumlulukların biraz daha geri plana atılıp, fiziksel ve zihinsel olarak bir dinginlik dönemi olması gerekiyor. Bu duruma göre ben kesinlikle tatilde değilim.

      Fiziki sorumluluklarım birkaç kat artmış durumda. Günde en az oniki saat zihnim çocuklara bağlı çalışıyor. Özellikle de güvenlikleri konusunda devamlı tetikte geziyorum. Bu başlı başına yorucu bir şey zaten.. Bunun dışında kalan zaman zaten diğer ihtiyaçlarını karşılamakla geçiyor.

     Kişisel planlarımın neredeyse yüzde doksanını, onların akşam ki uyku saatlerine göre yapıyorum. O zamanda şöyle bir sıkıntı oluyor. Zaman kısa, yapılması gereken iş listesi uzun, o nedenle tercihler yapmak zorundayım. Kitap mı okuyum, yazı mı yazayım, dolapları mı yerleştireyim, alışveriş mi yapayım? Bulmaca çözmek, inovasyon sınavına hazırlanmak, İngilizce çalışmak, şaşkın için araştırma yapmak, takı tasarımı yapmak, taş boyamak ise biraz lüks isteklere kaçsa da  ilk etaptakileri bitirdikten sonra, zaman kalırsa,  yapmayı hayal ettiğim konular. Daha birde üçüncü etap hayallerim var ama onlar çok uzak olduğu için imkansız kategorisinde bekliyorlar.

    Yapmak istediğim ne çok şey var. Yapamasam da, bir şeylerle ilgilenmek, istemek, merak etmek, çabalamak, üretmek, insanı zinde tutuyor. Yaşamdan zevk almasını ve problemleri ile daha kolay baş etmesini, kafayı dağıtmasını sağlıyor.

     İnsan kendine değer vermeli. Ara sıra hayatında, kendini misafir gibi ağırlamalı. Ben severim ağırlamayı. Gittiğim yeri kısa sürede kendime göre değiştiririm. Kendime bir şekilde bir köşe bulurum, ya da masa kurarım. Okuyamasam da kitaplarımı yanımda taşırım. Yatmadan önce kendime mutlaka bir süre ayırırım. Sağlıklı beslenmeme dikkat ederim, düzenli kullandığım şeyleri yanımda taşırım. Spor yapamıyorsam da, bir video açar çocuklarla dans ederim.

    Kendime ait özel rutinlerimin olması, bunlar için çaba harcamak kendimi ağırlamamın bir parçası.

      İşte bu rutinlerde sıkıntı çıktı mı benim beynim çırpınmaya başlar. Normalde harcadığım enerjinin limiti bellidir ve bunun bir kısmı da kendime aittir. Çocuklar sakladığım enerjimi de harcadılar mı işte o zaman yorulurum ben.                   Dinlenemem. Uyku beni ancak yüzde kırk dinlendirir. Geri kalan yüzde altmışlık kısım beslenmektir. Okuyarak, öğrenerek, yazarak, düşünerek, paylaşarak, araştırarak, üreterek… Nasıl olduğu fark etmez. Ama beni besleyen ve dinlendiren bunlar. Bunlar benim ruhsal dengemi korumamı sağlar. Bunlar olmayınca ne mi olur? Benden, benim bile nefret ettiğim, başka bir ben daha çıkar. Devamlı gergin, tahammül seviyesi düşük, bağırtılı, karamsar, her şeyden şikayetçi, aşırı konuşan, sağa sola sataşan, hatta dırdırcı biri oluveririm. Herhangi bir insanda ne kadar sevmediğim özellik varsa hepsi bir anda kendimde çıkıverir. Çekilmez biri olurum. Bu bir iki saatte sürebilir bir iki gün de. Koçum bu tür arıca durumlarıma ‘Yörüngenden çıkmışsın’ der.

     Sonra bir miktar daha uzun uyuyarak ve de rutinlerime dönerek yörüngeme girerim.

     Sonra da kulağımın dibinde birileri  ‘Ayarın yok’ diye dolanır. Ayarım olmaz mı? Var. Zaten bozulduğu için bu hale geliyorum ya.

     Çözüm: kimse enerjimi süpürge gibi çekmeyecek.  Fiziksel yorgunluk seviyem alarm verdimi uykuya bir iki saat eklenecek.  Negatif insanlardan ve olaylardan uzak durulacak.

     Çözüm de belli işte ama yine de arıza çıkıyor. Bak mesela şu aralar beynim çırpınıyor. Yani alarm verilmeye başlandı!!

Şu anda gözüm kapanıyor ama yazı yazıcam diye debeleniyorum.

       Git yat uyu işte kadın bu neyin kavgası? Anlamadım ki?

       Bence herkes de var bunlardan kimi öyle kimi böyle. Kendini bilmek, tanımak, neyi neden yaptığınıın bilincinde olmak, nerede arızaya geçtiğini fark edebilmek lazım. Böylece hayatın sorumluluğunu üstlenmek daha kolay oluyor. Problemi dışarda aramak yerine içine dönebilmeyi sağlıyor. Çünkü dışarılarda aranılan problemlerin çözümleri hiçbir zaman bulunamıyor. Katlanarak büyüyor ve bir sonraki aşamada  ‘Ben bu noktaya nasıl geldim? Nasıl böyle biri oldum?’ soruları başlıyor.

        Bu sorulara da kimse cevap bulamıyor?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir