IMG_6836

Ruhsuz Cümleler

İnsanda bulunan sekiz çeşit zekâdan bir tanesi dil zekâsıdır. Bazı insanlar diğerlerine göre yabancı dil yapılarını daha kolay kavrarlar ve hafızayla da bunu destekleyerek daha kısa sürede  öğrenebilirler. Bazı insanlar ise farklı teknikler kullanarak ve düzenli çalışarak öğrenirler.

Bir de bunların dışında; Azerbaycan halkı gibi çift dil kullanan toplumların genetik dil yatkınlıkları vardır.

Dil öğrenmede önemli olan o kadar çok unsur var ki. Yaş, öğrenme şekli, öğretenin sistemi, hafıza, dili kullanma miktarı, bu etkenlerden sadece bir kaçı. Bunun yanında öğrencinin dili nerede kullanacağı  çok önemli. Konuşma, okuma, yazışma, tercüme, resmi işler, turizm gibi dilin kullanıldığı bir çok farklı alan var. Eğer, öğrenme amacı ve dilin nerede kullanılacağı ilk olarak belirlenirse, o yönde ağırlıklı eğitim almak daha verimli bir dil öğrenimi sağlar.

 Azerbaycana geldiğimizde Rus dili’nin bu kadar yaygın olarak kullanıldığını görünce, bunun bir fırsat olabileceğini düşündüm. Hiç vakit kaybetmeden daha ilk ayda bir hoca buldum ve derslere başladım. Yanlış eğitim sistemi, kötü bir hocayla birleşince ilk girişimim pek başarılı olmadı. Sonrasında yakınlarda bir dil kursu buldum ve oraya başladım. İşin içine girdikçe bu dilin tahminimden çok daha derin ve zor olduğunu gördüm. Diğer yandan da Rus diline aşık oldum.

 Gramer yapısı, ses yapısı, telaffuzu çok farklıydı. Bu noktada, belirli bir yaştan sonra bu dilde sınırlı ilerleme kaydedilebileceğini anladım ama yine de çok sevdiğim için pes etmedim. En büyük hayalim ve bu dili öğrenme amacım Rus edebiyatını kendi dilinde okuyabilmekti. Bir gün, bir taksi şoförü bana, Rusçayı orta seviyede öğrenmek için en az üç yılın gerekli olduğunu söylemişti. O zaman bu çok da inandırıcı gelmemişti.

 Büyük bir özveri ve çaba sonucunda uzun bir süre elimden geleni yaptım ve kendimce bir noktaya ulaştım fakat, bu noktada anladım ki Rus edebiyatını kendi dilinde okumak çok büyük bir hayal. Bunun nedenlerinden biri de Rusçanın da kendi içerisinde evrim geçirmesi.

 Dil yaşayan bir kavram ve zamanla çok büyük değişimler gösteriyor. Bu değişim en güzel sözlüklerden anlaşılıyor. Eski kitaplarda geçen kelimeler yeni sözlüklerde bulunmuyor. Zaman içerisinde editörler orijinal metindeki kelimeleri yine kendi dilinde yenileri ile değiştiriyor.

 Rus dili gibi çok zengin dillerin tercümesi ve çevirisi de bir hayli özen istiyor. Tercüme başlı başına bir sanattır. Değerini görmemiş sanatlardan bir tanesi. Bir dildeki kelimenin karşılığı diğerinde olmayabilir. Zaten dilin zenginliği de kelime kapasitesiyle ve ifade zenginliği ile doğru orantılıdır. Rusça da bir kelime ile ifade edilen bir hareketi Türkçeye çevirirken tasvire girmek zorunda kalabilirsiniz. Çünkü o konumun kelime karşılığı, kelime olarak bu dilde yoktur ve siz çevirirken açıklama yapmak zorunda kalırsınız.

 Bir ara elime Dostoyevski’nin Suç ve Ceza isimli kitabını aldım. Okuyorum ama biliyorum ki Rusçası bu kadar soğuk ve donuk değil. Orijinal eserde duyguların ne kadar derin ve tasvirlerin ne kadar canlı olduğunu tahmin edebiliyorum. Çevirinin kötü olması, romanın tam aksine karışık bir anlam vermiş ve tasvirler bir o kadar sıkıcı hale gelmiş. Kitap yarım bırakmak hiç huyum olmamasına rağmen 60. sayfada çevirinin bu kadar kötü olmasına dayanamadım ve kitabı bıraktım.

 Keşke her kitabı kendi dilinde okumak gibi bir yeteneğe sahip olsaydık ama şimdilik bu imkânsız. İşte çevirinin önemi bu noktada devreye giriyor. Eğer eseri okurken cümleler kendi dilindeki ruhu size yansıtabiliyorsa o güzel bir çeviridir. Kötü bir çevirinin bedeli iyi bir yazara mâl edilmemeli.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir