SaskınHakayde KayraCan’a Benziyor

Saskınblog ile ilgilenirken Hakaydeyi biraz ihmal  ettim. Aslında kafamda sürekli yazıyorum ama bir türlü gölgesini düşüremiyorum sayfalara.

Saskınblog ile Hakayde’nin farkı nedir? Saskın benim küçük oğlan. Şımarık, hareketli, meraklı, umursamaz, başıboş, zeki, renkli, eğlenceli. Hakayde ise ağabey. Büyük, ağır, olgun, derin, düşünceli, karamsar, duygusal, küskün, gözlemci, ayrıntıcı, evhamlı.

Bu yüzden Hakaydeyi her zaman, her şeyle beslemek saskına göre daha zor. Kelimeleri daha nazlı, cümleleri daha karmaşık. Çoğu zaman anlaşılanla anlatılan arasında dağlar var.

Tıpkı KayraCan gibiler. İçimdeki KayraCan.

Kırka bir kala hayatımın rotası değişiyor sanki. Değişim, yaşamın kanıtı.

Fakat ayrıntı şurada gizli ki,  gerçek değişim; insanın içinde, derinlerinde var olanlarla hayatının dekorunu değiştirebilmesi.

Hayatın dekoru ne kadar kalabalıksa, nefesin özgürlüğü bir o kadar kısıtlanıyor. Her anlamda fazlalıklardan kurtulmakla başlıyor dönüşüm. Gereksiz eşyalardan, insanlardan, problemlerden, düşüncelerden ve yıllarla biriken ruhsal ağırlıklardan kurtulmak gerekiyor. Yıllarla biriktirilenler, günlerle atılamıyor tabi ki. Biriktirme zamanı kadar olmasa da yine de temizlik için zaman gerekli. Adım adım ve yavaş yavaş. Vedalaşarak.

‘Şimdilik dursun’ kutuları teker teker açılmalı. Her parçada hatıralar renklenmeli, tek karelik akıl fotoğrafları çekilmeli ve ‘artık gidebilir’ kutularına yerleştirilmeli.

Her yer temizlendikten sonra bir süre nefesin özgürlüğüne izin verilmeli. Ardından yeni dekor için parçalar belirlenmeli. Sadece İhtiyaç dahilinde.

Ben bir süredir temizlik aşamasındayım.  Bir süre daha da devam edicek sanırım. Bu kadar yılda, gerekli gereksiz o kadar çok şey biriktirmişim ki. Bir yandan eşya temizliyorum, diğer taraftan ruhumu, bedenimi temizlemeye çalışıyorum. Ama bunu zevkle yapıyorum.

Beyin sadeleştikçe, farkındalıkla alınan her nefes biraz daha güçlendiriyor insanı. Dış dünyanın sesi uzaktan geliyor. Öyle zaman oluyor ki sana ihtiyacı olanlar için endişeleniyorsun ama o anda içinden bir ses şöyle diyor ’ Sen güçlü olmadıkça onlar için yapabileceğin bir şey yok. Onları ancak kendinle birlikte ayağa kaldırabilirsin. Aslında kendin için yaptığın her şey onlar için. Bu yüzden bir süre onları rahat bırak. Endişelerinle boğma. Zaten sevgi bağıyla onlar da güçlenecek’

Tabi ki  hayata ‘Sen bekle, ben biraz toparlanayım sonra devam ederiz’ diyemezsin. Ama dış dünya için harcadığın enerjinin bir miktarını içine yönlendirip, hayat için asgariyi bırakmak kimseyi öldürmez.

Her zaman hayatın bizi yorduğunu düşünüyoruz ama son günlerde benim de dünyayı gereğinden fazla yorduğumu ve meşgul ettiğimi fark etmeye başladım. Çekişerek değil de ortak uyumu yakalayarak yaşamak herkes için daha kolay sanırım.

Bir taraftan da hayatımın yeni dekoru için malzemeler seçmeye başladım. Çoğunu daha bulamıyorum veya nasıl ulaşacağımı bilmiyorum ama sabırla bekliyorum. Ben hazır olduğumda bir şekilde karşıma çıkacak ve o anı sürpriz olarak algılayacağım. İşte uyumu yakalamak derken bu bekleyişten bahsediyordum.

Daha çok yol var, yapılacak çok şey var ama farklı yaptığım şeylerden bir tanesi artık yolun sonu için sabırsızlanmak yerine, yolculuktan keyif almaya çalışıyorum.  Yalnızlıktan şikayet etmek yerine, içerisinde ki huzuru yakalamaya çalışıyorum.

Yoga yaptığım salonda yüzümün dönük olduğu taraf, yerden tavana kadar cam. Karşımda hazar denizi var. Bazı günler güneş ışıkları denize düşüyor ve ışıldıyor. Sanki gökyüzünden denize sim yağıyormuş gibi nokta nokta ışıklar, yanıp sönüyor. Bazı günler ise hava kapalı oluyor ve deniz gökyüzünün rengi kadar kararıyor ve birleşiyorlar. Bazen o karanlığı da seviyorum ben.  Parıltının enerjisinin yanında, bulutların karanlığı daha dingin geliyor.

Deniz aynı deniz. Parıltı güneşin, karanlık bulutların oyunu. Ama gün üçüyle güzel.

Saskı’nın pırıltısı da benim Hakayde’nin karanlığı da.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir