0000000411059-1

2019 Kitap Serisi 3: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Stefan Zweıg

Türkiye İş Bankası Yayınları – 68 sayfa

Satranç isimli kitabını dinlerken tanıştım Stefan Zweig ile. Bu arada o da tavsiye edebileceğim kitaplar arasında. Klasik hikayelerden az buçuk sıkılmış, farklı bir şeyler okumak istiyorum, çok da uzun olmasın diyebileceğiniz kitaplardan. Ya da benim gibi spor sırasında dinleyebileceğiniz türden.

Yazarın okuduğum ikinci kitabı da ‘Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’.  Kitap sadece bir kadının yazdığı uzun bir mektup aslında. Yani toplamda neredeyse iki kişi var kahraman olarak; yazan ve okuyan.  Bir kadının gerçek aşkını kendi dilinden tane tane okuyorsunuz. Bu kitapta benim aklımda kalan şeylerden birisi gerçek aşkın karşıdaki kişiden bağımsız, yalnız başına nasıl yaşandığı. Kimseyi sorumlu tutmadan, tutsak etmeden, bir şey beklemeden, hesap sormadan nasıl yaşanabileceğini, farklı ve içten bir şekilde anlatabilmesi. Yer yer bu kadar da olmaz dedirtecek kadar naif duygular. Kırgınlığını aman sakın kırılma endişesiyle anlatma çabası.

Düşündürüyor insanı; ilişkilerimizden beklentiyi, bencilliği, kıskançlığı, suçlamaları, takıntı ve saplantıları çıkardığımızda geriye ne kalır?  Eğer ki kalıyorsa, işte o duyguları alıp pamuklara sarmak lazım çünkü işte onlar karşıdakine hissedilen gerçek duygular.

Aslında düşününce vardır benim böyle hissettiklerim, sevdiklerim. Sadece sevdiğim için sevdiklerim. Bunu anlatma, kanıtlama gereği duymadıklarım, beni sevsin diye beklemediklerim veya yaptıkları karşısında kırgınlığımı söyleme gereği hissetmediklerim,oldukları gibi kabullendiklerim. Bazen kendileri de bilmez hayatımdaki yerlerini, önemlerini.

Aşka ve evliliğe ve eşe gelince; bu ne kadar mümkündür yani aradaki diğer faktörleri ayıklayıp saf duygulara ulaşmak, ne kadar mümkündür, onu tam bilemicem. Bence bu insanın olgunlaşmasındaki master seviyelerinden birisi olsa gerek. Tabi ki sevgi hissedilir ama içerisine bir o kadar diğer duygular da karışmıştır.

Bu şeye benziyor; bir çocuğa oyun hamurlarını ilk aldığında çok heyecanlanır. Hepsi birbirinden farklı ve güzel renklere sahip bir sürü hamuru vardır. Fakat kısa bir süre sonra kımıldanmaya başlar, rahat duramaz ve yavaş yavaş hepsini birbirine karıştırmaya başlar. Ortaya yeni yeni renkler çıkar, kimi ala bula olur. İstese de artık ayıramaz onların hiçbirisini birbirinden. Tek yapabileceği kalan renkleri bilinçli bir şekilde ekleyip harmanı istediği renge getirebilmektir. Onu da beceremezse genelde boz renkli çamur gibi bir hamur çıkar orataya.  İşte evlilikteki ikili ilişkilerde buna benziyor…. Başlarda duygular da renk renk ve cezbedici gelir. Bir süre sonra yavaş yavaş karışmaya başlar veee sonuç kalan duygularla harmanı istediğiniz renge getirebilmek ya da eldekini kabul edip renge aldırmayıp şekil veremeye  odaklanmak…

 

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu: güzel bir kitap tavsiye ederim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir