Bir Kırmızı Işık Masalı

Fotoğraf:  benim bir türlü kavuşamadığım aşklarımdan. Profesyonel olarak fotoğraf çekebilmek en büyük hayallerimden. Bugüne kadar ki çabalarım bu aşk için yetersiz kaldı ama inanıyorum ki doğru zaman da, doğru yolu bulduğumda kavuşacağız.

Hayata bir objektif gözüyle bakabilmek farklı bir şey. Yani gözlerinizi bir objektif gibi kullanabilmek. Hayatın hareketli sahneleri arasında bir kare yakalayıp, gözlerinizle çerçevesini belirleyip, o anda zamanı dondurabilmek. Sonra da o kareyi hafızanıza kaydedebilmek. Hatta ve hatta birkaç saniye içerisinde fotoğrafın renk ayarını yapıp, gerekli filtreleri kullanabilmek.

Tabi ki sonra da bunun hikayesini anlatabilmek…

Bugün, akşam üzeri, arabayla markete giderken, dar ama hareketli bir sokağın köşesinde ki, kırmızı ışıkta durduk. Kafamı çevirdiğimde, açık olan penceremden, ayakta tavla oynayan adamlar gözüme ilişti. Azerbaycan tavlası oynuyorlardı. Zarlar bir o tarafa bir bu tarafa devrilip duruyordu. Trafiğin gürültüsü, ses perdesi misali, zarların sesini kesiyordu.  Adamların arkalarında ki dizi dizi dükkanların: dar kapılı, beyaz kepenkleri kapalıydı. Kaldırımlar, biten bir iş gününün ardında kalan döküntüleriyle, çöpçüleri bekliyordu. Beylerin yaşları altmış civarında ve aşağı yukarı birbirine yakın denebilirdi. Fakat tarzları oldukça farklıydı. Soldaki adamın altında ve üzerinde gri bir eşofman takımı  ve ayaklarında sandalet tipi, delikli, deri bir ayakkabı vardı. Elinin biri devamlı arkasında duruyordu ve hamlesi bittiği anda diğer elini de ona kavuşturuyordu. Yüz ifadesinde ki rahatlık oyunda avantajlı olduğunu hissettiriyordu.

Sağdaki adam biraz daha tedirgin ve hareketli oynuyordu. Ayakları bir ileri bir geri giderken belden yukarısı, sanki sopayla tutturulmuş gibi, ortalama otuz, kırk derecelik bir açıyla hep önde duruyordu. İki eli de havada, kendince daireler çiziyordu. Zarları diğer adama göre daha hızlı salıyor ve daha yukarıdan bırakıyordu. Muhtemelen zarlardan beklediği sayılar skor için önemliydi. Ayaklarında: kendi rengini kaybedeli uzun zaman olmuş, kahverengi siyah arası bir çift ayakkabı vardı. Üzerinde ise o tarif edilemeyen kayıp renge bir şekilde uyum sağlamış, bol kumaş bir pantolon ve salaş bir gömlek. Yüz hatları daha yumuşak olmasına rağmen, ifadesi daha heyecanlıydı. Yüzünde ara ara çıkan belli belirsiz gülümseme, oyundan ne kadar zevk aldığını pek güzel anlatıyordu.

Arabanın açık penceresinden çerçevelediğim bu kareyi anında dondurdum. Nedense bu kareye siyah beyaz yakışır diye düşündüm ve renkleri yok ettim. Sanki çok soğuk oldular diye düşünerek hafif sarımsı bir filtre ekledim. Fotoğraf kayda hazırdı. Tam tarih dergilerinde anlatılacak ‘Azerbaycan da tavlanın tarihi’ konulu yazıya uygun bir fotoğraf olmuştu.

Arka fonda ki kirlenmiş, beyaz, dar ve sık panjurlar, aslında fotoğrafın zamanını veriyordu. Akşam iş çıkışı. Neden ayakta ve kaldırımın ortasında oynuyorlardı?  Muhtemelen eşofmanlının evi, diğerinin işyeri yakındı tam da durdukları yere. Kim bilir belki de orta da buluşmuşlardı.

Yüzyıllar öncesinde Go oyunu oynayan Japonlar gibi sadece oyuna konsantre olmuşlar, zamandan mekandan kendilerini soyutlamışlardı. Efsanelerde anlatılan go oyuncuları kadar havalı değillerdi. Muhtemelen yüzyıllar sonra da, onları kimse anlatmayacaktı, kitaplarda tasviri resimleri bulunmayacaktı. Neleri eksikti ki? Tavla, Go kadar havalı mı değildi acaba.

Yüzyılları bırak şu anda da onları benden başka gören yok gibiydi zaten. Telaşlı insanlar, sanki  onlar yokmuş gibi sağdan soldan geçiyordu. Akşam vakti, kaldırımın ortasında, kendilerinden geçmiş bir şekilde tavla oynayan iki yaşlı adamın fark edilecek neleri vardı ki? Bu yüzyılda….

Belki de ondandır bu fotoğraf tutkum. Anın içindeki hikayeleri kaçırmamak içindir. Gelecekten çok geçmişle haşır neşir olduğum içindir. Ya da gelecekte hatırlanacak geçmişe not düşme çabamdandır. Bedenen ve ruhen var olamayacağım zamanlarda da yaşama isteğimdendir.

Yüzyıllar sonrasında tavla oynayan Azerbaycanlıları tıpkı Go oynayan Japonlar kadar karizmatik gösterebilmek içindir bu yazının nedeni.  Kim bilir…

Yazmak, bir kırmızı ışık süresince iki insanı alıp yüzyıllar sonrasına götürüp getirebilmektir işte. Fotoğraf da bu seyahatin kanıtı ve hatırasıdır. Bunun için her sihirli hikayenin, bir yerlerde  gizli bir fotoğrafı mutlaka vardır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir