Yalnız Saatim Var

Geceleri kolay geçirmenin en iyi yollarından biri de, güzel bir müzik eşliğinde yazmak sanırım. Masamın üzerinde bir sürü defter, ajanda var. Bir kova da çeşit çeşit renkli kalemler. Yine de bloğumun yeri ayrı. Bana iki seçenek sunsalardı; kitap mı yazmak isterdin, yoksa çok okunan bir bloger olmak mı, bloğumu tercih ederdim. Daha canlı, daha aktif, daha hızlı ve reaksiyonları daha kolay alabileceğim bir platform. Gerçi çok okuyucusu olmayan, yani pek fazla reaksiyon almayan birine göre komik bir neden oldu ama olsun. Dokuz yıldır bu camianın içinde olan biri olarak şunu söyleyebilirim. Blogerlar ikiye ayrılır; bir kısmı der ki; sayı önemli değil, bir iki kişi bile olsa, yazdıklarım birilerinin hayatına dokunuyorsa benim için yeterlidir. Hatta gereksiz kalabalık yerine kaliteli ama az okuyucu daha makbuldür. Diğer kesim de der ki; ne kadar çok Okumaya devam et Yalnız Saatim Var

Hayalin Kaç Dakikalık?

Son dönemlerde astrolojiye merak saldım. Epey de okuyorum ama çok geniş bir alan ve çok ayrı bir dili var. Gezegenler, burçlar, evler, yıldızlar, açıları derken mümkün değil hepsini aklımda tutamıyorum. Okuduğumu az buçuk anlıyorum ama birine anlatayım dersem terimleri toparlayamıyorum. Bir gün öğrenicem bu dili ama inanıyorum. Son dönemde en temizinden anladığım şey ise eski dünya düzeninin yıkılıp yerine yeni dünya düzeninin kurulduğu. Her şey önce alt üst olacak, temizlenecek ve ardından yeniden kurulacak.  Bu yüzden de 2020 ve hatta 2021 onlar için oldukça önemli yıllar. Bu arada da, yeni dünya düzeninde nasıl bir yer istiyorsun, bir yıldan  başlayarak 10 yıla kadar hedeflerin, hayallerin, isteklerin neler, düşün, yaz çiz, gibi paylaşımlar geziniyor. İşin içine girince bunların nereden geldiğini az buçuk çözebiliyorsun ama çözemesen de bunları düşünmekten ne zarar gelir ki diyorsun kendi kendine. Okumaya devam et Hayalin Kaç Dakikalık?

Dünya Omzunu Silkti

Karantina günlükleri diye mi başlasak acaba, yoksa İstanbul da, iki çocukla tek başına karantina, diye mi atsam başlığı. Önümüzün ne olacağı, ömrümüzün kalanı belli değilken şuraya iki şey çiziktersem diye damardan mı girsem yoksa. İçinde yaşadığımız zamana bakacak bir sürü farklı pencere var aslında. Okumaya devam et Dünya Omzunu Silkti

Dilek Defteri ve Dilek Panosu

 

Kişisel gelişimle ve kuantumla ilgilenenler bu anlatacaklarımı aşağı yukarı bilirler. İbadetle uğraşanlar da aslında temelde aynı şeyi farklı bir bakış açısından bilirler. Dilek, dua, niyet, istek….

Anlatacaklarıma başlamadan önce özellikle söylemek istediğim küçük bir husus var. Biz bazen, hedefimize ulaşmaya çalışırken, küçük ayrıntılara çok fazla takılabiliyor ve orada da çivilenip kalabiliyoruz. Hedefimize giden yolda önümüze çıkan önyargılarımız, tabularımız, takıntılarımız, şekilciliğimiz ve beynimizin girdiği kalıplar ayağımıza taş oluyor, bizi yere yapıştırıyor. Ardından, kendi gölgemizle kavga edeceğiz derken hedefimizi de, kalan yolu da unutup gidiyoruz.

Kelimeler biz insanların kolay anlaşılabilmesi için muhteşem araçlar. Onlar da bizim gibi yaşayan, değişen, olgunlaşan ya da içi boşalan, anlamı yükselten veya yanlışa sevk edebilen varlıklar. İşte bu kendimizi ifade etmemiz ve dünyayı anlamamız için kullandığımız araçlar da bazen bizi yere yapıştıran taşlardan biri oluveriyor. Hele bir de önyargılarımızla, kalıplarımızla birleşirse güçlerine güç yetmiyor.

Eğer ki bunların bilincinde olacak kadar, farkındalığımızı artırırsak, ufak şeylere takılmadan ilerleyebilirsek, zamana daha kolay ayak uydurabilir ve çok daha keyifli bir yaşam sürebiliriz. Okumaya devam et Dilek Defteri ve Dilek Panosu

Sırça Köşk

Sabahattin Ali

Kitabın arka kapağına ‘ Türk edebiyatının öykücüsünden zamana karşı koyan öyküler’ diye bir not düşülmüş. Son öykü olan Sırça köşkü de okuyup kapağı kapatınca, bu kitap ancak bu kadar güzel özetlenebilir, diye düşündüm.

Hani tarihini ve yazarını söylemeden okutsam size kitabı bundan bir kaç yıl önce yazılmış da diyebilirsiniz ama 74 yıl önce yazılmış. Okumaya devam et Sırça Köşk

O Benim Abim

Dört yaşındaki bir çocuk, sekiz yaşındaki down sendorumlu abisini arkadaşlarına nasıl anlatabilir?

Mevzu derin ama oldukça da mühim. Bu hikayede herkese birer hisse düşüyor sanki. Kahramanlar dörtlük Can ve sekizlik Kayra.

Zamanın birinde, annesi, küçük oğlu Can’ı okuldan almaya, büyük oğlu Kayra ile birlikte gitmiş. Can’ın okulunun güzel bir bahçesi varmış ve çocuklar okul çıkışı bu bahçede oyun oynamayı çok seviyorlarmış. O gün de çıkışta bahçede diğer çocuklarla birlikte oyun oynamaya başlamışlar. O sırada evinden kaçan tasmalı bir kedi bahçenin ortasında ki ağaca tırmanmış. Kayra ve Can bunu fark edince (ki kedinin onların korkusundan ağaca çıkma ihtimali de yüksek tabi laf aramızda) kafaları yukarıda ağacın altında zıplayıp duruyorlarmış.. Bir taraftan da diğer çocuklara haber vermeye çalışıyorlarmış. Fakat işe bak ki, Kayra’nın konuşması, diğer çocukların ilgisini kediden daha çok çekmiş. Can’ın sınıf arkadaşları başlamışlar Kayrayı incelemeye. Okumaya devam et O Benim Abim

Kokular Kitabı

Kokularla ne zaman ilgilenmeye başladığımı tam hatırlamıyorum ama harekete geçtiğim nokta Kayra’nın doğumuydu sanırım. O zaman zeka ve beyin gelişimi ile ilgili araştırırken çıkmıştı karşıma. Aslında duyusal terapilerin içerisinde daha fazla bulunması gerektiğini düşünüyorum ama genel olarak bu konuda yeterli bilgiye ve deneyime sahip değiliz zaten. Okumaya devam et Kokular Kitabı

Engelliler Neden Kabul Edilmez?

Biz, engelli insanların farlılıklarını kabul ettirerek, topluma entegre etmeye çalışırız. Yaşanılan bütün problemlerin temelinde insanların birbirini oldukları gibi kabul etmemesi yatıyor. Peki şöyle bakarsak normal denilen insanlar arasında ki farklılıklar, engelli statüsüne koyduklarımızdan çok mu az. Biz kendimize benzemeyen birini kolay kabul edebiliyor muyuz? Herkesin ve her şeyin tek olduğu, tamamen birbirinden farklı olduğu bir evrende farklılıklar yüzünden çatışmaların çıkması ironik bir durum. Hele de herkesin içinde bir yerlerde ben tekim, özelim, bir taneyim gibi ego sesleri yankılanırken, başkalarını farkı yüzünden dışlamak çok komik. Okumaya devam et Engelliler Neden Kabul Edilmez?

Beni Pek Sevmezler

Zamanında bir arkadaşı anneme ‘Deyyan insanla beslenen biri, etrafında insan olmazsa yaşayamaz’ demiş. O zamanları düşününce çok normaldi böyle bir yorum ama son senelere geldikçe tam tersi oldu, zehirlenir oldum. Kaçacak delik arar oldum, bir iki tane de buldum, kafam attıkça giriyorum o küçük dünyalara, çekip, dizlerimi göğsüme, sarılıyorum, gömüyorum kafamı. Ne kadar küçülebilirsem o kadar iyidir. Sessizlik, karanlık, sakinlik herkesin ara sıra ihtiyacı. Ama nedense pek dile getirilmez. Dile getirenin de vay haline…

İnsanlar beni ya çok sever, ya da gıcık olurlar. Pek nefret edilen bir tip değil Okumaya devam et Beni Pek Sevmezler

Tek Kişilik

Haftalar öncesinden almıştım tiyatro biletimi. Bir adet tiyatro bileti. Aldığım zaman, önce biraz buruk hissetmiştim kendimi, ama kısa süre sonra geçmişti. Bugün ise çok keyifliydim, tiyatroya, sinemaya, sergiye gidebilmek için veya güzel bir yemek yiyebilmek için için illa birinin olması da şart değil. Kafa dengi biri olsa tabi ki çok keyifli olur ama olmaması bunların yapılamayacağı anlamına da gelmiyor. Ya da tadından kaybedeceği anlamına. Okumaya devam et Tek Kişilik