Yirmi Yıllık Dem Lazım

       Yazar nasıl olunur? Yazar olmak ne demek? Bu yaştan sonra yazar olunur mu?

    Aslında ilk yazarlık hayallerim ortaokul yıllarına denk gelir. Hatırlıyorum; babamın iş yerinde bir daktilo vardı. Onu eve getirdim, bir masa buldum yerleştirdim. Kendi kendime role girdim ve o daktilo ile sayfalarca yazdım. Aklıma ne geldiyse yazdım. Zorla etrafımdakilere okuttum, hepsi de aferin güzel olmuş dediler.

Sonra öyle böyle derken, bir gün kendimi mühendis olarak buldum. Okumaya devam et Yirmi Yıllık Dem Lazım

Kutu Kutu Keçileri

Bana ara ara bir değişik gelirler. Pis pis, ver ver, at at, kutu kutu ve sil sil zamanlarım olur. Daha ayrıntılı anlatmak gerekirse; pis pis zamanı, kafamın çok fazla olumsuz şeylerle meşgul olduğu zamanlara denk gelir. Etrafımda her yer gözüme pis görünür ve bende yoğun bir temizlik dönemi başlar. Artık gözümün gördüğü, aklıma gelen nereler varsa kazırım, kazıtırım. Bu konuda rol modelim eski yardımcımdır aslında. Kendisi hayatta görüp görebileceğiniz en takıntılı temizlikçidir. Temizlik takıntılı temizlikçi kadar iyi bir şey var mıdır şu dünyada acaba. İşte evi kazıdıkça (ki derin temizliğe ben kazımak derim kendimce) kafam rahatlar, temizlenir, nefes almaya başlarım.  Bu da benim iyi terapi metotlarından birisidir. Okumaya devam et Kutu Kutu Keçileri

Bağımsız Muhabir : Bla Bla Bla

Bi çeneyle ilgili yazasım var. Çünkü bu yaşıma kadar, başıma iyi-kötü, ne geldiyse, çenemden geldi.

Ben konuşmayı seven ve fırsatını bulduğumda da Allah ne verdiyse konuşan biriyim kardeşim. Bu sonradan olan bir şey değil ki. Gidin anneme sorun. Çocukluğuma ait benden tek şikayeti çok konuşmamdır. Oradakini buraya, buradakini oraya, bildiğin bağımsız muhabirmişim yani. Beni dinlemediklerinde elimle çenelerini tutar, çevirir zorla dinletirmişim kendimi. Tabi büyüdükçe muhabirlik konusunu kontrol altına aldık ama konuşma performansı konusunda pek de bir şey kaybettiğim söylenemez. Gerçi bana sorsan ben çok konuşmuyorum, ayrıntıya biraz fazla giriyorum, o da insanları konudan uzaklaştırıyor az biraz:) Okumaya devam et Bağımsız Muhabir : Bla Bla Bla

Büyüyünce Bilge Olsunlar

Ben her insanın dünyaya bir misyonla geldiğine inanırım. Biz o kadar büyük bir sistemin, o kadar küçük bir parçasıyız ki. Bu sistemin düzenli çalışabilmesi için de her bir parçanın üzerine düşeni yapması gerekiyor. Bireysel olarak aslında hiçbir anlamımız yok, bütün olduğumuzda varız.

İnsanoğlu olarak kendimizi haddinden fazla önemsiyoruz. Önce kendi dünyamıza dalıp, bireyselleşip, diğer bir deyişle bencilleşiyoruz. Sonra da o kendimize yarattığımız dünyayı şişire şişire kendimizi koca bir balonun içinde buluyoruz. Ne dışarı çıkabiliyoruz, ne de içeride yaşayabiliyoruz. Çünkü yaradılış olarak dokunma ihtiyacımız var. Biz izole yaşayamayız. Bu doğamıza aykırı ama buna rağmen yaşam felsefemiz zamanla “Ben” ekseni etrafında dönmeye başlıyor. Okumaya devam et Büyüyünce Bilge Olsunlar

Yemek İsyanı

Nereden ve ne zaman kulağıma çalındı bilmiyorum ama kahvaltı ve akşam yemekleri bir ailenin iki temel taşıdır derler. Hatta yakın zamanda okuduğum bir makaleye göre dünyada ki en mutlu çocuklar Hollandalı çocuklarmış. Bunun da nedenlerinden birini, diğer ülkelere göre her sabah ailece kahvaltı yapma oranının daha yüksek olmasına bağlamışlar. Ailenin bir masa etrafında toplanması, aynı şeye odaklanması, yemek sırasında edilen sohbetler ister istemez bağ oluşturuyor demek ki. Bu anlattığım aslında çok da yeni bir bilgi değil on kişiden dokuzunun mutlaka bildiği bir şeydir ama benim asıl takıldığım konu uygulama aşamasında çıkan problemler. Okumaya devam et Yemek İsyanı

Bir Depresyon Hikayesi

Son birkaç aydır yaşam felsefem ‘Kaliteli Yaşam’. Aslında bu felsefe benim için çok da yeni değil. On sene öncesinde de aynı felsefeyle yaşıyordum. Kayra’nın doğumundan sonra odak noktam ona kaydığı için kendimi geri plana atmıştım ta ki bu seneye kadar. Son yedi sene benim için ruhsal, psikolojik ve bedenen oldukça  ağır geçti. Son dönemlerde ise artık bünyem hiçbir alanda buna dayanamaz hale geldi. Bedenen ve psikolojik yorgunluğumun yanında da ruhsal olarak kendimi kaybetmeye başlamıştım. Okumaya devam et Bir Depresyon Hikayesi

SaskınHakayde KayraCan’a Benziyor

Saskınblog ile ilgilenirken Hakaydeyi biraz ihmal  ettim. Aslında kafamda sürekli yazıyorum ama bir türlü gölgesini düşüremiyorum sayfalara.

Saskınblog ile Hakayde’nin farkı nedir? Saskın benim küçük oğlan. Şımarık, hareketli, meraklı, umursamaz, başıboş, zeki, renkli, eğlenceli. Hakayde ise ağabey. Büyük, ağır, olgun, derin, düşünceli, karamsar, duygusal, küskün, gözlemci, ayrıntıcı, evhamlı. Okumaya devam et SaskınHakayde KayraCan’a Benziyor

Özel Anne-ler

Bu yazı, geçenlerde yazdığım ‘Kayra’nın Annesi Olmak‘ ile başlayan ANNE yazı dizisinin ikincisi. Bu sefer konumuz Özel Anne olmak. Tabi ki her anne kendine göre özeldir ama benim kast ettiğim özel bir çocuğa sahip olan anneler. Örneğin ben gibi.

Anne olacağımı öğrendiğimde ki saftrik heyecandan başlasak bu yazı bitmez tabi ki. Altı yıllık annelik hikayemi anlatmaya kalksam ortalık darmadağın olur, toparlayamayız. En iyisi başlangıcı ve bitişi belli olmayan bir yol izlemek sanırım. Tıpkı duygular gibi.

Her zaman için en zor olan, anlatılamayacak ve kesinlikle anlaşılamayacak olanı ifade etmeye çalışmaktır.  Peki bu çaba nedendir? Kim bilir? Belki küçük bir umut, kimi zaman sessiz bir çığlık, kimi zaman deşarj olma ihtiyacı, kimi zaman ben de insanım isyanı. Çok mu gerekli? Hayır ama neden olmasın?

Okumaya devam et Özel Anne-ler

Kayra’nın Annesi Olmak

Bir süredir kafamda yazıp, çizip duruyorum bu konuda ama bir türlü sığdıramadım. Beynimin, ruhumun, tüm benliğimin içinde, damarlarımda dolaşıyor bu annelik. Evet, Can’ın da annesiyim, o ayrı bir keyif ama Kayra’nın annesi olmak kendi içerisinde bir dünya.  Kolay mı? Kesinlikle hayır. Ama tarif edilemeyen başka duygular yüklü bu cümlenin altında. Belki de hayatın bütün gerçekliği, acımasızlığı, doyulmaz sevgisi, çaresizliği, seçilmişliği, başarısı, azmi, kayboluşu, zorluğu, nadideliği var. Okumaya devam et Kayra’nın Annesi Olmak

Teknoloji mi Daha Çılgın, Yoksa Anneler mi?

Teknoloji mi daha çılgın kadınlar mı onu bilemiyorum, Hangisi, hangisinden daha hızlı güncelleniyor onu da kestiremiyorum ama   iki dakika yerlerinde dursalar bi kesin ben de yetişicem.  Bir koşturma halindeyim. Bundan bir on yıl önceki performansım olsa hepsi benden sorulurdu ama hamlamışım galiba. Nefesim kesildi, başım döndü, ekrana balık gibi bakıyorum. Okumaya devam et Teknoloji mi Daha Çılgın, Yoksa Anneler mi?